Sayfalar

Zeki Müren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zeki Müren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekim 21, 2025

Güzelliklerin, İyilerin Farkına Varmazsak, Kötüleri Nasıl Ayırt Edebiliriz...?


Blog yazmaya ilk başladığım  zamanlarda düşünce ve duygularımı yazıya aktarmaya ne kadar özen gösterirdim. Önce bir konu belirler sonra bir taslak hazırlar, teknik konularda büyük bir mücadele ile görevimi tamamlardım. Çok eski çalışma arkadaşlarımdan biri en temel okuyucum sayılırdı. Onun motivasyonu ile hemen her gün yazardım.

Halimden memnundum. Yazdıklarımı kaç kişi okuyor, bilmezdim. Kendimle ilgili vicdani ve etik bir sorumluluktu benimki. Şimdiki gibi iki parmakla ama daha yavaş yazardım. Bilgisayarı ustaca kullananlara hayranlık duyardım. O günlerde yazdığım bir yazımda "Parmaklarım beynimin hızına yetişemiyor." demişim. Artık müsvedde kullanmıyorum. Ama gene bütün düşüncelerimi olduğu gibi aktaramıyorum. Belki o yüzden, yazmaktan çok konuşur oldum bugünlerde. Gözlerim bu durumdan hoşnut, ama ben değilim... 

Duyu organlarımı yeterince kullanamadığım anlarda kendimi eleştiriyorum. Adil ve anlayışlı olmamak beni huzursuz eder. Ederdi desem daha doğru olur sanırım. Son zamanlarda biraz bencilleştim galiba. Duyu organlarıma, köklü alışkanlıklarıma, sevdiğim yakınlarıma, beni BEN yapan değerlerime haksızlık yapıyorum. Farkındayım... ama elimde değil. Normalle anormal arasındaki incelikle çizilmiş yol ayrımında gidiş gelişlerim oluyor. 

Normalle anormal arasındaki ayrım, çoğunluk tarafından kabul edilir olmaksa... Bu ayrımı yapabilenler suskun kalırsa ben kime inanacağım? Ya da siz! Evet ile hayır, doğru ile yanlış, haklı ya da haksız, çocuk ile ergen, ergen ile yetişkin, nazik ile kaba, değerli ile değersiz... Ve daha bir dolu şey arasındaki ince ayrıntının farkında mısınız...?

Düşünmeye başlayınca merkezden uzaklaşıyorum, odak noktam kayboluyor. Dengem bozuluyor, Safranbolu'daki ustanın, büyük bir sabırla, adeta gergef işler gibi yaptığı bastonla bile dayanak noktamı bulamıyorum. Canlı bastonlar destek olamadığında, hiçbir baston kurtarıcı değil.

Çok değer verdiğim, güvendiğim, derya gibi bilgisi, insana saygısı, naif kişiliği ile huzur  veren  doktorumun da dediği gibi 'küllerinden yeniden doğabiliyor insan'. Bence de öyle. Tıpkı kuşlar, çiçekler, ağaçlar, doğadaki her canlı gibi... 

Her uğraşta, her işte, her meslekte ama özellikle eğitim ve sağlıkta; anlayış, güven ve dürüstlük arıyor insan. Öncelikle farkı fark etmek ne kadar önemli... 

Makbule ABALI-Eğitimci 

21 Ekim 2025 İzmir- Türkiy








Haziran 14, 2025

Zamanı Durdurabilir Miyiz-Anlık Ya Da Bir Hayal Süresince...

 


Çocukların hayallerini hep sevmişimdir; Yanında-yakınında olmadan, uzaktan gözleyerek, bazen kendi kendine konuşmasını dinleyerek, kulak misafiri olarak... 

En doğal, oldukları gibi, başkaları öyle istiyor diye değil, içinden geldiği gibi. Yılların ardından yaş aldıkça çocuklar gibi oluyoruz sanırım.

Bütünüyle değişim imkânsız elbette. Kişiliğiniz-kimliğiniz, inandığınız değerler arada frene basıyor. Ama yaydan çıkmış ok hızını almışsa, durdurmak ne mümkün.  Zamansız coşan, akan sular-seller gibi.

Bir depremin küçük artçılarının anlık vuruşları gibi. Bir yanardağın ince ince sızan lâvları kadar ürkütücü. Kasırga öncesi biraz sert esen rüzgârın sesini yadırgamak, alışılmayan biçimde beklemek gibi. 

Dönem ve kuşak farkı olur kuşkusuz. Çocukların tepkisi anlıktır. Hatta bazen nedensiz bile olabilir. Şımarma hakkını kullanmak biçiminde de olur. Ergenlik öncesi-ergenlik sonrası dahi kabul görebilir. Geçicidir. 

