Sayfalar

Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aralık 13, 2025

BİR KİTAP-DALMIŞSAM UYANDIRMA

 




Bazı etkinliklerin zamanı vardır. Günlük hayatın koşturmacasında değil, sakin bir zamanda yapmak istersiniz. Kendinizi hazır hissettiğiniz bir anda, sakin bir köşede,  daha dingin bir kafayla, önyargılardan uzak, kendinizle baş başa. Uzun zamandır başucumda okunmayı bekleyen kitaplardan biriydi Dalmışsam Uyandırma. Benimle birlikte 10 gün hastane günlerime de katıldı. 

Kitabın arka kapağında çok güzel bir tanıtım yazısında şöyle yazıyordu: 

"Dalmışsam Uyandırma" sadece bir öykü kitabı değil, aynı zamanda insanın kırılganlığını, dayanıklılığını ve umut etme gücünü sorgulayan edebi bir yolculuk. Bu yolculuğa hazır mısınız? 

Öyle yerinde bir soru ki bu, gizemli bir yolculuğa hazır olmadan kitabı okumaya başlamamalısınız.

Bahar Uysal Karakuş ile yıllardır süregelen bir blog arkadaşlığımız var. Yüzünü görmeden, sesini duymadan, anlatılarıyla, eğitimci kimlik ve kişiliğiyle çok sevdiğim benimsediğim, bir öğretmen yazar. "Maviye İz Süren" ilk öykü kitabı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın projelerinde yazar öğretmen olarak yer alıyor. Halen Ankara'da Sınıf Öğretmeni olarak görev yapıyor.

Kitapta 14 öykü var. Kitaba başladıktan sonra bırakamadım. Yenilenen yakın gözlüğümle okuduğum ilk kitap oldu. Altını çizerek okuduğum, notlar aldığım pek çok bölüm var. Okurken an'ı yaşatan, geçmişe dönüşler yaparken düşündüren, her şeye rağmen umut aşılayan, okuyana güç veren öykülerle adeta bütünleşiyorsunuz.

Sayfaları çevirirken öyle ilginç tiplerle, olay ve durumlarla karşılaşıyorsunuz ki, kahramanlarla birlikte gerçek mi, fantastik mi hemen algılayamadığınız yolculuklarda dalıp gidiyorsunuz. Öyküler şaşırtıyor, duygulandırıyor, aynı zamanda bilgilendirip eğitiyor okuyucuyu. İki kez okuduğum, dalıp gittiğim satırlar oldu. Betimlemeler çok isabetli ve doyurucu idi. Masal dünyasında gezinirken yaşananlar bazen hüzünlendirse de umut hiç tükenmiyor. 

Kitabın adı çok bilinçli seçilmiş. Bu güzel yolculuk bitmesin istiyor insan. Sonunda mutluluk olan gerçeklere ulaşmayı, eleştirerek kendini bulmayı kim istemez? Kitaptan alıntılar almak, bütünün gizemini bozmak gibi geliyor bana. Okurken düşünmek çok daha etkileyici. O yüzden az'la yetineceğim...

"...farklı bir görüşle var olanı görme oyunu oynuyordu." 

"Hayal kırıklıklarını mumyalarız, gömeriz toprağa, onların yerine yeni hayal fideleri alır dikeriz." 

"Bak evlat, insan neyi kaybederse dünyayı oradan görüyor. Doğru bir dikkat şekli değil bu. Dünyaya geniş dikkatten bakmak lazım." 

"Az, çoktur; bir bakarsın yoktur."

"Sadece kendi topraklarında yetişen endemik bir bitki değilim. Her yerde yetişebilme, çiçek açabilme özelliğim var."

"Başa dönemezsin. Devam etmek var."

"İnsan yaşama sevincini sevdiği varlıklarda bulabilmeli. Alacalı ağacım benim.

"Sadece bakıyorsun, görmüyorsun. Gör. Zamanımız çok kısa." 

"İnsanın önce kendini olduğu gibi sevmesini sonra sevgiyi paylaşmasını" 

"Büyük bir yokluğu en yakınlarında görenler, dünyadaki diğer acılara karşı duyarsızlaşıyordu."


Teşekkürler BAHAR. Her şeye rağmen emek harcayarak iyilik ve güzelliklere ulaşmaya çabaladığın için, güvenini ve inancını kaybetmeden umutları tazelediğin için. Azla yetinip yeniden var ettiğin için... 

Makbule ABALI-Emekli Eğitimci

13 Aralık 2025 Urla-İzmir




Kasım 13, 2025

ÇOCUKLAR VE KİTAPLAR





Burnunu vitrin camına dayamış, hayran hayran camın arkasını seyreden 8-10 yaşlarında bir çocuk. Annesi içeride, o dışarıda Bir süre birlikte baktık aynı yöne. Doğrusu ben daha çok onu izledim. 

Bir kitapçı vitriniydi seyrettiği. Caddenin gürültüsü, insanların koşuşturması onu hiç ama hiç ilgilendirmiyordu. Öyle sevimliydi ki. Onu tedirgin etmemek için fotoğrafını çekemedim önce. İzin alarak çeksem doğallık bozulacaktı. Ama onun o duruşu, kitapları ilgiyle, dikkatle izleyişi beynimde yer etmiş durumda. 

Bir zamanlar doğum günlerinde verilecek en güzel hediye kitaptı. Parlak renklerle 1. hamur kağıda basılmış, en güzel resimlerle donatılmış kitaplar da değildi bunlar. Ama seyredilmez, okunurdu. Kitaplar can dostuydu çocukların. İlkokullarda bir kitap köşesi ya da kitaplık kolu mutlaka bulunurdu. 

Günümüzde kitaplar gene var. Ama görsel anlamda bilgisayarlar, tabletler, çizgi filmler, oyunlar daha ön planda. Uykuya geçmeden önce okunacak bir öykü çocuklara nasıl da iyi gelir. 

