Sayfalar

Şubat 27, 2019

MERSİN ALZHEİMER DERNEĞİ'NDE İMECE MUTFAK ÇALIŞMALARI...




İmece sözcüğü öteden beri sıcak gelir bana. İnsanla ilgili en güzel sözcüklerden biri. Türk Dil Kurumu Sözlüğünde İmece'nin anlamı şöyle açıklanmış: "Kırsal topluluklarda köyün zorunlu ve isteğe bağlı işlerinin köylülerce eşit şartlarda emek birliğiyle gerçekleştirilmesi."

Yazın yaylada bir komsumuzun vefatından sonra konuklara ikram edilecek semizotu böreği için 3 masa etrafında el birliğiyle semizotu ayıklayışımız geliyor aklıma. Yardımlaşma, paylaşım insan olmanın gereği. Yayladaki belde düğünlerinde de emek birliğiyle yapılan topalak çorbası, mantı, sarma ve dolmalar daha kısa sürede ve lezzetle hazırlanır.


            Sağlıklı kekler el birliğiyle hazırlanmış.

Sadece köylerde mi ? Bugün halen Anadolu'nun birçok kentinde bu güzel adet sürdürülüyor. İhtiyaç halinde el birliği, emek birliği ile güzel işler yapılıyor, üretime katkıda bulunuluyor. Bu güzel düşünceden hareketle Mersin Alzheimer Derneği'nde gönüllü üyelerden oluşan bir İmece Mutfak Ekibi kuruldu. 
İlk toplantımızı 26 Haziran 2018  tarihinde yaptık.

                
Mantı hazırlanıyor.

Her Çarşamba Dernekte toplanıp planlanan yemeklerin yapılması kararlaştırıldı. Ve her ayın bir günü "Anı Mutfağı" olarak belirlendi. Kaybettiğimiz yakınlarımız adına bir kişi sponsor olacak,  malzeme masraflarını üstlenecek, yemekler hep birlikte yapılacaktı. Bugüne kadar kaç kez anı mutfağı uygulaması yaptık.


                
Lokmalar hazırlanmış, sunuma hazır.

 Başlangıçta bir avuç insandık. Giderek genişledik. Aynur Özge Hocamızın önderliğinde , Nilüfer Gatenyo Hanımın yönlendirmesiyle sevgili şefimiz - öğretmenimiz Yaşar Karataş rehberliğinde hevesle, aşkla yola koyulduk. Geçmişin gelenek ve göreneklerinden ilham alarak sevgiyle, özenle lezzetli yemekler hazırladık. Bazen hastalara, bazen hasta yakınlarına ikram edildi bu yemekler.

Emek birliği, işbirliği,  el birliği tadına doyulmaz yiyecekler yaratıyor. İnsan yalnız olmadığını anlıyor, acısı hafifliyor. Böylece gelenek- görenekler de korunup devam ettiriliyor. İlk uygulamada Anı Mutfağında aşure pişirdik. İçine bol miktarda sevgi, vefa, dostluk, iyilik de kattık. Sonuç mükemmeldi. Daha sonra hingel (değişik bir mantı), tavuklu nohutlu pilav ve tatlı pişirilip ikram edildi.

Kırsal kesimde insana yalnızlık fazla dokunmuyor. Küçük gruplar birbirlerini daha iyi tanıyor. Oysa kent insanı bir güvensizlik ortamında giderek yalnızlığa gömülüyor. Hasta olduğunda çalacak bir kapı zili bekliyor. Aslında o anda gelecek bir kase çorba belki dünyaya değer. İyi günde-kötü günde beraber olabilmek, paylaşabilmek, zorlukların üstesinden gelebilmek için el ele vermek çok zor değil.  İnsan bu kocaman dünyada yalnız olmadığını bilmek istiyor.



İmece Mutfak Ekibi işlerini zevkle, neşeyle, keyifle yapan, çok iyi anlaşan  bir ekip. İlk kuruluştan beri birlikte olmama rağmen son  haftalarda rahatsızlığım nedeniyle çalışmalara katılamadım. Arkadaşlarımı, çalışmaları gerçekten çok özledim. 
Bugüne kadar yapılan İmece çalışmalarını fotoğraflarla özetlemeye çalışacağım. Emek veren, çaba harcayan tüm arkadaşlarımızı sevgiyle, özlemle anıyorum.

