Sayfalar

yöresel yemekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yöresel yemekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aralık 15, 2024

Bir kitap: SADENİN LEZZETİ (Yeme İçme Kültüründen Retrospektife Uzun İnce Bir Yol) 1

 


Uzun zamandır yazmayı tasarladığım bir yazı bu. Yaklaşık beş aydır elimde olan güzel bir kitabın tanıtımını istemeden  geciktirdim. SADENİN LEZZETİ sadece bir yemek kitabı değil. Orta Anadolu'da Çankırı İli- Kurşunlu İlçesi'nde yeme-içme kültürünü, felsefi bir bakışla derinlemesine işleyen, 2024 yılında basılan  bir kitap. Ülkemizin birçok yöresinde aynı kültürün uzantılarını görmek mümkün.

Bazı kitaplar farklıdır; Kitabın satır aralarında yazarın yaşamından da güçlü yansımalar  bulursunuz. Kitabın içinde adeta ikinci bir kitap vardır. Gerçek yaşamdan bir başka öyküye uzanan yollar çıkar karşınıza. Kitap ayrı bir değer kazanır kafanızda.  Anlatılanlar anılarla bütünleşir, ruhunuza işler adeta.

"Sadenin Lezzeti" 86 sayfa, boyutu küçük ama içi dopdolu bir kitap. Bir kez okunup bir köşeye  bırakılacak  kitaplardan olmadığı gibi okudukça bilgi dağarcığınızı zenginleştirecek bir kitap.  Eserin tüm yayın hakları,  Kurşunlu Tarih Araştırmaları Derneği'ne ve yazarı Hikmet Ayhan'a ait. 

Anaerkil Aile düzeninde kadın önemlidir, yuvayı yapan dişi kuştur Baba ocağında- ana kucağında büyür çocuklar. Kadın saygı görür, evine bağlıdır, yedirir-içirir. Ama hane halkı da yardımcıdır, destektir ona. Küçüklüğünde annesine mutfakta veya ev işlerinde yardımcı olan erkek çocuklar, kadınlara saygı duymayı  öğrenir, gelecekte hayat arkadaşını da mutlu eder.

Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısından yazar Hikmet Ayhan'ın ODTÜ Siyaset Bilimi, Kamu Yönetimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olduğunu öğreniyoruz.  Alçakgönüllü yazar  kendini; "Çocukluğundan beri annesinin yanında mutfakla hep iç içe olmuş, önce annesine evlendikten sonra da eşine yamaklık yapmıştır." cümlesiyle tanıtıyor. 

Önce son sayfadaki "Kaynak Kişiler " ilgimi çekiyor: Hikmet Ayhan (70 yaşında), Emine Bozdemir (72 yaşında), Nezihe Uslu (75 yaşında), Hatice Kaya (78 yaşında), Osman Kaya (83 yaşında), Emine Kuzu (90 yaşında) Her yaşta insanın verimli olabileceğini kanıtlayan bu güzel insanlara; sağlıklı nice yıllar dileyerek sonsuz teşekkürler. 

Kitabın önsözünde Hikmet Ayhan okuyucuya şöyle sesleniyor: "Beslenme alışkanlıkları, insanların yaşadıkları coğrafyaya ve kültüre özeldir. herkes her şeye sahip değildir. Doğa, paylaşımcı olmayı, azla yetinmek terbiyesinin nefsimize öğretilmesini ve bir tek ekmeğe değil, seni doyuran, senin hayatta kalmanı sağlayan her nimete saygılı olmayı gerektirir." 

"Kurşunlu Yöresel Yemeklerinin", yazara göre "kendi halindeki" dönemi şöyle vurgulanmış: "Yani yiyeceklerin içine katkı maddelerinin konmadığı, gerçek tatlarını unutturan sosların eklenmediği, lezzetlendirmek için yağ-ot-baharat karışımının adının marine, kavurma işinin soteleme olmadığı, tarladan biçilip hiçbir müdahale yapılmadan su değirmenlerinde öğütülen buğdayın lezzetinin  zaten kendi başına yeterli olduğu dönemlere aittir."

Önsöz, çok mütevazı bir deyişle sonlanıyor: "...bu çalışmanın yaşayamayıp yaşatmak isteyenlere naçizane bir rehber, gelecek kuşaklara kültürel bir miras, ilçemizde var olduğunu bildiğim gastronomi dalında daha yetkin insanlarımızın sofistike çalışmalar yapmalarını teşvik edici mütevazı bir kaynak olarak algılanmasını diliyorum."

