Sayfalar

Deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Haziran 10, 2024

YAŞAMIN İÇİNDE ACI DA VAR. "ACI YORULDU"

 Unutmak insanın özünde var. Ama pek çoğumuz unutulmaması  gereken öyle çok şeyi unutuyoruz ki sonuçta hep birlikte acı çekiyor, büyük kayıplar yaşıyoruz. Toplumsal belleğimizin zayıf olduğu bir gerçek. Ancak aynı olayları giderek daha kötü biçimde yaşasak da sorgulamıyor, önlem almıyoruz. Yaşamın içinde her zaman her durumda dram da vardır elbette ama dramları trajediye dönüştürmekte adeta toplum olarak ustalaştık. İnsan yoruluyor, bedenler yıpranıyor, yürekler acı çekiyor, duygular duyarsızlaşıyor. Sonuçta acıya yenik düşüyoruz... 

Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı "Acı Yoruldu" Erteledim; 6 Şubat büyük depreminin içinde olmasak da içimizde tüm şiddetiyle yaşadık, belleklerimizde, yüreklerimizde onulmaz izler, yaralar bıraktı. Fay hatları kırılırken ruhsal anlamda biz de paramparça olduk,  Stres sonucu oluşan hastalıklar, içimizde oluşan isyanlar, tahammülsüz, öfkeli, sinirli, kırılgan acılı insanlar giderek çoğaldı. İnsan psikolojisi ile  ilgili uzmanlar büyük acılardan sonra kişinin kendini toparlaması için en az 6 aylık bir süre öneriyorlar. Ah sonra unutmasak, ders alabilsek, olayları akıl ve mantık süzgecinden geçirerek yeni kararlar alabilsek... Yıllardır bu konuda pek başarılı olamamışız.

Serhan Asker;  bellekleri tazelemek, büyük acıları unutturmamak adına cesaretle zor bir işe girişmiş. Her Cumartesi -Pazar severek, bilgilenerek , duygulanarak izlenen "Görkemli Hatıralar" Programında olduğu gibi konuyu gündemde tutarak, çokça bam telimizi titreterek yaşadıklarını aktarıyor. Her programda özellikle çocuklarla çok güzel bir iletişim kurarak kitap okuma ve şiir sevgisini vurguluyor. " Boş çuval dik durmaz." diyerek kitaplar armağan ediyor Rahmetli Barış Manço da  programlarında çocukları ne güzel yönlendirirdi.  Unutamadıklarımızdan... 

Kitabı İzmir'de bir kitapçıdan aldım. 160 sayfa. Alfa tarafından basım, yayım ve dağıtımı yapılmış. Aldığım kitabın üzerinde "45. Baskı" yazıyordu. Serhan Asker 1974'te Hatay'da doğmuş, ilk, orta ve lise eğitimini Gaziantep'te tamamlamış. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik  Bölümünü bitirdikten sonra Almanya'da siyaset muhabirliği dalında eğitim almış.

 *Kitabın önsözünde Zülfü Livaneli'nin bir değerlendirmesi var: 

" Serhan Asker, bu kitapta depremin trajik boyutunu ve insanların bu felaketle başa çıkma çabalarını ustalıkla işliyor. Trajedi ile dram arasındaki farkı göz önünde bulundurarak, okuyucuları depremin soğuk ve acımasız gerçekliği ile insanların duygusal tepkileri arasındaki ince çizgiye davet ediyor. 

Trajedi,  olayın trajik boyutunu vurgulayan ve okuyucuyu ürperten bir üsluba sahip. Dram ise duygu yoğunluğu taşıyan cümlelerle okuru etkilemeyi hedefler. Acı Yoruldu kitabı. bu iki anlatım tarzını ustalıkla bir araya getiriyor. Yazar, depremin yarattığı acıları ve trajediyi gerçeklikle anlatırken, aynı zamanda insanların iç dünyalarına ve duygusal deneyimlerine derinlemesine nüfuz ediyor. Yazar depremin getirdiği trajediyi anlatırken insanlığın gücünü ve umudunu  da kutluyor.

