Sayfalar

Ekim 30, 2017

ÇOCUKLUKTAN GELECEĞE...



"Bir çocuğun aldığı ilk izlenimler bütün ömrünce sürer."
                                            Heinrich Sclimann

Ekim Ayının son günlerine geldik.Sonbahar tüm yurtta hükmünü sürüyor. Cumhuriyetimizin 94. yılını da yaşadık. Yaş aldıkça Bayramların içimizde yarattığı coşku ve heyecan katlanarak büyüyor. Altı yıl sonra 100. yıl kutlamaları. Düşünmesi bile insanı duygulandırıyor. 

Tüm Milli Bayramlarda özellikle çocuk ve gençlerle birlikte olmak, onların davranışlarını gözlemek beni çok mutlu ediyor. Geleceğe yönelik umutlarım tazeleniyor, yeni hayaller kuruyorum. Yaşlıların yeri elbette ayrı ama onlarla birlikte olacağımız o kadar çok özel gün var ki. Çocuk ve yaşlıların birlikte oldukları günler de bir başka güzel.


29 Ekim günü Mersin- Mezitli'de Bircan Tüfekçioğlu Çocuk Bakım Evi kutlamalarındaydık. Anaokulu, okul öncesi çocuklarda özlediğimiz bir eğitimi sürdürüyor. Mezitli Belediye Başkanı Sn. Neşet Tarhan ve Okul Müdürü öğretmenimizin konuşmalarının ardından Tören başladı. O heyecanı, sorumluluk duygusunu, coşkuyu anlatmak çok zor. Eski bir eğitimci olarak dilerdim ki bu güzel çocukları bu farklı duygularıyla yılların ötesine çok değişmeden ışınlayabilsek.Yıllar onları törpülemese, aldıkları değerleri yitirmeden yeni değerler kazandırsa...


Fotoğraflar elbette çok şey anlatır ama duyguların tamamını aktarabilmek ne mümkün. O gün yağmur havası vardı ama öğleden sonra yağmur olacağı duyumu alınmıştı.Tören saat 10.00 da idi. Ansızın başlayan yağmur şaşırttı tabii. Bir gece önceden sipariş edilen yağmurluklar imdada yetişti. Görüntü öylesine ilginçti ki.Yağan yağmura rağmen elde şemsiyeler, sırtta yağmurluklarla  çocuk-büyük, hep birlikte coşkuyla izlenen bir tören.

 Her yüz farklı bir öykü yazıyordu adeta. Babaların kucaklarında gelen henüz 1 aylık bebekler vardı. İnsan davranışları nazik ve ölçülüydü. 

Biz törenin sonuna kadar kalamadık ama o gün, belleklerimizde çok farklı anılarla yer edecek. Kutlamada emeği geçen tüm adsız kahramanları yürekten kutluyoruz. Kuşaklar boyu bu tür güzel etkinliklerin aynı coşku ve heyecanla devam etmesi dileğiyle...




Ekim 22, 2017

İÇİMİZDEKİ ŞİDDET...



Nasıl oldu da toplum giderek şiddeti daha çok benimsedi, başkasına zarar vermeyi kanıksar hale geldi? 
Yolda giderken aniden duyduğunuz bir sesten irkiliyor musunuz?
Gece havai fişek seslerini silah sesleri gibi algılıyor musunuz?
Bir çocuğun başını okşamak istediğinizde aniden başını çekiyorsa, tokat atılacağını sanıyorsa,
Her gün gazetelerin üçüncü sayfasında birkaç cinayet haberi okunuyorsa,
Televizyon dizilerindeki şiddet sahneleri aynen gerçek hayatta da uygulanıyorsa,
Filmlerde insanın insana yaptığı bütün acımasızlıklar vahşice sergileniyorsa,
Aileler arasındaki çatışmalar, kavgalar bütün acımasızlığı ile ekranlardan teşhir ediliyorsa...