Makbule ABALI


                          Hazırlanan tarhalar kurumaya bırakılıyor.


            Portakallı kek hazırlanıyor.





Şubat 14, 2019

SEVMEK ÖMÜR BOYU...



Kutlanması, anılması gereken ne çok özel gün var yaşantımızda. Bugün aynı zamanda Dünya Öykü Günü. Hayat da uzun, karmaşık bir öykü değil midir?

Bazı özel günlerin tek bir gün olarak kutlanmasını benimseyemedim ben;  
Sevgililer Günü bunlardan biri... 

Anmak, anılar yolculuğunda geçmişe kısa yolculuklar yapmak, elbette mutluluk verici. Ama bir tüketim toplumu yaratarak göz kamaştıran, el yakan harcamalarla,  günü farklı kılmak uğruna sonradan sıkıntı çekmek; Kime, neyi kanıtlamak  için?  

Manevi değerler parayla, gösterişle satın alınabilir mi? Görkemli kutlamalar, seçilmiş pahalı hediyeler, büyük aşkları sağlam kılmak için mi?

Sevgi neden sadece bir güne indirgensin? Bir gün sevgi gösterisinden sonra duraksama, şölen bitti havası. Sevgisizlik, bir hayatı ne kadar sürdürebilir?

Hayatın her aşamasında sevgi ile can buluyor yaşamlar. Ama bir günlük yoğun bakımla değil, çok günlük cana can  katmakla... 


SEVMEK ÖMÜR BOYU...

Sevmek;
Bazen bir insanı, bir yeri, doğayı.
Sevmek;
Ağaçları, çiçekleri,
Kuşları, çocukları...
Sevmek;
Bir insanı ince duygularla,
Katıksız, çıkarsız
Aklıyla, yüreğiyle,
Meziyetleri ve kusurlarıyla.
İyi günde-kötü günde
Coşkusuyla, hüznüyle
Sevmek;
Sevmeye değer olanları  
Bir ömür boyu, 
Tüm insanlığıyla
Sevebilmek...

Makbule ABALI-Eğitimci
2019-Mersin


Şubat 11, 2019

HENÜZ 19 YAŞINDA...

( ÖZGECAN ASLAN'IN ANISINA)

Canım yanıyor anne...
Rüyalar bu kadar kötü müdür?
Gündüz bile rüya görüyorum artık.
Gözlerimi kapatıyorum zifiri karanlık.
Önce canavarlar görüyorum 10 kollu,
Sonra timsahlar, yılanlar, aslanlar,
Ağzından ateşler saçan, salyalar akan.
Her yanım ağrıyor anne,
Her yanım yara-bere-duyorsun ezik
Ağzımın içi zehir dolu sanki...
Kocaman eller görüyorum düşümde,
Benim elimin belki 10 katı.
Bağırıyorum... bağırıyorum...
Kimseler duymuyor sesimi,
Sen bile duymuyorsun
Sesim çıkmıyor anne...
Gül diyorlar gülemiyorum,
Onlarsa hep gülüyor anne,
Midem bulanıyor, başım dönüyor.
"Koruyacağız seni" dediler
Kim, nasıl, nerede koruyacak ...?
Anlatmadılar...
Hakim amca halimden anlar mı anne ?
İçimde kuşlar vardı, umut gibi, ışık gibi
Hepsi uçtular uzak diyarlara.
Ben tek başıma, onlar sürüyle,
Ben yapayalnız, onlar hep birlikte.
Elimi uzatıyorum. boyum yetmiyor,
Ben nasıl büyürüm anne...?

Makbule ABALI
Özgecan Aslan : Doğumu- 22 Ekim 1995
                        Öldürülüşü- 11 Şubat 2015

"HANGİSİNİ TERCİH EDERSİN ?" MİMİ....