Serhan Asker'in bu etkileyici eseri, depremin yarattığı acıları ve insanların bu trajediye nasıl yanıt verdiğini anlatarak, trajedi ile drama arasındaki farkı büyük bir ustalıkla ayırıyor ve okuyucuları bu derin ve etkileyici yolculuğa davet ediyor." Z. Livaneli

*Ardından Nebil Özgentürk'ün "Bir Belgeselcinin Gözüyle" adlı yazısı:

" Ekran ve sanat insanının hazinesi ve sermayesi söz söylemek, söz söyleyeni dinleyip aktarmaktır. Öyle ya... Babası, annesi, aile yakınları, çocukluk arkadaşları da deprem bölgesindeydi, mağdurdu. Paniği, acıyı, çabayı, umudu, yalnızlığı, gözyaşını, teselliyi, kısacası insanlığın pek çok halini yaşadı, gördü, tanıklık etti, en içinden, en derininden. Deprem gerçeğini hissederek, acı çekerek ve çözüm önererek yaşayanlardandı. Sonra, kendi acı gerçeğini yaşamayı sürdürürken, hazin bir insan yolculuğuna başladı, deprem insanlarının orta yerinde kaldı. "Acının yorulduğu zamanlar" ın sahici tanığıydı artık.  Hem mağdur, hem yurttaş, hem aktarıcı oluverdi; tanıklıklarını saat saat ileten, Örneğine az rastlanan cinsten!.  İşte bu yüzden, "aktarıcılığı" değerli ve anlamlı! İbret ve ders niyetine. Tarihe kalsın diye..." N. Özgentürk

Arka kapakta üç ünlü şairimizin  kısa değerlendirmeleri var: 

 *Ataol Behramoğlu "Elinizdeki kitap acıya tanıklığın, onu teninde yaşamanın benzersiz ürünüdür. Tıpkı bir savaş güncesi gibi. Doğanın acımasızlığına karşı insanca duruşun, direnişin güncesi."

 *Ahmet Ümit: " Acıların değil bir yüzleşmenin kitabı bu. Korkunç yıkımlarla, travmalarla, kayıplarla karşı karşıya gelen insanların çaresizliğinin, direncinin, yaşamı yeniden öğrenmeye çalışmanın kitabı. Geçip giden bir afeti değil, her an,  her dakika kapımızı çalabilecek bir tehdidi anlatmış Serhan Asker. hep aklımızda tutmamız, hep hazırlıklı olmamız gerektiğini anlatan bir kitap bu.  Yani tam da ihtiyacımız olan bir kitap."

    *Ahmet Telli; "Acı yoruldu diyor Serhan Asker; Acının sürüp gittiğinin bir ifadesidir bu. 6 Şubat depremiyle içimizde kopan çığlığın, hafızamızın duvarlarındaki yankısı diye de okunabilir." 


 "ACI YORULDU " insanı derinden sarsan, farkındalığa davet eden, sorgulayan, düşündüren, bellekleri yeniden, yeniden tazeleyen önemli bir kitap. Empati her insanda olması beklenen bir anlayış ama nedense pek çoğumuz ondan yoksunuz. "Erkekler ağlamaz" denen bir toplumda yetişmiş Serhan Asker olaylara tanıklık ederken sık sık hüngür hüngür ağladığını dile getiriyor. 

Depremi çok uzaklardan izlerken hissettiklerinizi yeniden düşündürüyor; Kazazedelerle birlikte uykusuz geceler yaşıyor, üşüyor, titriyorsunuz. Boğazınızdaki lokmaları zor yutuyor, içinizin yanmasını suyla söndüremiyorsunuz. Dünyanın her yerinde acının dili aynı... Bazen bir dokunuş, bir bakış, bir el uzatma, yürekten gelen birkaç söz , yaralı insana nasıl da iyi gelir. 