Şiddeti kınarken giderek şiddete alıştık adeta. Günlük hayatımızda şiddetle iç içe yaşıyoruz. Çok yüksek sesle konuşmalar, fren ve korna sesleri, iş makinelerinin gürültüsü. Yüksek ses ya da küfürlü konuşma, hakaret, aşağılama hep şiddet örnekleri değil midir?

Bir harfi yazamadı diye 1. sınıftaki öğrencisini cetvelle döven öğretmen, küçük bir hatadan ötürü çırağını kıyasıya döven esnaf, ayrılmak isteyen eşini iki akrabasıyla birlikte döverek hastanelik eden koca...

Televizyonlarda bir şiddet fırtınası eserken çocuklar-gençler bu olumsuz örnekleri hafızalarına kazırken rol-model olarak benimseyebilecekleri kişilikler neredeyse yok denecek kadar azalmışken şiddet tüm boyutlarıyla sürmez mi?

Toplumca sakin, mantıklı, nezaket kuralları içinde, hakaret içermeyen konuşma ve davranışlara ihtiyacımız var. Sesler, çığlıklar sadece kulaklarımızda yankılanmıyor. Yüreğimizde, beynimizde, içimizde adeta patlamalar yaratıyor.


Ekim 17, 2017

HAYAT DA BİR SINAV DEĞİL MİDİR ?



Son günlerde gene hep sınavlardan söz eder olduk. Sınav uygulamalarını bir türlü rayına oturtamadık. Gençler için yaşamın içinde önemli bir adım; geleceğini planlamak, bir meslek ve okul seçmek, bunun için hazırlanmak... Gençler adına kararlar alınıyor, planlar yapılıyor, yeni bir sistem oluşturuluyor. Ama asıl konuyla ilgili gençlere, uygulayıcı öğretmenlere hiç danışılmıyor. 

Yükseköğretime girişle ilgili yeni bir sistem oluşturuldu ama kafalardaki pek çok sorunun cevabı yok. Birkaç ay sonra sınava girecek öğrenciler değişimi yeni öğreniyorlar. Sorduklarında öğretmenleri de yeterince açıklama yapamıyorlar. Onlar da önce öğrenecekler, sonra öğrendiklerini aktaracaklar. Açıklamalardaki boşluklar nasıl doldurulacak, henüz bilinmiyor.

Önce "Sınav kalkacak" denmişti. Sonra "Hayır, sınav var " dendi. 
O zaman tam bir karmaşa yaşanırdı. Adaylar hangi ölçülerle belirlenecekti? Son uygulamada 4 yanlış 1 doğruyu götürmüyordu. Rastgele şansına işaretleyenler oluyordu. Acaba şimdi nasıl olacak?
Bu konuda henüz bir açıklama yapılmadı.

Sınavın kısaltılmış adında harfler yer değiştirdi. Önceden LYS (Lisans Yerleştirme Sınavı) ve YGS (Yükseköğretime Geçiş Sınavı ) idi. Şimdi YKS (Yükseköğretim Kurumları Sınavı) oldu. Bir günde sabah ve öğleden sonra iki sınav yapılacak. Sabah oturumunda 40'ar sorulu Türkçe ve Temel Matematik soruları olacak. Öğleden sonra oturumunda 40'ar soruluk 4 test (Türkçe-coğrafya-Sosyal Bilimler- Matematik ve Fen Bilimleri olacak. 
1.Oturum sınava %40, ikinci oturum %60 oranında katkı sağlayacak. Okul başarısının katkısı (O.Ö.B.P) eskiden olduğu gibi uygulanacak.

Hayat da bir sınav değil midir? Sadece okul ya da meslek seçerken değil, güvenilir bir hayat arkadaşı seçerken, imkanlar varsa ev veya araba alırken, arkadaş seçerken, hastalığınızda doktor belirlerken, çocuğunuza öğretmen ya da okul seçerken şartları hazırlıyoruz ama sonuçta nelerle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. İyi ya da kötü sonuçlar, bizi mutlu veya mutsuz eden girişimler, hepsinde bir   sınav deneyiminden geçmiyor muyuz? Hayat da bir sınav değil midir? Ama koşulları bilirseniz ona göre önleminizi alırsınız, her sınavda asıl sorumlu biziz.