Kitabın içinde ana başlıklar halinde, en sade ve yalın anlatımlarla sofralarımızda yer alan yemekler anlatılıyor. Fotoğraflarla; Yemek Kültüründe kullanılan tarım aletleri ve kap kacaklar tanıtılıyor

Bir başka bölümde; Kurşunlu İlçesi Yemek Kültürüyle ilgili Deyimler ve Atasözleri yer alıyor. Her bölüm, gelecek kuşaklara bir kültürel miras ve rehber niteliğinde. Bu bölümden alıntılar:

*Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur.

*Buğday hicaza giderken, arpaya ince ekmeğe karışma demiş.

*Meyve veren ağaç taşlanır.

*Sağlık istersen çok yeme, saygı istersen çok deme.

*Tatsız aşa tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin.

Kitabın sonunda, örnek olarak birkaç kısa hikaye bile var.

Adı bile alçakgönüllülükle konmuş, değerleri yaşatmak ve  paylaşmak düşüncesiyle yola çıkan bu kitabı bir bölümde aktaramayacağımı biliyordum. En yakın zamanda yazar Hikmet Ayhan'ın rahmetli eşi Öğretmen-Sanatçı-Ressam sevgili Ümran Ayhan ile ilgili bir Sergiden notlar aktarmaya çalışacağım. 

Kurşunlu Tarih Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Eryılmaz ve Yazar Hikmet Ayhan'a, kitabın yayınlanmasına katkıda bulunup emek harcayanlara yürekten teşekkürler.

Makbule Abalı-Eğitimci

15 Aralık 2024 İzmir-Urla 


                                                                       





  

Ekim 16, 2024

SOFRALAR DİLE GELSE...


Sofralar sahibinin göstergesidir. Her sofra onu hazırlayan insandan izler taşır. Küçük bir ayrıntı, bazen bir örtü, bazen bir çiçek, farklı renk seçimleri, konuğa göre hazırlanmış yiyecekler... Bir sofra bazen sizi yıllar öncesine alır götürür, geçmişin anılarından, mutfaklarından kokular ve tatlar taşır. 

Hazırlanmış her sofra konukseverliğin kanıtıdır. Özenle hazırlanmış bir sofra, damak zevkine bir yolculuktur. Her sofra, hazırlayanın kişilik özelliklerini de vurgular; Paylaşımcı bir kişilik, ince zevk sahibi bir insan, tasarruftan yana bir kişi... Hepsinden önemlisi sofra yaşamdan bir kesittir. Hayatın tadı, tuzu, biberidir. Alışkanlıktır, bekleyiştir, karar yeridir, sohbet zeminidir. Sofra hayatın yapı taşlarından biridir. Bayramlar,  özel günler paylaşımları arttırdığı gibi, sofraları da farklı kılar.


Özenerek hazırlanmış bir doğum günü sofrası, sevginin, özlemin, duyguların yansımasıdır. Bir kır sofrası, portatif haliyle, üstünde kır çiçekleriyle, doğal ortamıyla çok farklı duygular yaşatır. Yere serilmiş renkli dokuma örtünün üstüne hazırlanmış köy sofrası bir başka tat sunar. Yeni pişmiş sıcacık bazlama yanında tulum peyniri. Bu belki de misafire sunduğu son peynirdir. Belki yanında küçük bahçesinde yetiştirdiği mis kokulu domates, taze biber, salatalık da bulunabilir. Gönül zenginliği de sınanır böylece. Ortamlar değiştiğinde tatlar değişebilir elbette. Ancak gerçek dostluk her yerde ayırt edilebilir.


Her sofra bir başka dünyadır ve başka dünyalara yeni yolculuklar başlatır. Hep çocukluktaki damak tadını arar, özleriz. Aradığımız çocukluktaki o güzel, kaygısız günlerdir belki de... Çocukluğumda zaman zaman kahvaltıda bol soğanlı, domatesli ekmek çorbası hazırlandığını hatırlarım. Kuru ekmekler israfı önlemek amacıyla çorba olarak değerlendirilirdi. O zamanlar tasarruf önemliydi. 

Bir zamanlar sofralar, evin çocukları için bir okul gibiydi. Ama o yıllarda pek çok şey derinlemesine algılanamıyor. Babaannelerinin, anneannelerinin, annelerinin sofralarında ne çok şey öğrenir çocuklar; İnsanlığı, çeşitli konularda sohbet etmeyi, dinlemeyi, sofra kurallarını, saygıyı, sevgiyi, güven duymayı... Ve en önemlisi bütün bunlardan yola çıkarak sözsüz iletişim kurmayı, kokulardan, renklerden, düzenlemelerden yola çıkarak bir dünya görüşü kazanmayı, değerlendirme yapmayı...