Ancak yaşlılık patlamaları; yılların birikimini, içgüdüsel haykırışları, zamanında dile getirilmemiş duyguları-olayları, akıtılmamış gözyaşlarını, ruhun-bedenin, aklın-mantığın incinmelerini, kabuk bağlamış sanılan ama halâ usul usul kanayan yaralarını da dile getirir.  Yıllar öncesi değil de, yıllar sonra seslendirmek çözüm olabilir mi...? 

İnsanın giderek bencilleştiği, eskiyen araçların yedek parçasının bile kolay bulunamadığı, onarmanın, resetlemenin, rektefenin, en aza indiği, taklitlerinden sakınınız, gözlerinizi dört açınız,  kendinizi koruyunuz gibi deyişlerin çoğaldığı bir dünyada... Nasıl-ne zamana -nereye kadar...? 

Zamanı durdurabilir misiniz? Hiç değilse çocuklar gibi, anlık ya da  mutlu-umutlu-güzel hayaller süresince... 

Makbule ABALI-Eğitimci 

14. 06. 2025 Türkiye 


                                                                             


Mart 08, 2025

KADINLAR- ŞİİR DİLİYLE ANMA...

 

5 Aralık 1934- Türkiye Cumhuriyeti'nde  günümüzden  89 yıl önce kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkı tanındı. Verilmiş hakların, yaşanan yıllar içinde uygulanabilir olması konunun can damarı. Beklentilerin, umutların gerçekleşmesi dileğimizdir. 

Yüce Önder  M.K. ATATÜRK'Ü  minnet ve teşekkürlerimizle, saygıyla anıyoruz.





Geçmiş yıllarda; farklı zamanlarda KADINLAR ile ilgili olarak yazdığım şiirlerden bazıları:


SIYAH BEYAZ FOTOĞRAFLARDAKİ KADINLAR 

Sayıları azalacağına giderek kabarıyordu 

İstatistiklere her gün yeni bir kişi ekleniyordu

Bir kadın cinayeti daha, bir daha, bir daha...

Bazen bıçak, bazen silâh, bazen sopalarla.

Sığınma evine yetişemeden baba evine sığındığında,

Bazen kocası, bazen babası, bazen kardeşi, bir yakını.

Kadınlar hep aynı ; ezik, güçsüz, çekingen,

Kadınlar naif, hassas, kırılgan...

Karşı taraf güçlü, kaba, acımasız.

Her şey bir anda bitti, birkaç saniyede. 

Bir öfke patlaması, bir duygu boşalması...

Bir ömür daha tükendi,

Bir kadın daha konu oldu haberlere,

Cansız bedenlere bir tane daha eklendi.

Kadınlar teker teker yerlerini aldılar.

Siyah-beyaz soluk fotoğraflarda...

Makbule Abalı-2 Şubat 2015 



KADININ COĞRAFYASI

"Kendin için ne isterdin?" diye sordular bir kadına;

"Nerede dünyaya geleceğimi seçmek" dedi.

Bir başka coğrafyada doğmak, yaşamak.

Onun yöresinde böyle yaşamak kaderdi.

Annesiyle aynı kaderi paylaşmak,

Erkek kardeşi gibi vatandaş sayılmadan,

Haklarını bilmeden.

Yaşamında ilk çiçeği bir kadınlar günü almıştı

Bir markette herkese verirlerken.

Şaşırmıştı neden verdiklerine

Son çiçeği de bu oldu.

Onun yaşadığı coğrafyada kadınlar çiçek almazdı.

Emeğinin karşılığını bile alamazdı.

Dövülür, hırpalanır, iş yaparlardı,

Erkek güçlü, kadın zayıftı, güçsüzdü.

Bir kadınlar gününde anladı;

Kadının toplumdaki yerini, ailedeki rolünü,

Üretimdeki gücünü...

Biraz geç kalmıştı ama hayat devam ediyordu. 

Makbule Abalı- 8 Mart 2021



DÜNYAYI KADINLAR YÖNETSEYDİ...

Dünyayı  kadınlar yönetseydi; 

Dünya daha temiz olurdu, anne eli değmiş gibi,

Düzenli bir yuva gibi...

Kim haklı, kim haksız kanıtlanır

Dünya daha adil olurdu,

Tüm çocuklar mutlu, karınları tok olurdu.

Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Yoksullar, suskunlar kaba güce yenilmez,

Ödenmeyen vefa borcu kalmazdı...