Hayat sınavlarında başarılı olabilmemiz için gelecekle ilgili öngörülerimizin olması, plan-program yapılması, olumlu-olumsuz örneklerden yararlanılması düşünülebilir. Henüz sınav tarihi bile belli değil, ana hatları netleşmemiş. Kimse tam bilgi sahibi değil.
Oysa bizler gençlerin sağlıklı kararlarla başarılı olmalarını bekliyoruz. Daha güzel bir ülke için onlara güvenmek istiyoruz.

Makbule Abalı-Eğitimci 
17.10.2017 Mersin



Ekim 10, 2017

FARKINDA OLMAK...



Kocaman bir dünyada küçücük bir yer kaplıyoruz. Hepimiz bir başka yerde, bir başka konumda ayak uydurmaya çalışıyoruz dünyaya. Hiçbir şey durağan değil. Etrafımızda olup bitenin farkında olmaya çalışıyoruz. Belki bazen görmüyoruz, bazen duymuyoruz. Oysa her şey yanı başımızda. Çoğu şeyi biliyoruz belki, çoğu şey tanıdık geliyor. Ama fark etmediğimiz, bakıp da göremediğimiz, görüp de anlamadığımız bir sürü şey var. 

Dünyamıza, yaşadığımız çevreye yabancılaşıyoruz adeta. Yıllardır orada olup da yadırgadığımız, şaşırdığımız, sindiremediğimiz, belki de sonra alıştığımız, kanıksadığımız ne çok şey var; İyi- kötü, güzel-çirkin, acıklı- komik birçok şey. Ta çocukluktan beri gördüğümüz ama fark etmediğimiz insanlar, görüntüler, manzaralar, olaylar...

Daha dikkatli, daha duyarlı bakışlar gerekli belki de. Bazen sözlü bir uyarı, belki farkında olduğumuzu belirten bir bakış. Nasıl davranmalıyız...? Fark ettiğimiz halde tepkisiz kalmak mı? "Adam sende'cilik" ya da "Beni ne ilgilendirir" tepkisi mi? Görmezden gelmek mi, başımızı çevirmek mi? Hep çekinmek korkmak mı? Güçsüzün güçlüye yenik düşmesi mi? Haber saatlerinde yeni bir habere konuk olmak mı? Hastane raporlarında yeni bir olay kaydı mı?

Biz böyle değildik, nasıl bu hale geldik? Dünya mı daha hızlı dönüyor, biz mi ayak uyduramıyoruz? Her meslekte, her olayda iyiler de, kötüler de var; Çocuklara sevgi ile yaklaşması gereken bazı öğretmenler neden acımasızca dayağa başvurur? Neden çocuktaki değişim fark edilmez? Çocuk nasıl korkutulmuştur da olan biteni anlatmaz? 

Korunmaya alınan kadınlar yeniden saldırıya uğradığında komşuları ya da yakınları hiç mi ses duymaz? Feryatları sokakları inletirken neden kimsecikler görünmez ortalarda? Bazen düğünlerde en mutlu anlarda tehlikesi hiç düşünülmeden silah atılır, mutluluk mutsuzluğa dönüşür? Bazı adetler vazgeçilmez midir? Hayvanlara yapılan eziyetler, insanlık dışı davranışlar onlarda kalan yaralar kadar insanda da vicdan yarası oluşturmaz mı?

Trafikte karşıdan karşıya geçen yaşlılar veya çocuklar, bir grup insan varsa ayağını gazdan çekip beklemek insanca bir davranış değil midir? Araba veya motor kullanırken gecenin geç bir saatinde gaza ve frene aynı anda basarak keskin fren sesi çıkarmak neden bazı gençlere büyük haz verir? Okulların önünde çocuklarının çıkışını beklerken, onların etkileneceğini bile bile sigara içen veliler; Tiryakilik 5-10 dakika beklemeye izin vermiyor mu? 