Kitaba dokunmak, kokusunu duymak, sayfalarını karıştırmak bilgisayar veya tabletin verdiği hazza eşdeğer midir? Bilgisayarlar geceleri uykuya dalmadan çocuklara kitap okuyamaz ki. Onlara canlı canlı, sesli soru da sorulamaz ki. Tekrar tekrar anlatma sabrı da yoktur bilgisayarların. Bu işi mükemmel bir şekilde başaran anneler, babalar, anneanneler, babaanneler, can dostu bir akraba, teyze, hala, dayı, amca vardır nasılsa. İyi ki varlar. 

Çocuklar kitapların sayfalarını araladıkça yeni dünyalar keşfederler. Heyecanlı, macera dolu bir yolculuktur bu. Bazen hayal alemlerinde yeni arkadaşlar edinir, yeni ülkelere doğru yol alırlar. Şimdi var mıdır acaba? Eskiden çocuk dergisi Doğan Kardeş vardı. Dopdolu bir dergi. Nasıl da merakla beklenirdi. İçinde masallar, şiir köşeleri, karikatürler, çizgi romanlar... 

Erken yaşlarda iyi yönlendirilen çocuklar sonraki çağlarda da kitaplardan kolay kolay vazgeçmiyorlar. Neyi okuyacaklarını doğru biçimde seçerek kitaplar dünyasında yol alıyorlar.

Bazı büyük kitapçılarda artık çocuklar için küçük tabureler, küçük masaların da konması ne güzel. Çocuklar için adeta küçük bir dünya, bir kitap cenneti yaratılması güzel bir düşünce. Televizyon ekranlarında büyük kentlerin kitap fuarlarında çocukları da görünce nasıl da mutlu oluyor, doğru yerdeler diye düşünüyorum. 

Günümüzde teknolojinin sağladığı yeniliklerle eskilerden çok daha kaliteli, cazip çocuk kitapları basılıyor. Ama okuma tutkusu azaldı sanki. Bazen günlük tutan, şiir yazan, hobileri olan bir çocukla karşılaşıyorsunuz. Fark yaratan her çocuk, yarınlar adına insanı mutlu ediyor. Okuyan, araştıran, düşünen, öğrendiğini paylaşan çocuklar, önyargısız, kavgasız, huzurlu bir dünyayı da daha kolay oluşturacaklar. Çocuklardan yana çok umutluyum ben.

Makbule ABALI-Eğitimci
Türkiye


DÜNYA ÇOCUK KİTAPLARI HAFTASI KUTLU OLSUN.

Ocak 30, 2025

MAVİYE İZ SÜREN - Bir Kitap Tanıtımı -Bahar Uysal Karakuş

 


 Günler inanılmaz bir hızla akıp geçiyor. Koşmak- yürümek, adımlamak-emeklemek... Ne yaparsak yapalım, bizim yaşlarımızda dünya ve ülke gündemine yetişebilmek pek kolay olmuyor. Ancak her şeye rağmen alışkanlıklarımızı, akıl ve beden sağlığımıza iyi gelecek şeyleri olabildiğince sürdürebilmek rahatlatıyor insanı.

 "Okumak ve Yazmak, paylaşmak-görüş alışverişi yapmak" bana terapi gibi gelen etkinlikler. Emekli olsanız bile- hayat sizi tümden emekli etmediği sürece- ağır çekimde de olsa, tüm çabanızla yaşam bağlarınızı korumaya alıp, alışkanlıklarınızı-küçük değişimlerle- sürdürüyorsunuz

Yerli ya da yabancı her kitap; okunan zamana, döneme, konusuna, okuyucunun kişilik özelliklerine, beklentilerine, bulunduğu sosyal çevreye  ve o andaki ruhsal durumuna göre  farklı etkiler  yaratabilir. Bazı kitaplar her zaman okunabilir, kalıcı değildir, oyalayıcıdır. Bazı kitaplar ağır gelebilir, bir kenarda tekrar ele alınmayı bekler. Bazen aylarca, yıllarca sürebilir bu bekleyiş. Bazı kitaplar da hazzına varılmışsa yeniden, birkaç kez okunmayı hak edebilir.

"Maviye İz Süren" farklı bir kitap.  Günlerce başucumda sabırla bekledi. Okunması ertelendiğinden değil, daha iyi anlamak, hatta  sindirebilmek için defalarca okunduğundan. İçtenlikle yazıyorum; kitapla adeta dost olduk, bitsin istemedim. Okurken yazarla aynı duyguları hissettim, notlar aldım, altını çizdiğim pek çok cümle oldu. Bazı kitaplar insanın kendini daha iyi tanımasına- daha çok yönlü düşünmesine zemin hazırlar. Yazarı, yaşamını, kimliğini öğrenmek istersiniz... Onun dilinden, onun özünden, onun duygu ve duyuşlarıyla; "Maviliklerde iz süren" çok değerli bir öğretmen yazarla birlikte yolculuğunuz başlar.

Kitap 2020 Yılında mecaz Yayınevi tarafından yayına hazırlanmış, 135 sayfa. "Maviye,-İz- Süren" başlıklı 3 ayrı  bölümde; hayatın içinden 10 'ar öykü ile toplam 30 öykü yer almış. "En çok hangi öyküyü beğendin? " derseniz, bu zor soruyu yanıtlayamam doğrusu. Okurken her birinde derinlemesine duygular, günlük hayattan insan yaşamından izler, felsefi düşünceler  buldum.  Çok severek-beğenerek, düşünerek okudum. Sanırım bu değerli öykü kitabında; herkes kendinden bir şeyler bulabilir. Bahar Uysal Karakuş; Okumayı-yazmayı seven idealist bir öğretmen. Kitabıyla aynı adı taşıyan bir blogda da yazıyor. (Yıllardır çok severek izlediğim bir blog.)  