Kitabı okurken ara verdiğim zamanlar oldu. Bir anda her şeyini kaybetmiş insanların yaşam öykülerini okurken altını çizdiğim pek çok cümle oldu. Kitabın ikinci bölümündeki görsellere bakarken düşlerde yolculuklar yaptım, bazen gözlerimde yaşlarla, bazen içimdeki sesin isyanını bastırarak okumaya çalıştım. Alıntılar ne kadar bu büyük faciayı aktarabilir bilemiyorum, ama deneyeceğim... M.A 



KİTAPTAN ALINTILAR: 

"İnsanlar balık istifi halinde  yerlerde battaniyelerin üstünde korkuyla bekliyordu. Yüzlerce insan. Tanıdığım birçok yüz vardı. Bir toplama kampı gibiydi... Kıyameti görmüş insanlar... " 

"Her yazdığım öyküyle hüngür hüngür ağladım. Biliyorum ki siz de gözyaşı dökeceksiniz okurken. Onları unutmamamız, unutturmamamız gerekiyor.  Ben bunu yazarak yerine getiriyorum. Onlar bir rakam değil, hepsi birer can, hayalleri olan, gelecek planları yapan talihsiz insanlar. Hepsi can... can... can... "

"Arama kurtarma ekiplerinin, özellikle de madencilerin gözlemleri çok değerliydi. Onları dinledim. On beş milyon insan bizzat yaşadı depremi. Geciken yardımlardan dolayı bağıra bağıra can verdiler. Teknolojimiz sınıfta kaldı. GSM operatörleri tarihe bu alandaki beceriksizlikleriyle geçti." 

"Mezarlıktan çıkarken kapısında bir elinde bir kol, diğer elinde bağırsaklarla gelen bir gence rastladım. Dayanamadım. sordum. "Babam. Gömmeye geldim..." Buz gibi oldum." 

"Önemli olan deprem olduktan, o canlar gittikten sonra yapılan konutlar değil. Bağıra bağıra gelen depremden önce yapılması gerekenler."

"Unutmayın, sorgulamaz, merak etmezsek hesap da soramayız."  Serhan ASKER 




 NOT: Bu yazıyı BCP ( Blogları Canlandırma Projesi) kapsamında  yazdım.  Her ay belirlenen temalardan birini seçerek yazılabiliyor.. Mayıs Ayının temaları Dram, Gotik, Tarihi, İrlanda idi. Ben DRAM'I seçtim. Duyarlılığınız ve farkındalığınız için teşekkürler. Benzer acılar yaşanmasın, içten dileğimizdir...

DRAMLAR TRAJEDİYE DÖNÜŞMESİN... 

Makbule ABALI -Eğitimci 

10 Haziran 2024 Urla



Şubat 13, 2023

BİR HAYAT SINAVI... Ağaç Ev Sohbetleri-182



Bloglarda her hafta Pazartesi Günleri düzenli olarak  farklı konularda "Ağaç Ev Sohbetleri " yayınlanıyor. İsteyen arkadaşlar yazı veya yorumlarıyla katkı sağlayabiliyorlar. 6 Şubat 2023 Günü ülkemizin yaşadığı büyük facia gündemi de belirliyor elbette. 

Soruların cevap bulamadığı zamanlar, sözcüklerin yetemediği  cümleler, anlar vardır. Beyin dumura uğruyor bazen. Susmayı tercih ediyor insan. Suskunluk da bir anlatım dili değil midir? Oysa "İnsan,  düşünen ve konuşan canlıdır." diyor düşünürler. Susmak; acizlik, çaresizlik, zayıflık, haklıyken haksız duruma düşebilmek değil midir? Tabii ki üslup önemli. Sözler yerini bulmalı ama hakaret etmeden,  incitmeden, isyan etseniz bile sözler zamanında, yerinde, dozunda söylenmeli. Deprembilimcilerin söylediklerine göre, faylar yıllarca enerji biriktirdiklerinde kırılmaları, patlamaları da çok şiddetli oluyor. İnsanlar da öyle değil midir? Yılların birikimi ya büyük bir suskunluk ya da ruhsal patlamalarla bedende hasarlar yaratıyor... 