Pazardan aldığınız bir sebze veya meyve poşetinin altına birkaç tane de çürüğünden atmak adetten midir? Hayvanlara yapılan eziyetleri, insanlık dışı davranışları kınıyor ve yapanları uyarıyor muyuz? Kötü davranışları uyarırken güzel davranışları da fark edip takdir ediyor muyuz? 

Dünya; fark edebilen, farkına varan duyarlı insanlarla güzel.Bazen nasıl da güzel şeyler gerçekleşir; Ayakları ya da kolları olmayan Milli Futbol Takımımızın Avrupa Şampiyonu olması ne harika bir sonuçtur, ne büyük başarıdır. İstanbul'da bir okulda çocukların empati yapmalarını sağlamak amacıyla  işaret dilinin zorunlu dil haline getirilmesi. Ah çocukları örnek alabilsek. Biz örnek olamayınca bazen onlar bize örnek oluyorlar.

Belki bazen farkında olsak da tepki göstermeye korkuyor, çekiniyoruz. Kimin ne zaman ne yapacağı belli olmayabiliyor. Yardım etmeye çalışanın da arada kaldığı bir olaylar zinciri ürkütüyor. Kim haklı- kim haksız, kim suçlu- kim suçsuz anlaşılamıyor.
"Farkındalık" daha güçlü bir kişilik geliştirdiği gibi daha iyi bir bilinç ve daha güzel bir dünyaya zemin hazırlıyor. 






Ekim 01, 2017

İKİLİ HAYATLAR... (ÖYKÜ )



Eylül sonu olmasına rağmen yanıltıcı bir hava ile yazdan kalma bir gündü. Ancak yerlerde sürüklenen yapraklar sonbaharın belirtisiydi. Tam yürüyüş havasıydı. Deniz çarşaf gibiydi.İnsana huzur veren bir görüntüsü vardı. Rengi her zamanki gibi Akdeniz mavisi renginde, pırıl pırıldı. Güneş ışınları denizle küçük oyunlara girişmişlerdi. Sahilde uzun zamandır devam eden inşaat bitmek üzereydi. Gene de yola dikkat ederek yürümek gerekiyordu. 

Uzun sahil şeridinde hızımı almışken birden onları gördüm, yavaşladım. Farklı bir görüntüleri vardı. Arkadan bakınca bir bağlılık tablosu gibiydiler. Kol kola, omuz omuza bazen el ele yürüyorlardı. Yaşlı olmalarına rağmen liseli aşıklar gibi bir görüntüleri vardı. Ağır-aksak adımlarla zorlukla yürüyorlardı. Bazen ayaklarını sürüyor, bazen duraksıyorlardı. Bedenin yükünü onca yıl çeken ayaklar da bazen isyan eder diye düşündüm...

Yaşlı erkeğin elinde şık bir baston vardı. Ama sanki baston onu değil, o bastonu taşıyordu. Yaşlı kadının gözü onun ayaklarındaydı.  Arada çok yumuşak bir ses tonuyla :"Aman dikkat et, çok hızlı yürüme" uyarıları geliyordu. Oysa o kadar yavaş yürüyorlardı ki. Hızımı iyice yavaşlatmıştım. Konuşmalarını duyuyordum. Hayat adlı bir oyunda bir anlamda hayat dersi alıyordum. Özünde belki bir dram vardı, bilmiyordum...

Biraz ileride küçük bir çay bahçesi vardı. O tarafa doğru ilerlediler. Ben de arkalarından içeriye girmekten kendimi alamadım. Biraz çekinerek yanlarındaki masaya oturdum. Eşlerden yaşlı bayan birden beni fark etti: "Siz de yoruldunuz galiba. Masamıza buyurun, çayı birlikte içelim." Ne güzel bir çağrıydı bu. Hemen masalarına geçtim.