Kitabın başındaki "SUNUŞ" ta  Bahar Karakuş şöyle diyor: 

"Bozkırda büyüyen her çiçeğin maviye özlemi vardır. Benim mavi yolculuğum, içinde denizlerin, gökyüzünün sonsuz rengiyle boyanmış iyimser bir gelecek gayesini barındırır.  Mavi, kimsenin varmadığı bir yerdir; gelecektir. Yürüdükçe uzaklaşan ufuk çizgisi gibidir. O tükenmez ulaşma gayesi insanın ruhunu canlı tutar, onu yaşama bağlı kılar." 

KİTAPTAN ALINTILAR:

"Yazmak, zihnimi işgal eden her şeyden, uzaklaşma oyunu. Kelimeler uzak bir yelkenli olmak istercesine."

"Kanadından eksilen bir tüy için üzülür mü kuşlar? Bir işaret olmalı, bu apansız beliriveren kuş tüyü."

"Rüstem Usta, sanayiye yıllarını vermişti. Nice farklı yüz, farklı ses, farklı kişiler görmüştü. Bir türlü sanayileşen, makineleşen bir çağın yarattığı duygusuz insanlardan olamamıştı. Ama karşılaştığı müşterileri, çoktan devleşen sanayiye ayak uydurmuş zor bir zamanın kalpsiz aktörleri olmuştu."

"Dün geçti, bir rüya... Gelecek muğlak bir umut...Bugün avuçlarımın içinde bir gerçek...Berrak, dingin bir deniz maviliğiyle kucakla onu..." 

"Zamanın hangi kıyısında olduğumu bilmiyorum. Geçmişin zehrini akıttım kabuk tutan yıllara. Bir Shakespeare tiradını mırıldanıyor ay. Kırık kalbimi, tütsülenmiş bir şiir açıyor. Onun mısralarında kayboluyorum."

"Rüzgârın tanıdım mısralarından, göçmüşüz başka yerlere. "

"Suskunluklarımın hepsi, söyleyemediğim sözcüklerin ağırlığını taşıyor.

"Doktorun gerçeklerden kaçmak yerine onlarla yüzleş demedi mi?" 

"Her şey hızlıca tüketilmiş, anlamını yitirmiş, sıradanlığın sığ denizinde kalmış." 

"Geçiş mevsimleri de kalıcı izler bırakıyor insanın ruh hallerinde."

"Asıl mesele, yandıklarından ötede, kendi içinde yaktığın ateşle yolunu her an aydınlatabilmekti..."

"Gittikçe kuraklaşan hislerini filizlendirmek için kuvvetli yağmurlar lâzımdı." 

"Hazırlandı yeni günlere titizlikle. Karşıladı her günü son günüymüşçesine..."

"Uyanmak dedi, uyanmak... Düşlerin gerçeği sınaması, uyanmaktan geçer." 

" Gözyaşlarıyla sürekli ıslanan acıları da yıkandıkça çeken çamaşırlar gibi olsaydı keşke..."

"Her şeye çok çabuk üzülürsen, hasta olursun, çabuk yaşlanırsın. İnsanlar, susmazlar, sen duymamayı öğreneceksin."

Kitapta o kadar çok altını çizdiğim cümle oldu ki; içtenlikle söylemeliyim, alıntılara alamadıklarıma haksızlık ettiğimi düşündüğüm bile oldu. 


Yüreğine-emeğine sağlık çok sevgili Bahar. Lütfen yazmaya devam et. Yazdıklarını okumak, insana iyi geliyor. 

Makbule Abalı-Eğitimci 

30 Ocak 2025 İzmir-Urla















 



 


Aralık 15, 2024

Bir kitap: SADENİN LEZZETİ (Yeme İçme Kültüründen Retrospektife Uzun İnce Bir Yol) 1

 


Uzun zamandır yazmayı tasarladığım bir yazı bu. Yaklaşık beş aydır elimde olan güzel bir kitabın tanıtımını istemeden  geciktirdim. SADENİN LEZZETİ sadece bir yemek kitabı değil. Orta Anadolu'da Çankırı İli- Kurşunlu İlçesi'nde yeme-içme kültürünü, felsefi bir bakışla derinlemesine işleyen, 2024 yılında basılan  bir kitap. Ülkemizin birçok yöresinde aynı kültürün uzantılarını görmek mümkün.

Bazı kitaplar farklıdır; Kitabın satır aralarında yazarın yaşamından da güçlü yansımalar  bulursunuz. Kitabın içinde adeta ikinci bir kitap vardır. Gerçek yaşamdan bir başka öyküye uzanan yollar çıkar karşınıza. Kitap ayrı bir değer kazanır kafanızda.  Anlatılanlar anılarla bütünleşir, ruhunuza işler adeta.

"Sadenin Lezzeti" 86 sayfa, boyutu küçük ama içi dopdolu bir kitap. Bir kez okunup bir köşeye  bırakılacak  kitaplardan olmadığı gibi okudukça bilgi dağarcığınızı zenginleştirecek bir kitap.  Eserin tüm yayın hakları,  Kurşunlu Tarih Araştırmaları Derneği'ne ve yazarı Hikmet Ayhan'a ait. 

Anaerkil Aile düzeninde kadın önemlidir, yuvayı yapan dişi kuştur Baba ocağında- ana kucağında büyür çocuklar. Kadın saygı görür, evine bağlıdır, yedirir-içirir. Ama hane halkı da yardımcıdır, destektir ona. Küçüklüğünde annesine mutfakta veya ev işlerinde yardımcı olan erkek çocuklar, kadınlara saygı duymayı  öğrenir, gelecekte hayat arkadaşını da mutlu eder.

Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısından yazar Hikmet Ayhan'ın ODTÜ Siyaset Bilimi, Kamu Yönetimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olduğunu öğreniyoruz.  Alçakgönüllü yazar  kendini; "Çocukluğundan beri annesinin yanında mutfakla hep iç içe olmuş, önce annesine evlendikten sonra da eşine yamaklık yapmıştır." cümlesiyle tanıtıyor. 