Bloglarda yazmaya başlamadan önce mim nedir, bilmiyordum doğrusu. Birkaç mimle sorulara yanıt verdikten sora daha iyi öğrendim. Mimler; bloglar arası iletişimi sağlıyor, bir ölçüde kişileri tanıtıyor, bazıları bilgilendirici ve düşündürücü de oluyor. Bu mim, blog arkadaşımız Selimhan Kalkan tarafından Deeptone arkadaşımıza yönlendirilmiş, ondan da bana geldi. Deeptone arkadaşımızı kırmak, reddetmek mümkün değil. İçtenlikle yapmaya çalışacağım.

*Hangisini tercih edersin? Uçabilme yeteneğinin olmasını mı,  yoksa su altında da nefes alabilmeyi mi? Neden?
Kuşlar en çok sevdiğim canlılar. Bağımsızlığı, özgürlüğü simgeliyor. Balıkları dev akvaryumlarda izlemek çok güzel. Denizler altında yaşam balıklara kalsın. Martin Luther King ne güzel demiş: "Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Ama bir tek şeyi unuttuk, kardeşçe yaşamayı."

*Hangisini tercih edersin? Sonsuza dek etrafının kitaplarla çevrili olmasını mı, yoksa evcil hayvanlarla mı? Neden? 
Seneca "Kitapsız yaşamak, kör, sağır, dilsiz yaşamaktır." diyordu. Kitap, mutluluk benim için. Evcil hayvanlara da kıyamam. Ama bir kütüphanede kitap kokuları arasında yaşama fikri bile harika.

*Hangisini tercih edersin? Büyük ellere sahip olmayı mı, yoksa büyük ayaklar mı? Neden?
"İkisi de normal. Hatta belki biraz küçük sayılabilir. Ama hiç şikayetçi olmadım. "Gulliver Devler Ülkesinde" yaşasaydım belki fikrim değişirdi."

*Hangisini tercih edersin? Geriye kalan hayatının tamamında çay içmeyi mi yoksa kahve içmeyi mi? Neden?
"Çay, en güzel ikram bence. Rengi gözlerinize, tadı midenize, sıcaklığı ellerinize iyi gelir. Bir simitle arkadaşlık ederlerse tadına doyum olmaz."

*Hangisini tercih edersin? Pilav üstü kuru mu yoksa köfte patates mi? Neden? 
"İnsan her yere konuk olabilir. Her evde imkanlar dahilinde yemek pişer. Yemek ayırt etmem. Her şey öylesine pahalı ki, köfte yapacak kıyma alınamayabilir. Fasulye eskiden milli yemekti. Atatürk her gün yermiş; "Yoksul halkımı göz ardı edemem." diyerek. Sanırım yemek tercihim güne, duruma, çevreme göre değişir. İki grubu da çok severim."

*Hangisini tercih edersin? Sınırsız döner mi yoksa sınırsız kokoreç mi? 
"Neden sınırsız...? Bir yemek şampiyonasında bile sınırsız yemek yiyenleri görünce huzursuz oluyorum. Döner ilk tercihim olurdu ama tüm sakatatları da, temizliğine inandığım bir yerde severek yerim. Bumbar dolmasını çok severim. Yemek ayırt etmemeyi çocuklara da öğretmek gerek."

*Hangisini tercih edersin? Ölüm saatini bilmeyi mi yoksa nasıl öleceğini bilmeyi mi? (Ölüm  tarihini ve ölüm şeklini değiştiremiyorsun.) Neden? 
"İkisini de bilmek istemem. Ölümü beklemek, yaşamdan umudu kesmek değil midir? Hayat öylesine sürprizlerle dolu ki, 1 saat sonra ya da 1 gün sonra ne olacağımız belli değil."

*Hangisini tercih edersin? 500 yıl gelecekte yaşamayı mı yoksa 500 yıl geçmişte yaşamayı mı? Neden ?
"Filmlerini bile sevemediğim bir gelecek ürkütüyor beni. Üstün teknoloji, uzay çağı, robotların devreye girmesi, kaybolan değerler, duygudan çok mantığın devreye girmesi... Ben uzay çağının insanı değilim sanırım. Romantik çağın, maddeden çok insanın değerli olduğu dönemlerin insanıyım. Her çağda duygularım ağır basmıştır. Geçmişin savaşlı, karışık dönemlerinde  yaşamak istemezdim tabii. Duygusal anlamda nostalji her zaman özleniyor."