Yaşlı kadın günlerdir konuşmaya susamış gibi hemen konuşmaya başladı: "Güzel havalarda yürüyoruz. Birlikte geçen 50 yıl. Çok güzel günler, aylar, yıllar yaşadık. Ama artık eskisi gibi değiliz. Ağır çekimde gibiyiz diyorum çocuklara telefonda. Gerçi bazen telefonda bile çok zor görüşüyoruz. Eskiden biz arardık, şimdi aranmayı bekler olduk. Akıllı telefonların aklına ayak uyduramıyoruz. Bazen komşular geliyor, zili zor duyuyoruz. Bütün alıcılarımız kapandı adeta. Kendi içimize kapandık."
Durdu, derin bir nefes aldı. Konuşmaktan yorulmuştu sanki.

Bu arada yaşlı bey incitmekten korkarcasına eşinin omuzuna dokundu: "Canım, çıkarken yemeğin altını kapatmış mıydın?" Eşi belli belirsiz gülümsedi: "Artık kontrolü öğrendim bir tanem. " Ve açıklama yaptı: "3 defa tencerede yemek yaktım. Bir kere ütüyü unuttum, bir pantolon yandı. Ev yanmadı neyse. Yangın çıkmasından çok korkuyorum..."

Konuşma sırasında onları inceleme fırsatını buldum. Yaşlı bayan daha hakim pozisyondaydı. Muntazam taranıp topuz yapılmış kırlaşmış saçları, makyajsız yüzü, ojesiz tırnakları... Yüzünde yılların çizgileriyle öyle asil bir görüntüsü vardı ki. Eşi konuşurken gözlerinin içine bakıyor, zaman zaman elini tutuyor, bir bebeği korur gibi karışıyordu: "Canım çayı çok sıcak içme. Şeker atma, zararlı biliyorsun..." 

Üzerinde petrol rengi bir eşofman vardı. Küçük bir fuları boynuna sarmıştı. Erkek kadından biraz daha zayıftı. Yeni traş olmuş gibiydi yüzü. İkisi de bakımlı ve temiz görünümlüydü. Bir zamanlar kim bilir nasıldılar diye düşündüm. Güzellik zamana yenik düşüyor ama yüzlerdeki bu ifadeler silinemiyor. Yıllar sonra da birbirine bu kadar düşkün olan bir çift, bir zamanlar kim bilir birbirlerine nasıl da aşıktılar...

İkisi de adeta siyah-beyaz bir filmin kareleri gibiydiler. Bu rengarenk dünyada iç dünyalarını tanımayanlar için belki soluk, renksiz hatta anlamsız bulunsalar da tanıdıkça, gözledikçe, hayatı olgunlukla sindirmiş derya gibi insanlar olduklarını düşünüyor insan. İkili dünyalarında insanlık hallerini unutmadan, dış dünyayla bağlantıyı kesmeden geçmişten güç alarak hayata uyum sağlamaya çalışıyorlardı. Sevgi olunca hayatın zorlukları da en aza iniyordu.Sevgi cankurtaran gibiydi o koca okyanusta. Düşündüm: sevgi ne çok anlam yüklüydü, ne çok değeri içinde barındırıyordu;
dayanışma, paylaşma, vefa, sadakat, güven, koruma...

Masaya bir sessizlik hakim oldu. Yaşlı çiftten izin istedim, ayrıldım. Gidilecek daha çok yolum vardı. Bu sabah güzel insanlar tanımış, önemli hayat dersleri almıştım. Bazı hayatlara tanık olmak yolumuzu-yönümüzü de belirliyor. 
Yürüyüşüme daha yavaş başladım. Hava mı serinlemişti, ben mi üşüyordum...? İçimin ürperdiğini hissettim...



1 Ekim Dünya Yaşlılar Gününde tüm yaşlılara saygıyla...






Eylül 28, 2017

BİR BAŞKA SONBAHAR...



Ünlü şair Cahit Külebi kısacık şiirinde içtenlikle dile getirmiş;
Sonbahar geliyor serçe
Yuvanı ne yapacaksın?
Ayva çiçek açmadan önce.
Meyvelerin içi geçecek
Yağmurlarla ıslanacaksın
Halbuki ne kadar sıcaksın...