Önce son sayfadaki "Kaynak Kişiler " ilgimi çekiyor: Hikmet Ayhan (70 yaşında), Emine Bozdemir (72 yaşında), Nezihe Uslu (75 yaşında), Hatice Kaya (78 yaşında), Osman Kaya (83 yaşında), Emine Kuzu (90 yaşında) Her yaşta insanın verimli olabileceğini kanıtlayan bu güzel insanlara; sağlıklı nice yıllar dileyerek sonsuz teşekkürler. 

Kitabın önsözünde Hikmet Ayhan okuyucuya şöyle sesleniyor: "Beslenme alışkanlıkları, insanların yaşadıkları coğrafyaya ve kültüre özeldir. herkes her şeye sahip değildir. Doğa, paylaşımcı olmayı, azla yetinmek terbiyesinin nefsimize öğretilmesini ve bir tek ekmeğe değil, seni doyuran, senin hayatta kalmanı sağlayan her nimete saygılı olmayı gerektirir." 

"Kurşunlu Yöresel Yemeklerinin", yazara göre "kendi halindeki" dönemi şöyle vurgulanmış: "Yani yiyeceklerin içine katkı maddelerinin konmadığı, gerçek tatlarını unutturan sosların eklenmediği, lezzetlendirmek için yağ-ot-baharat karışımının adının marine, kavurma işinin soteleme olmadığı, tarladan biçilip hiçbir müdahale yapılmadan su değirmenlerinde öğütülen buğdayın lezzetinin  zaten kendi başına yeterli olduğu dönemlere aittir."

Önsöz, çok mütevazı bir deyişle sonlanıyor: "...bu çalışmanın yaşayamayıp yaşatmak isteyenlere naçizane bir rehber, gelecek kuşaklara kültürel bir miras, ilçemizde var olduğunu bildiğim gastronomi dalında daha yetkin insanlarımızın sofistike çalışmalar yapmalarını teşvik edici mütevazı bir kaynak olarak algılanmasını diliyorum."

Kitabın içinde ana başlıklar halinde, en sade ve yalın anlatımlarla sofralarımızda yer alan yemekler anlatılıyor. Fotoğraflarla; Yemek Kültüründe kullanılan tarım aletleri ve kap kacaklar tanıtılıyor

Bir başka bölümde; Kurşunlu İlçesi Yemek Kültürüyle ilgili Deyimler ve Atasözleri yer alıyor. Her bölüm, gelecek kuşaklara bir kültürel miras ve rehber niteliğinde. Bu bölümden alıntılar:

*Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur.

*Buğday hicaza giderken, arpaya ince ekmeğe karışma demiş.

*Meyve veren ağaç taşlanır.

*Sağlık istersen çok yeme, saygı istersen çok deme.

*Tatsız aşa tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin.

Kitabın sonunda, örnek olarak birkaç kısa hikaye bile var.

Adı bile alçakgönüllülükle konmuş, değerleri yaşatmak ve  paylaşmak düşüncesiyle yola çıkan bu kitabı bir bölümde aktaramayacağımı biliyordum. En yakın zamanda yazar Hikmet Ayhan'ın rahmetli eşi Öğretmen-Sanatçı-Ressam sevgili Ümran Ayhan ile ilgili bir Sergiden notlar aktarmaya çalışacağım. 

Kurşunlu Tarih Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Eryılmaz ve Yazar Hikmet Ayhan'a, kitabın yayınlanmasına katkıda bulunup emek harcayanlara yürekten teşekkürler.

Makbule Abalı-Eğitimci

15 Aralık 2024 İzmir-Urla 


                                                                       





  

Nisan 03, 2023

İKİ KİTAP- İKİ KADIN YAZAR - B.C.P. (Blogları Canlandırma Projesi -Mart Ayı)

 




B.C.P. (Blogları Canlandırma Projesi) bloglar arasında iki yıldır devam eden bir etkinlik. Ben 3. yıl haberdar olup katıldım. Her ayın son haftasında, o ay için belirlenen iki temadan seçim yaparak paylaşımınızı yapıyorsunuz. Ben Kadın Yazarlar ve Polisiye başlıklı iki temadan ilkini seçtim.( Sevgili Şule Uzundere'nin kitap çekilişinde kazandığım kitaplardan ikisi, sevdiğim iki kadın yazarın kitapları.)



1- Asıl adı HAYAT ve HÜZÜN olan kitap, yazarı Ayşe Kulin'in 1964-1983 yılları arasındaki yaşamını "Dürbünümde 40 sene "başlığıyla anlatıyor. Ayşe Kulin'i yıllar önce okuduğum Foto Sabah Resimleri adlı öykü kitabı ile tanımıştım. Çok severek okumuştum. Daha sonra Adı Aylin, Geniş Zamanlar, Kardelenler, Gece Sesleri, Türkan-Tek ve Tek Başına adlı kitaplarını da okudum. 

1941 doğumlu Ayşe Kulin, Foto Sabah Resimleri ile 1995 yılında Haldun Taner Öykü Ödülünü, 1995 yılında Sait Faik Hikaye Armağanını, 2007 yılında Veda adlı kitabı ile Türkiye Yazarlar Birliği En İyi Roman Ödülünü, 2008 yılında Nefes Nefese adlı kitabı ile European Council of Jewish Communities tarafından verilen En İyi Roman Ödülünü kazanmış. 

Kitap 3 bölümden oluşuyor. İki evliliğinden 4 oğlu olan Ayşe Kulin kitabında bir kadın olarak o yıllarda yaşadıklarını, çalışmalarını, çocuklarıyla ilişkilerini konu ediyor. Ülkenin o dönemdeki siyasal yaşamına da yüzeysel olarak değinmiş. Ben diğer kitaplarını daha severek okumuştum.