Bu haftanın konusu şöyle: "Büyük deprem sonrası çocuk ve gençlerimizin Eğitim ve Öğretimleri konusunda ne gibi önlemler alınmalı, sorunlar nasıl giderilmeli? "

10 İlimizi içine alan , çevre illerde de hissedilen çok büyük bir deprem yaşadık. Son 96 yılda 128 kez deprem yaşamışız. Nüfusumuzun %98 'i deprem kuşağında. Ancak son depremlerin vurguladığı çıplak gerçekler var: Kişisel bellek  zayıflığının neden olduğu pek çok hastalık var çağımızda. Oysa asıl "toplumsal belleğimiz" çok zayıf. Geçmişi kayda almıyoruz, unutuyoruz,  danışmıyoruz, uzmanların söylediklerini dikkate almıyoruz. Aldanıyoruz, aldatılıyoruz,  yıkılıyoruz ama deneyimlerden, olaylardan, felaketlerden  yararlanmıyoruz.  Seslere, sözlere kulaklarımızı tıkayıp , gördüklerimize başımızı çevirerek görmezden geldiğimiz sürece ve cezayı, ödülü, alkışı, uyarıyı uygun zamanda, uygun biçimde kullanamadığımızda acımız katlanarak büyüyor, telafisi imkansız olaylarla karşılaşıyoruz. 

Günlerdir deprem acılarının üstesinden gelmeye  çalışıyoruz. Mucizeler bekliyoruz. Oysa uzmanlar depremde ilk 48 saatin can kurtarmak için çok önemli olduğunu vurgulamışlardı yıllardır. Mimarlar, mühendisler depreme dayanıklı yapıların nasıl olması gerektiğini anlatmışlar, tek katlı ya da az katlı binaların, kullanılacak malzemenin kalitesinden, ahşabın betondan daha kullanılabilir olduğundan  söz etmişlerdi. Yanlışların üzerine doğruları inşa edemedik. Günlük kararlar alıp, danışarak uzun zamanlı kararlar uygulayamadık, koordine olamadık.  Kaynaklarımız kururken insanları da kırdık, küstürdük, susturduk... 

Okullarımızda, Eğitim kurumlarımızda yıllarca dürüstlükten,  doğruluktan, adaletten, hak ve hukuktan söz ettik. Devletini " Baba" bildi insanlar. O kavramın içinde sorumluluk alma, güven, sahiplenme, tarafsızlık  gibi pek çok değere yer verdi. Çaresizlik içinde gene tutunacak bir el arıyor insanoğlu. Çığlıklar bu kez dışarıdan değil, içerden geliyor. " Orada kimse var mı?  Uzun yıllar kafamızda "Depremden insan manzaraları, öyküleri, fotoğrafları" silinmeyecek belki de. Hele bebekler, çocuklar, gençler, kadınlar ve anneler bu büyük facianın izlerini daha da zor silecekler. "Hafif acılar konuşabilir ama büyük acılar dilsizdir." diyor ünlü düşünür Seneca. 

Bugün 13 Şubat Pazartesi saat 13.48 'de son haberler can kaybımızın 31.643 olduğunu iletiyor. Yaralı sayısı 80.000' leri  aşmış. 10 ilde 1 Mart'a kadar,  71 ilde 20 Şubat'a kadar Eğitim- Öğretime ara verileceği söyleniyor. Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı yurtlar boşaltılıyor. Bu gençler evlerine nasıl ulaşacaklar, yol parasını nasıl sağlayacaklar? Üniversite Sınavına girecek gençler sadece ilk dönem bilgilerinden sorumlu olacaklar deniyor. Özellikle Eğitimle ilgili kararlar geleceği belirleyecek. Her şey zamanla onarılabilir ama yanlış ve acele alınmış kararlar büyük sıkıntılar yaratabilir. En küçük birimlerde bile çok yönlü düşünülmeden verilmiş kararlar, plansız uygulamalar aksaklıklara neden olabiliyor. Pandemi dönemindeki bilgi açıkları, yetersiz uygulamalar henüz giderilemedi. 