Sofra hazırlamak, onu donatmak ayrı bir özen ister. Bazen bir saatte hazırlanan bir yemek 10 dakikada tüketilebilir. Sabahın ilk ışıklarıyla toplanmış kabak çiçeklerinden hazırlanmış bir kabak çiçeği dolması emektir,  göz zevkidir, lezzet birikimidir.
Çocukluğumdaki sofraları hatırlıyorum; Sofrayı renklendirmek amacıyla kırmızı bir domatese batırılmış beyaz ful çiçekleri nasıl da güzel dururdu. Mevsimlere göre değişen çiçekler; Görüntüleriyle papatyalar, yaseminler, sümbüller, güller... Kokularıyla portakal ve limon çiçekleri, fesleğen, nane...
Geçmişin izlerini yansıtan her sofra, bir başka yolculuk başlatır lezzetler diyarına.

Amaç sadece doymak değildir elbette. Yemeklerden önce sevgi, güler yüz, dostluk sunulan her sofra güzeldir. Sevdiklerimizin olduğu her sofra bize ziyafet sofrası gibi gelir. Tüm görkemiyle, güzelliğiyle yeniden yaşatılmalı yöresel tatlar, eski sofralar. Geçmişten kalan güzel anları unutmamak, anıları yaşatmak için sofra kültürünü, adabını aktarmak lazım yeni kuşaklara. Değerler kuşaktan kuşağa sürdürülmeli...

Makbule ABALI -Eğitimci
22 08. 2014

Güncelleme: 16.10.2024 

Nisan 10, 2020

YÖRESEL BİR YEMEK -TOPALAK ÇORBASI



Mutfak kültürü, damak tadı, insanın kimliğini, kültürünü tamamlayan bir şey. Çocukluktan kazandığımız alışkanlıklar var. "Tadı damağımda" deriz. "Kokusu buram buram tütüyor adeta" deriz Sonradan öğrendiklerimiz, kazandıklarımız da dağarcığımızda saklanır. Alışkanlıklarımız önemlidir. Örneğin, çocukluktan beri tabağımda hiç yemek artığı bırakmam. Annem bu konuda çok disiplinli idi. Eşim köy kökenli olunca, evlendikten sonra,  onun sevdiği yöresel yemekleri de öğrendim. 


Sevdiklerinizi mutlu etmek sizi de mutlu ediyor. Ağız tadıyla yenen her yemek, yuvaya da mutluluk dağıtıyor. Topalak çorbası yöresel bir yemek. İmece usulü topluca yapıldığında çok daha bereketli oluyor.
Kırsal kesimde Korona öncesi genellikle düğünlerde, özel günlerde yeniyordu. Yapılışı her yöreye göre değişiklikler gösterebiliyor. Mersin, Adana, Konya, Manisa, Adıyaman yörelerinde biliniyor. 
Belki daha çok yerde de yapılıyordur.

Şu andaki ülke koşullarına göre düşündüğümüzde ekonomik açıdan çok yönlü uygulanabilen bir yemek. Çocuklar ve yaşlıların da evde oldukları düşünüldüğünde onların da rahatlıkla,  yapılmasına  katkıda bulunabilecekleri bir yemek. Böylece çorba da bereket kazanacaktır. Malzeme miktarlarını istediğimiz gibi çoğaltıp azaltabiliriz. Ekonomik sıkıntıların arttığı bu dönemde sade, tavuklu ya da etli yapmak mümkün.


Yapılışı: 2 bardak kadar ince köftelik bulgur ılık suyla ıslatılır. Bir süre sonra birer  kaşık biber ve domates salçası, tuz ve kimyonla iyice yoğurulur. İçine 1 yumurta, 1 bardak kadar un katılır. İyice yoğurulup yuvarlanarak un serpilmiş  tepsiye sıralanır. Bir tavuk budu haşlanır, didiklenir (etsiz de yapılabilir.) 1 soğan yağda kavrulur, salça, nane eklenir. Yeterince kaynar su eklenir, topalaklar içine atılır, pişirilir. Sarımsak eklenir. Suyuyla birlikte yenir. Limon sıkılabilir.
Seçenekler size bağlı: Susuz, üstüne sarımsaklı yoğurt dökülerek yenebilir. Gene susuz, üstüne salçalı sos dökülerek yenebilir. 

Hayatınızın tadı tuzu hiç eksilmesin. 
Yuvanızın bereketi daim olsun.
Topalak ustalarına saygıyla.