Kitaptan alıntılar__________________

* "Gözyaşlarım yüreğime mi akıyordu yoksa yanaklarımdan mı yuvarlanıyorlardı, farkında değildim. Haksızlığa uğramışların duyduğu isyanın, kötülük karşısındaki çaresizliğin ve kızgınlığın gözyaşları daha senelerce, senelerce akacaktı gözlerimden hep içime, hep yüreğime."- Sayfa. 85

* "O düzlüğe yürüdüm, ciğerlerimdeki tüm nefesimle, Tarzan gibi, bir orman hayvanı gibi, çok acılı bir insan gibi böğürerek , avazım çıktığı kadar bağırdım önce! Sesim yankılandı, bana döndü. Sonra hıçkırarak ağlamaya başladım. Kimse duymadı beni!" S-96 

* "Koşarak çıktığım merdivenlerden inerken düşündüm ki, zaman gibi hayat da geçmişti üzerimden. İnsanlara olan inancımı, iyi niyetimi, safiyetimi götürmüş, teselli mükafatı olarak bana iki oğul vermişti. Yaşlı bir genç kadındım artık. Yirmilerinde görünüyordum ama tam yüz yaşındaydım! "

* " Karşılıklı hiç konuşmadan oturduk. Filiz'le çok güzel susulurdu birlikte. Kedilerin hastalanınca tedavi amacıyla bir yere gizlenmeleri gibiydi tıpkı birlikte içe dönmek. Sükut aracılığıyla ruh tedavisiydi bir nevi." S-218

------------------------------------



2- ANLAR-İZLER- TUTKULAR- İnci Aral 

İnci Aral, sade, yalın anlatımı, insanın çeşitli yönlerden tahlilleriyle severek okuduğum bir yazar. Kitabın arka sayfasındaki tanıtım yazısı şöyle: " Biri bir çocuğun adını söyler, bir hanımeli kokusu duyulur birden, bir iç çekiş. Günışığı avlunun taş döşemesine düşer. Bir köpek havlar. Rüzgar camınızı çalar bir dal ucuyla. Bir öykü başlar."

"İnci Aral'ın hayata, dünyaya, edebiyata ve yazma tutkusuna bakışını yansıtan, okumak, yazmak, severek ve yazarak var olmak üstüne düşünce ve deneyimlerini yalın, akıcı bir anlatımla dile getirdiği bu kitap belleğin seçtiği anlara ve akıp giden yaşamın bizde kalan izlerine değinen bir anlatılar toplamı."

İnci Aral yazmak isteyen gençlere şunları söylüyor:" Yazmak, insan ruhunu, bilincini, dalgalanma, yükselme ve düşüşlerini anlama ve insanın önce kendi gecesini aydınlığa çıkarma çabasıdır. Zamanın içinde bir yerlerde kendini aşkla, severek ve yazarak olumlama ve bunlara tutunarak hiçliğe karşı durma uğraşının özü budur."

Kitaptan Alıntılar _________________________

* "Çarşamba öğleden sonraları şiir, edebiyat saatleri yapılır ya da belgesel filmler gösterilirdi. Kültüre, şiire, edebiyata, yaratıcılığı geliştirecek etkinliklere, öğrenimin eğitim boyutu olarak , o yıllarda çok önem verilirdi, çok iyi öğretmenlerimiz vardı. Yozlaşan kentlerimiz, yaşamlarımız, değerlerimiz gibi eğitim öğretim de yozlaşmamıştı henüz." S-23

* "Türkçeyi doğru kullanamayan sınıf geçemezdi. Öğrencilerin yaptığı resimler panolara asılır, her hafta değişirdi. Okulun giriş holündeki tahtaya birkaç günde bir, renkli tebeşirlerle güzel bir el yazısıyla özdeyiş yazılırdı. Öğrenci şiirleri okul gazetesinde yayımlanır, ödüllü yarışmalar düzenlenirdi."  S-23

* "Sanatçının ortaya koyduğu ürün yalnızca bireysel değil, aynı zamanda içinde yaşadığı toplumun, ülkesinin ve ulusunun tarihinin, coğrafyasının ortak ve ilişkiler bütününün ortak düşünsel ve ruhsal yapılanmasının da ürünü olacaktır. " S-70 

* "Zamanı kağıt üzerinde kaydetmeye çalışmak bana iyi geldi. İnsan çoğunluğunun cehalet ve çılgınlığı yüzünden kapıldığım umutsuzluğu, hayretlerimi, endişelerimi, yalakalık, ahmaklık ve yersiz kibirden duyduğum nefreti, töre ve boş inanlar karşısındaki çaresizliğimi, körleşme ve duyarsızlaşma korkumu belli ölçüde yatıştırdı." S-99 

* "Zamanın iyiliği de yok değil. Keder, acı gibi duyguların şiddetini azaltıyor. Önce belli bir düzeye indiriyor sonra da bizi unutmanın cömertliğine sürüklüyor. Zor zamanlarda felaketler, ölümler, acılar, darbeler öylesine arka arkaya geliyor ki tümünü birden taşıyamıyoruz. İnsanımız acıya dayanıklı. Sabırla yüzleşiyor ölümle ve hayatla. Başına gelecek uğursuzluğu tevekkülle bekliyor." S-100

* "Ticari, içeriksiz ve bayağı ürünler, insanın dilini, duygu ve düşüncelerini sığlaştırıp basitleştirir. İnsanımızın kültürel erozyona uğraması, tartışan, eleştiren, sorgulayan yeni üretici ve yapıcı insan tipini de aşındırıyor. Aslında sistemin amacı, isteği de bu. Düşünmeyen, hazır düşünce kalıplarına teslim olmuş, bir örnek, koyun gibi insanlar." S-103

* "Eğer hayatı ve varoluş gerçeğini size sunulduğu gibi kabul eder, sorgulamazsanız ya fazla siner ya da acı çekersiniz." S- 127

* "En sert sorunları dile getirirken bile edebiyat tadını korumaya ve okuma zevki vermeye özen gösteriyorum." S-127

 


  


Ekim 13, 2022

BİR KİTAP DOSTU...