Elbette çok zor bir dönem yaşıyoruz. Hiçbir şey çok kolay olmayacak. Ama okullar kapatılırsa her kademedeki çocuk ve gençlerdeki bilgi, davranış ve uygulama boşluklarını ne zaman, nasıl ve ne ölçüde giderebileceğiz? Bu boşlukta, yapayalnız ve çaresiz kimden, kimlerden yardım alacaklar? Amaç sadece bir diploma kazandırmak mıdır? Hayat sınavından geçerli not alamayan çocuk ve gençlerimize "yaşanabilir bir hayat garantisi" verebilecek miyiz?  Bu genç , körpe beyinlere yeniden özgüven kazandırabilecek, aklın ve bilimin önderliğinde  yol gösterebilecek, dürüst, güvenilir, insan sevgisiyle dolu idealist eğitimcilere, öğretmenlere öyle çok ihtiyacımız var ki... 

"Dünyada biri üşüyorsa sen ısınamazsın" diyor Mevlana, yüzyıllar ötesinden.

Bu dondurucu soğukta sadece bedenler değil, yürekler de üşüyor. Daha çok dayanışma, daha güçlü paylaşımlar ve sevgi, güven, merhamet, insani duygular can verecek, ısıtacak hepimizi... 

Makbule ABALI- 

13. Şubat 2023



Şubat 09, 2023

6 ŞUBAT 2023 - BİR BÜYÜK ACI...

 


Gümbür gümbür geldi facia ;

Yer gök isyan etti adeta 

Bir kış gecesi, kar, soğuk, ayaz 

Işık yok, her yer karanlık 

İnsanlar çığlık çığlığa 

Ölüm pusuda

Can pazarı her yerde...

Yollar yarılmış, köprüler yıkılmış,

Domino taşları gibi üst üste yıkılıyor binalar,

İçlerinde her yaştan insanlar,

Eşyalar, anılar, birikimler

Kayboluyor birer birer

Toz toprak içinde, betonlar altında...

Ellerle kazılıyor enkazlar ;

Adam var, araç yok,

Vinç yok, kesici yok, balyoz yok,

İş makineleri nerede?

Arabalarda sabahlıyor insanlar;

Gözler yaşlı, yüzler  solgun ,

Yürekler soğumuş, bedenler kaskatı

Aş yok, ekmek yok, sıcak içecek yok...

Kaç ölü var, saymak zor, 

Cenazeler açıkta, ölüm izni verecek savcı yok. 

Binlerle tutuluyor kayıtlar...

Hastaneler  bile yıkık dökük, virane ;

Hastalara ilaç, bebelere mama yok. 

Dükkanlar, evler yağmalanıyor, eşyalar kaçırılıyor.

Yüksek teknoloji çağında iletişim ağı yetersiz...

Soğuktan ölüyor bebeler, çocuklar, yaşlılar,

Bir damla suya hasret insanlar. 

Sesler geliyor enkaz altından,

Boğazlarda düğümleniyor sözcükler, cevapsız...

Bir büyük acı daha ekleniyor dünya tarihine :

Çok büyük kayıplar olsa da

Umut tükenmedi henüz,

Dünya ses veriyor çığlıklara...

İnsanlık bir sınavdan daha geçiyor;

İnsanlık adına, iyilik ve güzellikler adına

Gün, paylaşma, dayanışma, birlik olma zamanı...

Ölüm sessizliği, can acısı,

Yaşama tutkusuna dönüşecek  elbet zamanla,

" Sadece ben" demeyi değil, 

El ele, yürek yüreğe

"Biz olabilmeyi" özlüyor insanlar...