Makbule Abalı
10.04.2020



Şubat 27, 2019

MERSİN ALZHEİMER DERNEĞİ'NDE İMECE MUTFAK ÇALIŞMALARI...




İmece sözcüğü öteden beri sıcak gelir bana. İnsanla ilgili en güzel sözcüklerden biri. Türk Dil Kurumu Sözlüğünde İmece'nin anlamı şöyle açıklanmış: "Kırsal topluluklarda köyün zorunlu ve isteğe bağlı işlerinin köylülerce eşit şartlarda emek birliğiyle gerçekleştirilmesi."

Yazın yaylada bir komsumuzun vefatından sonra konuklara ikram edilecek semizotu böreği için 3 masa etrafında el birliğiyle semizotu ayıklayışımız geliyor aklıma. Yardımlaşma, paylaşım insan olmanın gereği. Yayladaki belde düğünlerinde de emek birliğiyle yapılan topalak çorbası, mantı, sarma ve dolmalar daha kısa sürede ve lezzetle hazırlanır.


            Sağlıklı kekler el birliğiyle hazırlanmış.

Sadece köylerde mi ? Bugün halen Anadolu'nun birçok kentinde bu güzel adet sürdürülüyor. İhtiyaç halinde el birliği, emek birliği ile güzel işler yapılıyor, üretime katkıda bulunuluyor. Bu güzel düşünceden hareketle Mersin Alzheimer Derneği'nde gönüllü üyelerden oluşan bir İmece Mutfak Ekibi kuruldu. 
İlk toplantımızı 26 Haziran 2018  tarihinde yaptık.

                
Mantı hazırlanıyor.

Her Çarşamba Dernekte toplanıp planlanan yemeklerin yapılması kararlaştırıldı. Ve her ayın bir günü "Anı Mutfağı" olarak belirlendi. Kaybettiğimiz yakınlarımız adına bir kişi sponsor olacak,  malzeme masraflarını üstlenecek, yemekler hep birlikte yapılacaktı. Bugüne kadar kaç kez anı mutfağı uygulaması yaptık.


                
Lokmalar hazırlanmış, sunuma hazır.

 Başlangıçta bir avuç insandık. Giderek genişledik. Aynur Özge Hocamızın önderliğinde , Nilüfer Gatenyo Hanımın yönlendirmesiyle sevgili şefimiz - öğretmenimiz Yaşar Karataş rehberliğinde hevesle, aşkla yola koyulduk. Geçmişin gelenek ve göreneklerinden ilham alarak sevgiyle, özenle lezzetli yemekler hazırladık. Bazen hastalara, bazen hasta yakınlarına ikram edildi bu yemekler.

Emek birliği, işbirliği,  el birliği tadına doyulmaz yiyecekler yaratıyor. İnsan yalnız olmadığını anlıyor, acısı hafifliyor. Böylece gelenek- görenekler de korunup devam ettiriliyor. İlk uygulamada Anı Mutfağında aşure pişirdik. İçine bol miktarda sevgi, vefa, dostluk, iyilik de kattık. Sonuç mükemmeldi. Daha sonra hingel (değişik bir mantı), tavuklu nohutlu pilav ve tatlı pişirilip ikram edildi.

Kırsal kesimde insana yalnızlık fazla dokunmuyor. Küçük gruplar birbirlerini daha iyi tanıyor. Oysa kent insanı bir güvensizlik ortamında giderek yalnızlığa gömülüyor. Hasta olduğunda çalacak bir kapı zili bekliyor. Aslında o anda gelecek bir kase çorba belki dünyaya değer. İyi günde-kötü günde beraber olabilmek, paylaşabilmek, zorlukların üstesinden gelebilmek için el ele vermek çok zor değil.  İnsan bu kocaman dünyada yalnız olmadığını bilmek istiyor.



İmece Mutfak Ekibi işlerini zevkle, neşeyle, keyifle yapan, çok iyi anlaşan  bir ekip. İlk kuruluştan beri birlikte olmama rağmen son  haftalarda rahatsızlığım nedeniyle çalışmalara katılamadım. Arkadaşlarımı, çalışmaları gerçekten çok özledim. 
Bugüne kadar yapılan İmece çalışmalarını fotoğraflarla özetlemeye çalışacağım. Emek veren, çaba harcayan tüm arkadaşlarımızı sevgiyle, özlemle anıyorum.

Makbule ABALI


                          Hazırlanan tarhalar kurumaya bırakılıyor.


            Portakallı kek hazırlanıyor.