Sosyal Medya dostluğu ya da arkadaşlığı gerçek yaşamdan oldukça farklı. Bir okyanusa dalmak gibi. Hele yüzme bilmeyenler ya da can yeleği olmayanlar için oldukça tehlikeli sular. Öncelikle insanı tanımak zor. Bir insanı  tanımak , sadece adını,  soyadını,  adresini,  yaşını veya kişilik özelliklerini bilmek değil ki. Kilometrelerce uzaktan çok bilinmeyenli bir denklem çözmek gibi, ya da karanlık bir dehlizde el yordamıyla yön bulmaya çalışmak gibi...

Kime, nasıl, ne kadar güveneceksiniz? Güvenmek tanımanın ön koşulu tabii. Ama istatistikler bile doğruya ne denli ulaşabiliyor? Anket soruları, sözler, renkler, beğeniler sizi bir insana ne kadar yaklaştırır ya da uzaklaştırır?  İçten olmanız da yeterli değil. Yanlış anlamalara, farklı değerlendirmelere neden olabiliyor. Bu yüzden bazen küçük molalarla dinlenme ihtiyacı duyuyor veya 3 maymun hikayesi oynayıp görmüyor, duymuyor, konuşmuyorsunuz. Kendinize sık sık "Neden buradayım ?" sorusunu sorduğunuz gibi bazen de "İyi ki varlar." dediğiniz kişi ya da dostlar kazanıyorsunuz. İçten, dürüst, anlayışlı, kendini bilen...

Bugün paylaşmayı düşündüğüm bir anım var. Dün bir haftadır sabırsızlıkla beklediğim bir kargo aldım. Şule Uzundere Adana'da bir Ortaokulda Türkçe Öğretmeni.  "Hayata Dair Her Şey " adlı bir bloğu var. Çok severek izlediğim bir blog. Her ay kitap çekilişi yapıp boğunda yorum yazan bir arkadaşa 3 kitap veriyor. Çekilişlerde şanslı değilimdir. Hiçbir beklentim yoktu. Eylül Ayı talihlisi olmuşum. 

Uzun bir kitap listesi içinden heyecanla kitaplarımı seçtim: Ayşe Kulin- Hüzün, İnci Aral- Anlar İzler Tutkular, Tezer Özlü- Çocukluğun Soğuk Geceleri. Hayatım boyunca kitap, benim için en güzel hediye olmuştur. Kargoyu açıp kitaplar dokunmak harika bir duyguydu. 

Blog arkadaşımla hiç tanışmadık, konuşmadık, kendisi hakkında hiç bilgi sahibi değildim. Ama kitaplar ta uzaklardan buluşturdu bizi. Teşekkür etmek için hemen paketin üzerindeki numaraya telefon açtım. Uzun uzun konuştuk, tanıştık. Eski bir Adanalı olarak nasıl mutlu oldum. 

Sonsuz TEŞEKKÜRLER sevgili Şule Uzundere; Bana bu sevinci, mutluluğu yaşattığınız için... En kısa zamanda kitaplarımı okumaya başlayacağım.

Sevgiyle.

Makbule Abalı  

Ekim 11, 2021

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ...Bir mim: Küçükken Etkilendiğimiz Masal Ve Öyküler.



Bazen düşünürüm, neden "Bir varmış bir yokmuş" diye başlar masallar? Anlatılanların gerçek olmadığını vurgulamak için mi? Oysa çocukluk çağında tüm masallarda bir gerçek payı bulur çocuklar. Öyle olmasa anlatılanlarla dinlediklerinden öylesine keyif alırlar mıydı.

Hangi çocuk masalı sevmez ki? Gerçekle hayal dünyası arasındaki o ince çizgiyi aşıp düşler alemine adım atmak... Sihirli bir dünya güçlü kılar insanı, gücüne güç katar, imkansızı mümkün kılar. 

Düşündükçe çocukluktaki mutluluk kaynaklarımız, masal ve öyküleri nasıl da ince ayrıntılarıyla hatırlıyor insan... 4-12 yaşlar arasında çocuklar masallara daha düşkün oluyorlar. 

Sevdiğim, etkilendiğim ne çok masal vardı. Şimdi düşünüyorum da hepsi bir iz bırakmış: Pinokyo, Kibritçi kız, iki inatçı keçi, Kül kedisi, Diyet, Şimdiki çocuklar harika, Bir şeftali bin şeftali 

Pinokyonun yalan söyleyince uzayan burnu, adeta benim de burnumu kaşındırır, hiç yalan söylememeye özen gösterirdim. Kibritçi kızın soğuktan morarmış ellerini hatırladıkça ellerimin uyuştuğunu çok iyi bilirim.

La Fontaine Hikayelerini hem evde dinledim, hem ilkokulda kitaplardan okuduk. Tavşanla kaplumbağanın öyküsünde ben her zaman kaplumbağadan yana oldum.  İki inatçı keçinin neden o kadar inatçı olduklarını bir türlü anlayamadım. 

İnsanlara uyarlandığında ne çok ders çıkarılabilir. Kül kedisi gibi öykülerin çocuklara anlatılmasından yana değilim. İnsanlar öylesine kötü olabilir mi, birbirlerine eziyet edebilir mi diye ne çok düşünmüşümdür. Herhalde o zamanki ben gibi bugün de o hikayeye ağlayan çocuklar vardır.