*Hangisini tercih edersin? Her yıl yenilenen tek seferlik uluslararası bir uçuş bileti mi yoksa yurt içinde geçerli sınırsız uçak biletini mi? Neden?
"Yurt dışı gezilerim oldu ama İtalya ve Avusturya'yı görmedim. Bu iki ülkeyi görmek isterdim. Sanat eserleri, mimari yapıları , doğal güzellikleri dikkatimi çekiyor. "

*Hangisini tercih edersin? Daha çok dinlemeyi mi, daha çok konuşmayı mı? Neden?
"Yerine göre, duruma göre ikisi de gerekli diye düşünüyorum. Bir ortamda önce yeterince dinleyip, sonra çok uzun ve bıktırıcı olmadan konuşmak mantıklı gelir bana. Konuşmuş olmak için konuşmayı, çok yanlış bulurum. Yeri gelince bildiğimi aktarmaktan mutluluk duyarım."

*Mimin hazırlanmasında emeği geçen arkadaşlarıma teşekkür ederim. Düşünme fırsatı verdiler.

Mimi yönlendireceğimiz 10 arkadaş adı istendi. Bir süredir blogda bulunamadım. Hangi arkadaşımın zamanı uygun bilemiyorum. Gönlümden geçen çok kişi var. Sanırım durumu uygun olan arkadaşlarım seve seve yapacaklardır. Teşekkürler.

İzler ve Yansımalar, Maviye iz süren, Handan, Derya, Momentos, Rabia Sertel, Recep Altın, Ece Evren, Cem Kazan, Sebuş'un işler güçler, Merih'in atmosferinde, Cafe Tigris (12 arkadaşımı yazdım. Belki zamanı olmayan olabilir.)

Makbule Abalı-Eğitimci
11Şubat 2019 Mersin





Ocak 14, 2019

HAYAT AKARKEN DÜŞÜNCELER...(Bir Nostalji Yazısı)


Hayat akarken zamanı başa almak mümkün olsaydı ; kimler nerelerde yavaşlamak veya duraklamak isterdi, kimler geriye dönüşü hiç istemezdi, kimler bambaşka bir yaşam hayal ederdi?

Çocukların yönettiği bir ülke olsaydı; gelecek nasıl planlanır, paylaşım nasıl sağlanırdı, kim haklı, kim haksız nasıl belirlenir, kimler hangi değerlerle dost ya da düşman sayılırdı? 

Yetişkinler zaman zaman çocukların dünyasına konuk olup; onların içtenliğini, doğallığını, çıkarsız-yalansız sevgilerini, paylaşımlarını izleseler, daha sakin, daha anlayışlı, hoşgörülü ve duyarlı olurlar mıydı acaba?

Neden çocuklar hep büyümek isterken, bazı büyükler hep çocuk olmayı özler, ya da kimi yetişkin hiç büyümez, hep "çocuk gibi" davranır?

Dünü unutup, yalnız bugünü yaşayan, gelecekten hiç söz etmeyen insan için mutluluk, nereye kadar sürer, mutsuzluk nerede başlar, sonuçtan kimler, ne kadar payını alır?

Akıl ve mantık terazisini kullanmadan, düşünce süzgecinden geçirmeden, her sunulanı veya her teklifi onaylayan kişi, sonuçta sorunlarla başa çıkabilir mi?

Seçenler ve seçilenler çıkarsız düşünüp, düşüncelerini maskesiz, yalansız dile getirselerdi, neler değişirdi, nelere şaşırırdık?

Kendinden başkasını hep küçümseyen, değer vermeyen insanların evinde dev büyüteçler, dev aynalar mı bulunur?

Tutkularına tutsak olan insanlarda; beyin ne kadar süre sağlıklı komut verebilir, göz ne kadar görmez, kulak ne kadar duymaz olur?

Umutlar ve hayaller hangi ölçütlerle belirlenir, hangi hayatlara nasıl anlam katar? En güç durumlarda bile "Yaşama sevinci " değil midir insanı hayata bağlayan, hayatın akışını sağlayan...?

Makbule Abalı


Ocak 08, 2019

İNSANLAR TANIDIM...