Duygular ağır basar, insanlar daha duyarlı olurdu.

Gürültü, karmaşa biter,

Sanat değer kazanırdı.

Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Kadınlar kişiliklerini kanıtlar,

Kavgalar, savaşlar sona erer,

 Belki barış sağlanırdı...

Makbule Abalı- Aralık 2022 



KARANLIĞI AYDINLATAN KADINLAR

Kadınlar; Karanlıktan aydınlığa çıkmak isteyen kadınlar

Güneşi özleyen, dünyaya renk katan kadınlar,

Paylaşımcı, yaratıcı, yapıcı kadınlar...

Bazen ana, bazen hayat arkadaşı, can yoldaşı,

Yol arkadaşı, dost, bacı, kardeş gibi kadınlar.

Maviye tutkun, doğaya hasret, ağaca, çiçeğe aşık kadınlar.

Zeytin ağacı gibi köklü, sağlam,

Çam ağaçları gibi çilekeş,

Kuru dallarda açan çiçekler gibi hassas, narin,

Mimoza gibi kırılgan, alıngan, duygulu,

Ve tüm ağaçlar gibi üretken, emekçi kadınlar... 

Makbule Abalı- 8 Mart 2023



Güncelleme Notu: Kadınlarımızın haklarını ve sorumluluklarını, görevlerini bilerek; bilinçli, çağdaş, barış içinde, uygarca yaşamalarını dileyerek. 

Ülkemizde  90 yıl önce,  kadınlara ilk kez tanınan haklarla ; Başöğretmen ATATÜRK'ü saygıyla, rahmetle, minnetle anıyoruz. 

 Makbule Abalı-Eğitimci 

İzmir- Urla 8.03.2025 



                                        Yine Bir Gülnihal: Zeki Müren yorumuyla.   


Ekim 01, 2020

YILDÖNÜMÜ - Mini Öykü



Sahilde bulvar boyunca lokantalar  sıralanmıştı. Her kalitede, her görünümde olan vardı aralarında. Bazıları deniz ürünleri,  bazıları yöresel yemekler sunuyorlardı. Aralarında biri farklıydı sanki. Mavi- beyaz renklerin hakim olduğu bir düzen, loş bir ışık, kulağı tırmalamayan hafif bir müzik... 

Orta yaşlı bir çift, bir an tereddütten sonra içeriye yöneldiler.  Bey adını söyledi, "Yer ayırtmıştık" dedi. Çiçeklerle düzenlenmiş güzel bir masaya oturdular. Adam kadının ellerini tuttu. "Bir zamanlar bu tür yerlere ne sık gelirdik" dedi. Kadın gülümsedi, sadece başıyla onayladı. Şef garson siparişleri alırken adam fısıldadı: "Yemekten sonra bir de bol meyveli bir dondurma rica ediyoruz. Bugün bizim 47. evlenme yıldönümümüz" Şef garson ustalıkla anladığını belli etti.

Az sonra masa çok güzel sunumlu tabaklarla donanmıştı. Onların masasının dışında iki masa daha vardı. Çok neşeli iki çift , kahkahalarla yüksek sesle konuşuyorlardı. Yaşlı çiftin masası onlardan farklıydı. Buram buram aşk ve sevgiyle donatılmış bir küçücük alan sanki. Duyguların, hissedişlerin, sevginin, aşkın sessiz anlatımı, gözlerin, ellerin buluşması, fısıltı halinde konuşmalar... Bir geçmiş zaman masasıydı bu. Belki onların  iç dünyalarında yaşanan da bir geçmiş zaman masalı.

Bu arada müzik değişti: "Bir bahar akşamı rastladım size." "Bizim şarkımız" dedi kadın. "Ben rica ettim" dedi adam. Onlar şarkıyı dinlerken yan masadaki modern giyimli kadın kalktı, masaya geldi. "Bir şarkı da ben sizin için söyleyebilir miyim ? Opera sanatçısıyım." deyince masadaki erkek hemen yanıtladı soruyu. "Lütfedersiniz."  Sanatçı bir an düşündü sonra hemen şarkıya başladı:

"Gözlerinin içine başka hayal girmesin. Bana ait çizgiler dikkat et, silinmesin." Billur gibi bir sesti. Masada eller, gözler hiç ayrılmamacasına birleşti. Şarkının-müziğin sesi sokaklara yayıldı. Sokak lâmbasının titrek ışığı denizdeki yakamozla buluştu... 

Makbule Abalı

1.10. 2020

1 EKİM DÜNYA YAŞLILAR GÜNÜ' NÜN BİLİNCİNDE VE FARKINDA OLARAK.