Çocuklar gerçek kahramanlık öykülerinden de çok hoşlanıyorlar. Ben de bir zamanlar Çakırcalı Efe'yi çok severek okumuştum. Sonraki yıllarda çocuklarımızı da gözleme şansım oldu. Eşimin anlattığı gerçek öyküleri çok büyük merak ve heyecanla dinlerlerdi. Eşim eğitim Müfettişi olarak okullara giderken o yıllarda köy yollarında daracık köprülerden at sırtında geçmiş, ıssız vadilerde yılanlarla karşılaşmış. " Baba ne olur o yılan hikayesini bir daha anlat" deyişlerini unutamam.

Doğan Kardeş Dergisine bayılırdım. İçeriğiyle öyle zengindi ki çocuklarda tatlı bir tiryakilik  yapardı. Dört gözle çıkacağı günü beklerdik. Çocukluğumun en sevdiğim kahramanlarından biri de bir gazetede çizgi roman halinde yayınlanan Hoş Memo idi. Dünyada da çok tutulan bir çizgi roman olduğu söylenirdi.
 
Annesi Boncuk anne, eşi Gül pembe, çocukları Merdefe'nin yaşam öyküleri. Hoş Memo'nun maceralarını önce dinledim, sonra okudum. Büyüdükçe , çok yararlı bilgiler de sunduğunun farkına vardım. Hoş Memo yararlı bir bitki olan pancarı çok severdi. Eşini, çocuğunu korur, komşularıyla çok iyi geçinirdi. Daha sonraları babam gazeteden kestiği dizi  hikayeleri cilt yaptırmıştı. Bugünlere kadar  dayandı o. ciltler. Sevgili Hoş Memo kuşaktan kuşağa el değiştirdi, okundu...

Son çocukluk dönemimde Ömer Seyfettin, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin öykülerini çok severek okudum. "Şimdiki çocuklar harika", " Hayvan deyip geçme" defalarca okuduğum kitaplardı. Ergenliğe geçmeden okuduğum Küçük Kadınların  hayatımda kalıcı izleri oldu. Hepsi farkı karakterde ama çok iyi anlaşan kız kardeşlerin öyküsü. Okumaktan çok büyük keyif aldığım, defalarca okuduğum bir kitaptı.

En büyük kardeş Meg'in yerine koyardım kendimi. Küçük ayrılıklar, büyük benzerliklerle kardeşler olarak hepimiz o kitaptaki bir karakterdik bence...

İlkokulda sınıf kitaplıkları ne güzeldi. Eğitsel kollar iyi çalışırdı. Hep kitaplık koluna seçilmek isterdim. İsteyen herkes sınıf kitaplığına bir kitap armağan ederdi. Her kitabı aynı renk kaplama kâğıdıyla kaplar, numaralardık. İsteyen ödünç alır, sonra iade ederdi. Okumak için özellikle kalın kitapları seçerdim, çabuk bitmesin isterdim.
 
Çocuklar var olduğu sürece masallar ve öyküler de gelişerek devam edecek. Kuşaktan kuşağa aktarılarak dersler çıkarılacak. "Masal bu ya" deriz çoğu zaman. Oysa masallarda ne çok dünya gerçeği gizlidir.

Masallar, öyküler daha yıllar boyu yetişkinlere çocuklarının eğitiminde yardımcı olurken ,çocukların hayal dünyalarına da uzun, gizemli yolculuklar sağlayacak.

Makbule Abalı-Eğitimci
Temmuz 2016

Not: Mim'lere çok alışık değilim. "Ayna Hikayesi" bloğundan sevgili Aytül Örcün' ün teklifiyle yıllar öncesine bir yolculuk yaptım.  Çocukluğumda etkilendiğim masal ve öyküleri düşündüm, yazdım. "İçimdeki çocuk" da böylece çok mutlu oldu. 
Teşekkürler çok sevgili Aytül Örcün.  ( Didemika )

Not:2 Çocuklar, sevgi ve ilgi ile, özenle, güzel masallar dinleyerek büyüsün, hayal dünyasından gerçeklere; akıl, mantık ve sağduyularıyla ulaşsınlar. İçten dileğimdir... 
Makbule Abalı-Temmuz 2025


Şubat 08, 2021

AĞAÇ EV SOHBETLERİ - 77 ÇOCUKLARA VE GENÇLERE KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI



 Çok  kitap okudum. Ama gençliğimde çok severek okuduğum iki kitabın yeri bir başkadır bende; Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu ve Louisa M. Alcott'un Küçük Kadınlar romanları. Defalarca okumuş ve çok etkilenmişimdir. 

Bir zamanlar Köy Enstitülerinde öğrenciler Batı klasiklerinde belli sayıda kitap okuyarak mezun oluyorlardı. Okulların çok zengin bir kitaplıkları bulunurdu. Yüzyıllar öncesinden Seneca ne güzel söylemiş: "Her kitaplık bir cezaevi kapatır."

Sorularla düşünmek bana daha sağlıklı geliyor. Hem beyin jimnastiği sağlıyor, hem belleklerimizi tazeliyor: Okuma yazma öğrendikten sonra okuduğunuz ilk kitabı hatırlıyor musunuz?

Uykuya geçmeden önce masallar dinlediniz mi? Size de bir kitap okuyan oldu mu, şimdi siz çocuklarınıza okuyor musunuz?

Sizi en çok etkileyen çocuk kitabı ve gençlik kitabı hangileriydi?

Bir doğum gününüzde size kitap hediye edildi mi, ne hissettiniz? Siz sevdiklerinizin doğum gününde kitap armağan ettiniz mi?

İlkokul veya ortaokulda eğitsel kol çalışmalarınız oldu mu Örneğin sınıfınızda kitaplık kolu kuruldu mu?

Gençlik çağında hiç kütüphaneye gittiniz mi, ya da eski Halk Evleri gibi küçük kitaplıklardan yararlandınız mı? Bir Kitap Fuarını ziyaret ettiniz mi?

Şimdiye kadar toplu taşıma araçlarında kitap okuyan kaç kişiye rastladınız? Tatile çıkarken yanınıza kitap alma ihtiyacı duyar mısınız?