Makbule ABALI-Eğitimci

9 Şubat 2023 




Aralık 02, 2020

BİR KAYIKÇININ DÜŞÜ...(Öykü )


Aralık Ayının ilk günlerinden biriydi. Biraz soğuk, yağmur beklenen günlerden bir gün.
  Yılın son ayının son günleri. Özlemle beklenen, heyecanla başlanan , türlü çeşitli durumlar yaşanan koca bir yılı uğurlamaya hazırlanıyorlar kasabanın insanları...

Küçük bir sahil kasabası burası. Yazın dolu, kışın sakin benzerleri gibi.  Hayattan fazla beklentisi olmayan orta halli insanlar. Günlük kazanç hayatı sürdürmeye yetiyor. Çoğunluğun geçim kaynağı balıkçılık ve kayıkçılık. Kayıkla balık tutmaya açılırlar ya da karşı sahile yolcu taşırlardı.

Genç adam sahile arabasıyla indi. "Evde daha fazla kalamazdım" diye düşündü. Boğuluyordu adeta. "Mis gibi iyot kokusu" dedi, derin bir nefes aldı. Kapalı yerde kalamama korkusu yıllar önce yaşadığı depremden kalan bir izdi. Renk renk kayıklar sahilde özenle sıralanmışlardı. Kayıkları bekleyen kayıkçı Dede'yi gördü ansızın. 

Başında saçlarını toplayamayan beresi, sırtında kırmızı montu ile herkesin dedesi. Kim bu adı takmıştı, bilinmez. Bir Karadeniz türküsünü söyleyerek bir poşeti karıştırıp duruyordu. Onu görünce tok sesiyle "Sana bugün simit ikram edemiyorum, hiç kalmamış" dedi. Ekledi: "İnsanlar gelmiyor diye simitçi bile uğramıyor artık." Oysa bayat simitler hem bana hem balıklara yetiyordu. "Ah bir de yakınlarda bir  simitçi fırınım olsaydı, ya da ikici elden bir fırın alabilseydim. Kuşlar, balıklar, ben hepimiz doyardık."

"Herkesin düşleri kendince büyük, kendince güzel" dedi genç adam. Ama bahçeli bir ev hayalinden hiç söz etmedi. Bu arada arabada unuttuğu, balıklar için aldığı simitleri hatırladı.  "Bugün sen benim konuğum ol" dedi. Kayıkçı Dede güldü, tok sesiyle "Ama bir çayım bile yok. Korona bizi tüketti" dedi.

Ve kendiyle konuşur gibi devam etti: "Bazen bir kayığa, tekneye binip uzaklaşmak geçiyor aklımdan. Ama gitmek de, kalmak da zor. 

Şairin dediği gibi:

 'Bakakalırım giden geminin ardından 

Atamam kendimi denize, dünya güzel

Serde erkeklik var, ağlayamam.'

Benzer sıkıntıları yaşayan insanlar çabuk dost olurlar. Birbirlerini  kolay anlarlar. Yaralarının kaynağı ortaktır. Balıkçı uzaklara bakıp düşünürken genç adam arabadaki simitleri almaya yöneldi. Bir taraftan da yavaşça mırıldanıyordu. "Serde erkeklik var, ağlayamam..."

Makbule ABALI







Kasım 06, 2020

İNSAN SICAĞI...


Her felakette unutulmayacak anlar, belleklere kazınan adlar, fotoğraflar vardır. Rüyalarımıza girer bazen, bazen kabusa dönüşür.
Bir mucizenin adıdır o. Efsane gibi yıllarca dilden dile dolaşır.
Son İzmir depreminde depremden saatler sonra kurtuluşlarına tanık olduğumuz 3 yaşındaki Elif, 4 yaşındaki Ayda ve onları kurtaran ekiplerin başındaki adsız kahramanlar gibi...

Elif kahramanının elini tutmuş. Toprak altındaki enkazdan ellerin dayanışması ile çıktılar. Ünlü bir şair yazarımızın   bir zamanlar kullandığı bir deyim geldi aklıma ; "İnsan sıcağı"

Ve Rıfat Ilgaz'ın şiiri:
Elim birine değsin
Isıtayım üşüyünce
Boşa gitmesin
Son sıcaklığım !
Zor günlerde dayanışmaya, paylaşıma, empatiye, anlayışa nasıl da ihtiyacımız var.