İnsanlar tanıdım ;
Dünya tatlısı. can yoldaşı
Sevincinize ortak, kedere  yoldaş,
İstediğin yola git, yolda bırakmaz,
Elini uzatsan, omuzunu uzatır.
Çıkarını düşünmez, iyiliğe koşullanmış .
Beden yorgun, zihin yorgun olsa da,
Gönlü genç, merhametli, vefalı, sadık bir dost
İnsanlar tanıdım; 
Henüz çok genç, hayatının baharında,
Düşünceleri, beklentileri,
 Hayatının sonbaharında;
Umutsuz, güvensiz, çekingen ,
Cesaretini yitirmiş, hep geri planda.
İnsanlar tanıdım; 
Kendinin merkez olduğu bir dünyada ,
Dünya onun etrafında döner,
Minneti yok, yardımı yok,
Danışmaz hiç kimseye...
İnsanlar tanıdım;
Güler yüzlü, tatlı dilli, 
Çıkarlarına dokunursan 
Ondan kötüsü bulunmaz hayatta .
İnsanlar tanıdım;
Vefalı bir eski dost gibi,
40 yıl sonra karşılaş, hiç ara vermemiş gibi.
Yüreği sımsıcak,
Gülüşü dünyayı ısıtır. 
İnsanlar tanıdım:
Öfkelenir, kini buzullar yaratır.
Merhametsiz, acımasız,
Bencil, duyarsız
İnsanlar... İnsanlar... 

Makbule ABALI


Aralık 19, 2018

BİR NARENCİYE MASALI...



En uzun masal bile er geç biter. Günümüzde artık 1001 Gece Masalları yok. Ama teknolojinin insan beyninin sunduğu günümüz masalları var. Çeşitli güzellikler ve  sürprizlerle donatılmış görüntülü masallar... Biraz gecikmeli bile olsa güzel şeylerin anlatılmasından yanayım.

17 -18 Kasım 2018  tarihlerinde düzenlenen bir Narenciye Festivali daha sona erdi. Dört yıl aradan sonra bu yıl altıncısı kutlanan festival , bu yıl en görkemli yılındaydı. Çocuklar çok eğlendiler ama en az onlar kadar büyükler de festivalin tadını çıkardılar.

Mersin Mezitli Belediyesi'nin sahil kenarına kurdurduğu büyük sabit salıncaklar 4 kişilik. Yetişkinler önce çekinerek hatta  kadınlar utanarak biniyorlar. Ama salıncaklar onları uçurdukça düşler alemine geziler de renkleniyor. Artık duygular da yerini neşeye, coşkuya, mutluluğa bırakıyor. İçimizdeki çocuğu mutlu etmek hiç de zor değil. Salıncaklar insanı bir başka dünyaya taşıyor; Kavgasız, gürültüsüz, kaygısız...
Mersin'in ılıman havasında festival günleri özellikle sabahları oldukça serindi. Ama bu soğuk hava bile insanları dışarıya çıkmaktan alıkoyamadı.

Bu yıl 70 ülkeden 700 folklorcunun katıldığı söyleniyor. Yollarda yerel folklor giysileriyle güzel genç kızlar, yakışıklı gençler görülüyor. Çocuklar için adeta bir masal dünyası. Düzenlemeler için tonlarca narenciye kullanılmış.Maketlerle canlandırılan masal kahramanları var. Narenciye ürünleriyle donatılmış tren, uçak, gemi, helikopter veya kule sizi hayali bir yolculuğa çıkarabilir-tabii hareket etmeden.- 

Sivil Toplum Kuruluşları standlar açmışlar. Alzheimer Derneğinin de el işleri, yiyecek-içecek ve kitap satışlarını içeren bir standı var. Öte yanda yıllar öncesinin model arabaları koleksiyoncuların  beğenisine sunulmuş .Pusetleriyle  getirilen minicik çocuklar, tekerlekli sandalyeleriyle gelen engelliler. Bastonlarıyla yürüyen yaşlılar. Ve çocuklar...


Gün gelecek bu çocuklar da belki kendi çocuklarına anlatacaklar: " Bir zamanlar bulunduğum kentte..." 
Onların zamanında belki düşler yerine gerçek olaylar devreye girer. Düş masalları yerini mutlu öykülere bırakır. Ve adı değişir öykülerin. Yüzyıllık öyküler olabilir mi? Kim bilir ...