Yetişkinler çocukların önünde rol modeldirler. Anne- baba kitap okumuyorsa çocuk da okuma isteği duymayacaktır. Bu konuda ısrar, inatlaşma, öfkelenme ters tepkiler doğuracaktır.

Çocuk ve gençlerin günlük tutması, öykü yazma girişimlerinde bulunmaları birbirleriyle kitap değişimleri  yapmaları, onları kitaplara da yönlendirecektir.

Bu konularda öğretmenler çok etkili  olacaktır. Bir köy okuluna kitap bağışı yapılarak  paylaşma duygusu teşvik edilebilir. Sürprizlerle, çekilişlerle, kompozisyon yarışmaları, şiir günleri düzenlenerek ilgi, istek, özgüven yaratılabilir.

Dünyanın pek çok ülkesinde cehalet arttıkça, okullar zayıfladıkça nefret, öfke, kavga ve saldırganlık da artıyor . Cehalet arttıkça okuma oranı düşüyor, suç oranı artıyor. Okulların eğitim kalitesi düştükçe gelecek beklentisi de düşüyor. Okuma oranı okul başarısını, sınav sonuçlarını da etkiliyor. 

Üniversite sınavlarında üst düzeyde puanlar alan öğrenciler ; okuduğunu rahatça anlayabilen, muhakeme yapabilen, düşünen öğrenciler. Ve bu gençler de genellikle  zamanında kitap okuma alışkanlığını kazanmış olanlar.

Makbule Abalı-Eğitimci 

Şubat-2021


Görsel: İnternetten



Mart 25, 2015

BİR KİTAP TANITIMI- CEHENNEM DERESİ (Gülsen Varol)



Bir kitabı seçerken türlü nedenlerle seçersiniz: Yazarını tanırsınız, hakkında iyi şeyler duymuşsunuzdur, adı cazip gelmiştir veya başka nedenlerle okumaya başlarsınız. Bazı kitaplar zor okunur, elinizde günlerce sürünür. Bazıları çok kolay okunur, akar gider, kısa sürede biter. Bazı kitapları kitaplığınızın herhangi bir yerine kaldırırsınız, bazısı da yakınlarınız da okusun diye ön sıralarda yer bulur. 

Gülsen Varol Öğretmenimizi "Yapraklar" ve "Kuytular" adlı bloglarıyla tanıdım önce. Yazılarını okurken duygulanmamak imkansızdı. Yorumlara yazdığı cevaplar bile öylesine anlamlıydı ki. İlk kitaplarıyla henüz tanışmadım. Ben sondan başladım; "Cehennem Deresi".  Doğrusunu söylemek gerekirse kitabın adı önce düşündürdü beni. Ancak sonra düşündüm ki kafamdaki sorular kitabı okurken açıklığa kavuşacak. Gerçekten de öyle oldu. Cehennem Deresi kesinlikle şiddete dayalı bir roman değil. 

Kitabı okumadan Cehennem Deresi'nin nerede olduğunu merak ettim. İnternette haritalara baktım; Şırnak'ta, Rize'de hatta Mersin'de bir Cehennem Deresi var. Romandaki ana karakterler 5 kişi. Çok güzel kurgulanmış. Bölümler arasında sanki kayar gibi ilerliyorsunuz. Adeta bir sinema filmi izler gibi düş kuruyor ve okuyorsunuz. 

Karakterler çok ustaca seçilmiş, kişilikler açıklayıcı betimlemelerle belirtilmiş. Hiçbir rol abartılı değil. Gülsen Varol hayatın içinden çarpıcı bir olaydan yola çıkarak sürükleyici, etkileyici bir roman yaratmış. Romanda ana kahramanın öyküsü çok çarpıcı. Gün gelir kimliğinizi, kişiliğinizi hatta görüntünüzü kaybedebilirsiniz... Bazı bölümleri ürpererek okuyorsunuz. Kitapta orta yaşlarda yaşanan tutkulu bir aşk da var. Öyle çarpıcı anlatılmış ki o iki kahramanla mutlu oluyor ya da üzülüyorsunuz. 

Bazı tıbbi deyimler öylesine uygun kullanılmış ki sanki bir sağlık personelinden dinler gibi okuyorsunuz. Psikolojik çözümlemeler de çok yerinde. Anlatım dili sade ve yalın. 282 sayfa 2-3 günde bitebiliyor. Ben zamanı paylaşarak eşimle okudum. Cehennem Deresini rahatlıkla dostlarıma önerebilirim.  Kitabı okurken bazı sürprizlere hazırlıklı olmak lazım. O sürprizler hiç beklenmedik bir anda devreye girebiliyor. Zaten hayat da her an sürprizlerle dolu değil mi...?

Kitaptan bazı bölümlerle tamamlamak isterim yazımı: 

"Damarlarımızda deli kan akar bizim bilirsin, ama soğuk ülkelerin insanlarının kanı donuk oluyor, adına temkinli olmak deniyor."
---------------------------------
"Erkekler ağlamaz diye niye denmiş bir türlü bulamamıştı bu sorusunun cevabını o güne kadar. O gün de yine izinsiz akmaya başlamıştı gözünün yaşı. İçindeki yıllanmış acılara merhem olan torununu kendisine doğru çekip, çenesinin altına yasladığı başını öpe öpe ağlamış ama bir türlü konuşamamıştı."
-----------------------------------

Gülsen Varol yaşamın içindeki acı-tatlı birçok olayı kalemiyle dans ettirmiş, onlara ritim ve anlam kazandırmış. Farklı bir "hayat dansı" bu; Bazen yavaşlayan, bazen hızlanan...Dikkatlice okunup izlendiğinde içinde ders alınacak çok şey var.
Siz hep yazın, yazdıklarınızı biz hep okuyalım çok sevgili Gülsen Öğretmenim...

Makbule Abalı-Eğitimci 
25.03.2015 Mersin