Sayfalar

kazalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kazalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ocak 22, 2025

KAZA GELİYORUM DEDİ...

 


Kaza geliyorum dedi

Günler-aylar, belki yıllar önce;

Kimse önemsemedi,

Sezilemedi, 

Bilinemedi, 

Duyulamadı... 

Kaza geliyorum dedi;

Bazen bir madende-göçükte 

Yerin kilometrelerce altında,

Bazen bir depremde

Usulsüz binalarda,

Bir sel felâketinde, toprak kaymasında 

Dere yatağında.

Bir trafik kazasında, bir uçakta,

Ya da lüks bir otelde

çocuklar uykuda,

Herkes uykuda,

Her yer kapkara, her yer ıssız

Bembeyaz bir kar var sadece.

Kaza geliyorum dedi;

Birden sanki tüm renkler kayboldu

Beyaz, kırmızı alevlerle buluştu,

Sesler, çığlıklar çoğaldı,

Dünya yeniden karıştı...


Makbule ABALI-Eğitimci 

22.01.2025 İzmir-Urla



Bu büyük kazada hayatını kaybeden tüm insanlara rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyorum. Bedensel-ruhsal açıdan yaralı olanlara acil şifa ve iyilikler dileyerek.
Benzeri acıların yaşanmaması umuduyla... 

 

 



Aralık 04, 2024

SULARIN GÖTÜRDÜĞÜ- KAYIPLARIMIZ-MADENCİLER...


Suların Götürdüğü...

70 yılda yaklaşık 3000 can gitmiş,
İstatistikler kayıt tutmuyor artık,
Adlar yazılıyor, sonra siliniyor kayıtlardan.
Madenler ölüm kustu yıllarca;
Bazen yoğun bir gaz soluksuz bıraktı,
Bazen yeraltı bir yangın yeri, alevler içinde,
Bazen sularda can verdiler; 
Can veren su, can aldı bu kez.
Yerin 400 m. altındaydı cehennem...
Yemek molasında yemek yemeye zaman yoktu,
Çay molasında çay içilemedi. 
Ölümüne çalıştılar bile bile;
Soluksuz, molasız, ama sigortalı.
Oysa ölüm bir adım ötede, 
Çaresizlik diz boyu,
Yoksulluk yerin üstünde canlar alırken,
Sular önüne geleni yutuyordu yerin 400 m. altında.
Yeni öyküler yazıldı gözyaşlarıyla;
Kiminin karısı, iki çocuğu kaldı geride,
"Yüklüyüm" diyordu kadın,
Umudun bittiği yerde, umutla kocasını beklerken.
Maden işçileri önlem alınmasını istiyordu yıllardır
Madenler bile kan ağlarken kurbanlarına...
Suların götürdüğü sadece cansız bedenler değildi;
Gözyaşlarıyla sürüklenen  hayaller, beklentiler, umutlar,
Bir kez daha kaydı hayatlar; 
Kömür tozuna bulanmış cansız bedenlerle...

Makbule Abalı- Eğitimci 

Bu şiiri ilk kez 30 Ekim 2014'de yazmışım. Keşke benzer acıları tekrar tekrar yaşamasak. Bartın'da madende kaybettiğimiz madencileri acıyla anıyor, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. 
Makbule Abalı 2022


Güncelleme Notu: Bugün 4 Aralık Dünya Madenciler Günü. Bir an; "Acaba kaç madenci bugünün, onların günü olduğunu biliyor?" diye düşündüm...

Çok zor koşullarda, yerin kilometrelerce altında çalışan bu  insanlar için acaba gerekli önlemler alınıyor mu, sağlık ve güvenlik koşulları sağlanıyor mu?

Ekonomik açıdan; ailelerinin, eş ve çocuklarının geçimini sağlamak zorunda olan bu insanlarımız, maden ocaklarının açılması ve çalışması için doğanın da kıyıma uğradığının farkındalar mı? Zehirli gaz ve atıklardan yüzlerce, belki binlerce canlı zarar görüyor.

Madenciler Günü; Bir kutlama günü değil, kaybettiğimiz değerleri ve insanlarımızı bir "Anma ve Farkındalık Günü" olsun.
 Zorunlu olarak babadan oğula sürdürülen bu iş kolunda; Yasal düzenlemelerle gerekli önlemler alınsın, hak edilen ücretler ödensin. 

Sadece doğal afetlerde, kaza ve kayıplarda değil,  zamanında seslerin, iç haykırışların sezilmesi- duyulması dileğiyle...

Makbule Abalı- Eğitimci
4 Aralık 2024 İzmir-Urla 

Eylül 08, 2014

SIRADAN BİR İŞ KAZASI (!)


Zamanla pek  çok şeye nasıl da alıştık. Eskiden "şaşırma, yadırgama, kabullenememe" huylarımız vardı. Davranış değiştirdik, kanıksadık pek çok şeyi, şaşırmaz olduk. Ne oldu bize, ne oldu da böylesine değiştik? Değişmeyi kabullendik. Haberleri izlerken içimiz titriyor, "sonrası nedir" diyerek ürpererek izliyoruz.

Her olayın perde arkasını araştırdığımızda ne çok olay, ne çok insan çıkıyor. Çarpıcı olaylar şok etkisi yapıyor. En acımasız insanlar bile gözlerinin yaşarmasını engelleyemiyor. Kurulmuş hayatlar parçalanıyor, yuvalar  yıkılıyor.