Bu güzel etkinlikler kente bir canlılık ve güzellik kattı elbette. Yerel yönetimler ve yetkilileri iyi bir organizasyonla ortaklaşa yürüttükleri bu başarılı çalışmalardan ötürü kutlamak gerek.




Aralık 03, 2018

ENGELLERE TAKILMAK...



Hayatınızda hiç engellerle karşılaştınız mı ? Çok istediğiniz bir olay veya durumun gerçekleşmesi engellendi mi? Çok çalıştığınız, halde sonuçta başarıya ulaşamadınız mı? Bir dostunuz, arkadaşınız size karşı hiç ummadığınız bir hata mı yaptı? Bu ve benzeri engellerin yarattığı sıkıntılar ruh sağlığınızı etkileyebilir, akıl sağlığınızı, beden sağlığınızı tehlikeye düşürebilir. 

Yaşantımızda bir de doğuştan ya da sonradan olmuş zihinsel, bedensel, fiziksel, ruhsal engelliler var. Günlük yaşantınızda yanı başınızda engellere takılanları fark ediyor musunuz? Asansörü olmayan bir hastanede yaşlı bir engellinin tekerlekli sandalyesiyle 3 kişi tarafından merdivenlerden zorlukla taşınarak 3. kata çıkarılmasına tanık oldunuz mu?

Gözlerinizi sımsıkı kapatıp, işlek bir yolda elinizde sadece bir bastonla yürümeyi denediniz mi? Yalnızca parmaklarınızla dokunarak görmediğiniz bir eşyayı tanımlayabilir misiniz? Bozuk bir saati görmeden tamir edebilir misiniz? Yanınızda otistik ya da Down sendromlu çocuğunuzla bir toplu taşıma aracında tüm meraklı bakışlara aldırmadan yolculuk yapar mısınız? 

Çocuğunuzun sizce küçük yaramazlıklarını alayla, küçümsemeyle seyredenlere tahammüllü müsünüz?
Demans ya da Alzheimer hastası bir yakınınız bir anda yanınızdan uzaklaşsa, kaybolsa ne yapardınız? Yaşlı birini gördüğünüzde yardıma hazır mısınız?

Yanıtlarını aradığımız sorularla hayatı, konuları, olayları, kişileri düşünmek empati kurmayı kolaylaştırıyor, insanlığımızı vurguluyor. Hayat hiç de kolay değil. Yaşamı yaşanabilir hale getirmek gerek.
Öncelikle yüreğimizdeki engelleri kaldırabilsek, daha hassas ve duyarlı olabilsek. Gözlerimizdeki perdeyi, engelleri kaldırıp çevremize gören gözlerle bakabilsek. Yardım ihtiyacı duyanlara ille maddi değil, manevi yardımda bulunabilsek. 

Gönüllere ulaşmak çok da zor değil. Erişebilmek elbette incelik istiyor; Kırmadan, incitmeden, acımadan,  acıtmadan, rencide etmeden...
Engelliler için güzel şeyler de oluyor. İşitme engelliler için açılan kurslara normal işiten insanlar da katılabiliyor. Görme engelliler için hazırlanan sesli kitaplar çalışmalarına da katılmak mümkün.

Meclisteki 600 millet vekilinden 5 tanesi engelli. Şafak Pavey konuşmasıyla, onurlu duruşuyla, düşünceleriyle ne güzel bir rol modeldi. Bazı Belediyeler engelliler için parklar, kaldırım düzenlemeleri, okuma salonları açarken neden bazılarının gündeminde bu çalışmalar hiç yoktur?

Ulaşılabilir yollar varken; Beynimizi, yüreğimizi, vicdanımızı, insanlığımızı ulaşılmaz kılmayalım. Hayat o kadar kısa ki...

Makbule ABALI-Eğitimci 
Mersin-3Aralık 2018




Kasım 24, 2018

ÖĞRETMENLER GÜNÜNDE DÜŞÜNMEK...



Biraz yıpranmış eski küçük defterler, kalın kitaplar arasında kurutulmuş çiçekler, renkli zarflar içinde mektuplar... Bunlar kimi insan için önemsiz, değersiz şeyler sayılabilir. Oysa onlara bir zamanlar nasıl emek harcandığını bilenler için nasıl da değerliler. Maddi değeri olmasa da kaç tek taş yüzük, kaç kolye yıllar öncesinin bu anılar yumağını geri getirebilir? 