Makbule Abalı- Eğitimci


..
 

Kasım 01, 2020

DEPREM_ PARÇALANMIŞ DÜNYALAR...


Önce bir gümbürtü koptu ;

Yerin kilometrelerce altından,

Sesler geldi, korkutan, ürküten,

Gökyüzü birden aydınlandı,

Sonra karardı...

Ardından küçük sesler geldi

Duyarlı köpek, hayvan sesleri duyuldu.

Birden her şey sallanmaya başladı;

Uyuyan çocuklar, yaşlılar, hastalar uyandı. 

Çocuk ağlamaları sardı dört bir yanı,

Öte yandan insan inlemeleri

Tüm sesler birbirine karıştı.

Bir felaket tablosu,

Bir dram ki anlatılmaz.

Ruhlar darmadağın,

Zihinler karmakarışık,

Bütün duygular paramparça,

Bütün duygular karmakarışık;

Merhamet, acı, öfke, isyan...

Kurtarma ekipleri, yardım için çırpınanlar,

Kayıtlar tutuluyor;

Sağ ya da can vermiş, yaralı...

Her şey altüst, her şey yıkıma uğramış,

Bir hayat dramı,

İnsanoğlunun hayatla zor bir sınavı...

Makbule ABALI- Eğitimci 

 

NOT: Bir yıl önce gene bir depremde yazdığım bir şiir.

Bu yıl  30 Ekim 2020 günü yaşanan İzmir Depreminde 

hasar gören, yakınlarını kaybeden tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor, acılarını paylaşıyoruz.


 

Şubat 06, 2020

DOĞA AĞIDI...



Doğa da ağlar kimi zaman;
Bekler uzunca bir süre,
Sonra akıtır gözyaşlarını
Hem de içten içten tüm şiddetiyle 
Yeryüzünün türlü noktalarında...
Bazen bir yanardağ patlaması;
Kızgın alevler, lavlar püskürterek...
Bazen bir deprem ;
Büyük yer sarsıntılarıyla ,
Gümbür gümbür gelir, tüm şiddetiyle 
Bir toprak kayması, bir çığ felaketi;
Tonlarca toprağı, karı sürükleyerek...
Şiddetli bir sel; ağaçları sökerek,
Barajları patlatarak,
Bir hortum; bulunduğu yeri altüst ederek,
Çatıları uçurarak...
Doğa da ağlar bazen; içten içe yanarak,
Yürekleri yakarak, can acıtarak,
Geride gözleri yaşlı insanlar bırakarak...

Makbule ABALI



Ocak 26, 2020

DEPREM - PARÇALANMIŞ DÜNYALAR


Önce bir gümbürtü koptu;
Yerin kilometrelerce altından
Sesler geldi, korkutan, ürküten
Gökyüzü birden aydınlandı,
Sonra karardı...
Ardından küçük sesler geldi,
Duyarlı köpek, hayvan sesleri duyuldu.
Birden her şey sallanmaya başladı;
Uyuyan çocuklar, yaşlılar, hastalar uyandı,
Çocuk ağlamaları sardı dört bir yanı,
Öte yandan insan inlemeleri
Tüm sesler birbirine karıştı.
Bir felaket tablosu,
Bir dram ki anlatılmaz.
Ruhlar darmadağın,
Zihinler karmakarışık
Bütün duygular paramparça,
Bütün duygular karmakarışık;
Merhamet, acı, öfke. isyan...
Kurtarma ekipleri,
Yardım için çırpınanlar,
Kayıtlar tutuluyor, sağ ya da can vermiş, yaralı...
Her şey altüst, her şey yıkıma uğramış.
Bir hayat dramı,
insanoğlunun hayatla zor bir sınavı daha...

Makbule ABALI

Ülkemizdeki son depremde zor günler yaşayan tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor. sağlıklı, huzurlu, güvence içinde günler diliyoruz.