İstanbul'da bir gökdelen inşaatında 35. kattan bir asansör düşüyor, şiddetle yere çakılıyor. İçindeki 10 işçi anında ölüyor. Türkiye'de ne yazık bundan sonrası bellidir: "Kim haklı, kim haksız, kimler sorumlu, kimler değil, kim suçlu, kim suçsuz..." Doğrularla yanlışlar, önyargılar, genel doğrular birbiriyle çelişir, kafalar karışır. İş güvenliği uzmanları denetimlerin nasıl kusursuz işlediğinden söz ederler. Makine mühendisleri odaları sağlıklı işleyişten söz ederler. 

Herkes söz alırken birileri suskundur; belki acıdan, belki işini kaybetme korkusundan, belki ne konuşacağını bilmediğinden. Oysa asıl söz alması gerekenler çalışanlar. Beş dakika önce birlikte çalıştıkları arkadaşları- ölen işçiler. Tepki gösterdikleri için üstlerine güvenlik güçlerinin yürüdüğü çalışanlar. Oysa toplum psikolojisi, insan psikolojisi o anda her türlü insani tepkiyi haklı bulur. 

Acı çekmeyen insan, acı çekenin halinden anlamaz. O hayatların içinde hiç bilemeyeceğimiz insan hikayeleri, farklı kişisel dramlar olabilir. Her ölüm ardında nice kayıplar bırakıyor. "Ölenle ölünmez" dense de birer yaşayan ölü haline geliyor geride kalanlar. Giden her can geride bacası için için yanan evler bırakıyor.

Henüz hayatının baharında gencecik delikanlılar, evlenmek için para biriktirenler, üniversite öğrenimi için tehlikeyi göze alarak çalışanlar, yeni doğmuş çocuğunu görmek için memleketine gidemeden can verenler, iki kardeş umutla geldikleri bir büyük kentte, aynı anda, aynı kazada can verenler...

Hepsi de hayatlarında bir daha belki de hiç binmeyecekleri bir asansörü çalıştırmaya çalışırken, asansörün çalışmadığını canlarıyla test etmiş oldular. Geride parçalanmış aileler kaldı.. Gözü yaşlı çocuklar, analar, babalar. Yitik hayatlar; her biri ayrı birer öykü, belki uzun birer roman.

Ve raporlar...raporlar...raporlar...Uzman görüşleri, beklentileri...
Ama insan olarak asıl büyük beklentimiz; bu tür kazaların tekrarlanmaması, sorumluların bulunması ve insanın değerinin bilinmesi.

Makbule ABALI- Eğitimci 
2014 Eylül- Mersin





Şubat 19, 2013

HAYATIN BAHARLARI



Hayatın içinde dört mevsimi yaşamak mümkün olduğu gibi, gençlik çağlarında baharı yaşarken sonbahar hüznü çekilebilir. Ya da hayatın sonbaharında yaşama sevinci tükenmemişse, "bahar" gibi günler yaşanabilir. Hayat hızla akarken, bazen mola verme ihtiyacını duyuyor insan. Her şey düzenli bir akış içindeyken bazı engeller ket vurup yaşamın hızını kesmiştir. Bir kısır döngü içindeyken değişime uğrar hayat...

Bazen olumlu, bazen olumsuz nedenlerle-değişimlerle yeni bir düzen oluşur. Yeni durumlara ayak uydurmak çok kolay olmaz tabii. Tıpkı trafikte hızını ayarlayamayan sürücü gibi değişik durumlarla karşılaşabilir insan. Günler, yıllar akıp giderken, yolumuza çıkan kasisler, yokuşlar, kuralsız sürücüler hayatı kesintiye uğratabilir. Bazen bir hastalık, bazen bir kaza, bir yakınımızın ölümü, bir doğal afet, hep hayatımızı farklı kılmaz mı?

Hayat hiçbir zaman dümdüz gitmiyor. Duruma ayak uydurabilen, tüm engellemelere rağmen yeniden yola devam edebiliyor. Hayata sıkı bağlarla tutunmuşsa insan; kazalar, hastalıklar ve kayıpları da daha çabuk atlatabiliyor. Yaralar sarılırken, beyin de yeni bir düşünme sürecine giriyor. Puslu bir camdan değil, daha parlak, daha aydınlık bir pencereden dünyaya bakılıyor. 

Hayat devam ederken bazen bir süre kendini dinliyor insan... Değişik duygularla önce içinde bir isyanı yaşarken sonra durulup, olayları kabulleniyor. İnsanoğlu her çeşit duruma çabuk alışıyor. Yaş ne kadar gençse, uyum süreci o denli hızlı oluyor. Yaş ilerledikçe tahammül gücü azalıyor, sabır tükeniyor, uyum zorlaşıyor. 

Şairini hatırlayamadığım ne güzel, ne anlamlı bir şiirdir:

"Çocukken bacaklarımız en önde,
Beynimiz ve kalbimiz ardından koşardı.
Gençken kalbimiz en önde,
Beynimiz ve bacaklarımız ardından koşardı.
Yaşlandık...
Her biri ayrı yöne koşuyor.


Keşke hayat boyu beyin, bacaklar ve kalp arasındaki dengeyi sağlayabilseydik; dünyaya, yaşama uyum da daha kolay olurdu. Ve belki de böylece  sonbaharlarda ilkbaharlar gibi günler yaşardık.

Makbule Abalı- Eğitimci
2013 Şubat Mersin