"Öğretmenim bu defterime benim için bir şeyler yazar mısın ? diyen ince ses unutulabilir mi? Gözünüzün içine bakamayan bir ergenin ilk şiir deneyimi nasıl gözardı edilebilir? Gönlünden kopan içten cümleleri kağıda dökmüş bir öğrenci, öğretmeninin mutluluğuyla mutlu olacaktır. Gönül vererek emekle hazırlanmış o küçük hediyelerle mutlu olamayan insan , hiçbir şeyle mutlu olamaz. 

Bir öğretmenin dikkat etmesi gereken ne çok şey vardır : Çocuklar, gençler adeta toplumun bir göstergesi. Onlara değer vermek önce adlarıyla hitap etmekle başlıyor. Davranışlarıyla sınıfında adil olan bir öğretmen çocuklara da adalet duygusunu aşılıyor demektir. Konuşurken hepsinin gözüne bakarak anlatmak zorundadır öğretmen. Konuşurken göz teması kurmak, gözünün içine bakarak konuşmak bir ihtiyaçtır insan için. tersi bir davranış, sevgisizliğe, ilgisizliğe, tepkisizliğe işaret eder. 

Haklıyı haksızdan ayırt etmek zorundadır öğretmen. Öğrencilerin hepsini sıra dayağına çekmek, ellerine cetvelle vurmak , aşağılayıcı sözlerle hitap etmek öğretmenlik sayılabilir mi? Bazen bir baş okşaması, omuza konan bir el, bir sıcak gülümseme, sakin, yumuşak bir ses tonu , ne güzel olmuş deyişi dünyalara bedel olmaz mı? İnsanın doğasında sevgi, merhamet, iyilik ihtiyacı hiç tükenmez ki...
Ödül ve ceza davranışla tutarsız olursa nasıl da şaşırır öğrenciler. Öfkelenince notu silah gibi kullanmak, haklıyı haksızdan ayırt etmemek içte isyanlara neden olur. 

Yalnızca bir gün değil, her gün önemli olsa özel günler. İlle görkemli kutlamalarla değil, sevgiyle, saygıyla, kendimizi sorgulayarak... Öğretmenlere hak ettikleri gibi bir yaşam sunarak insanları, çocukları seven, adil, sabırlı, özverili, tahammüllü öğretmenleri nasıl da özlüyoruz. Öğretmen gibi öğretmen olan tüm öğretmenlerimizi sevgiyle, saygıyla anıyoruz...

Makbule Abalı.


Kasım 20, 2018

HENÜZ 8 YAŞINDA ...



Canım yanıyor anne...
Rüyalar bu kadar kötü müdür ?
Gündüz bile rüya görüyorum artık.
Gözlerimi kapatıyorum zifiri karanlık .
Önce canavarlar görüyorum 10 kollu,
Sonra timsahlar, yılanlar, aslanlar,
Ağzından ateşler saçan, salyalar akan.
Her yanım ağrıyor anne,
Her yanım yara-bere-ezik
Ağzımın içi zehir dolu sanki ...
Kocaman eller görüyorum düşümde,
Benim elimin belki 10 katı.
Bağırıyorum... bağırıyorum...
Kimseler duymuyor sesimi,
Bebeğim duymuyor,
Sen bile duymuyorsun
Sesim çıkmıyor anne...
Gül diyorlar gülemiyorum,
Onlarsa hep gülüyor anne,
Midem bulanıyor, başım dönüyor.
"Koruyacağız seni" dediler
kim, nasıl, nerede koruyacak...?
Anlatmadılar...
Hakim amca halimden anlar mı anne?
İçimde kuşlar vardı, umut gibi, ışık gibi
Hepsi uçtular uzak diyarlara.
Ben yapayalnız, onlar hep birlikte.
Elimi uzatıyorum, boyum yetmiyor, 
 Ben nasıl büyürüm anne...?


20 Kasım Dünya Çocuk Günü'nün gelecekte çok daha iyi koşullarda kutlanmasını dileriz.