Her mevsim kendi özellikleriyle güzel. Her mevsimin kendi içinde ayrıcalığı var. Gerçi son zamanlarda mevsimler de kol kola, iç içe geçti. Bazen yazı yaşarken sonbahar havası ile karşılaştık, ya da sonbaharda yaz sıcağı ile. Yerini bulmaya çalışan kararsız insanlar gibi. Ama doğanın özünde ülkemizde her mevsimin güzel yaşandığını düşünüyorum.

Yeniden doğuş ve değişimle gelen ilkbahar en çok benimsediğim mevsimdir. Bilmem neden sonbahar hüzün verir bana. Yaş almış insanların yalnızlığını düşündürür. İşini ve idealindeki eşini bulamamış gençlerin kararsızlığını hatırlatır. Sararıp düşen yapraklar, eskimiş-yıpranmış ilişkileri anlatır. Son sözcüğü de anlamlı değil midir? Ömrün sonu gibi de algılanabilir.

Şarkılarda dile getirilen sonbahar da bir hüznü çağrıştırır;
"Ömrümüzün son demi,
Son baharıdır artık
Maziye bir bakıver,
Neler neler bıraktık."

Bir başka sonbahar şarkısı;
"Güz gülleri gibiydik
Hiç bahar yaşamadık.
Ya sevmeyi bilmedik yıllarca
Ya sevince geç kaldık..."

Ve bir zamanlar listelerden düşmeyen Autumn Leaves -Sonbahar Yaprakları şarkısı.

Sonbahar biraz aldatıcı gelir bana; Hava güneşliyken birdenbire boşanan sağanak yağışlarıyla, aniden değişen ısı göstergeleriyle, pastırma yazıyla...
Sonbaharda sararıp yere düşen her yaprak, ömürden giden günleri, ayları hatırlatır sanki. Bir başka diyara giden göçmen kuşlar, yitirdiğimiz sevdiklerimizi düşündürür. Değişken hava insanın ruhsal yapısını hatırlatır. Mevsim geçişlerinde ruh sağlığımız da iniş-çıkışlı değil midir?

Ama gene de güzellikleri fark edebilen gözler için doğanın her hali bir başka güzel. Bir tablo düzeninde renk armonisiyle, göz okşayan görüntüleriyle, gizemli tavrıyla sonbahar da farklı bir mevsimdir. 

Son baharımız olmasa da ömürde yaşanan her bahar  ayrı bir anlam taşıyor. Hepsinde yaşanmış farklı anılarımız var. Anılar değil midir asıl bizi hayata bağlayan...?

Şiirlerle hayatı algılamak güzel. Son şiirimiz Özdemir Asaf'tan;

Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları,
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
Sararıp dökülürken güz rüzgarlarında
Aralarında savrulsunlar, unut yaprakları
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular...
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.

Özdemir ASAF



SONBAHAR- HAYATIN ANLAMI...

Ünlü şair Cahit Külebi kısacık şiirinde içtenlikle dile getirmiş;

Sonbahar geliyor serçe
Yuvanı ne yapacaksın?
Ayva çiçek açmadan önce.
Meyvelerin içi geçecek
Yağmurlarla ıslanacaksın
Halbuki ne kadar sıcaksın...


Her mevsim kendi özellikleriyle güzel. Her mevsimin kendi içinde ayrıcalığı var. Gerçi son zamanlarda mevsimler de kol kola, iç içe geçti. Bazen yazı yaşarken sonbahar havası ile karşılaştık, ya da sonbaharda yaz sıcağı ile. Yerini bulmaya çalışan kararsız insanlar gibi. Ama doğanın özünde ülkemizde her mevsimin güzel yaşandığını düşünüyorum.

Yeniden doğuş ve değişimle gelen ilkbahar en çok benimsediğim mevsimdir. Bilmem neden sonbahar hüzün verir bana. Yaş almış insanların yalnızlığını düşündürür. İşini ve idealindeki eşini bulamamış gençlerin kararsızlığını hatırlatır. Sararıp düşen yapraklar, eskimiş-yıpranmış ilişkileri anlatır. Son sözcüğü de anlamlı değil midir? Ömrün sonu gibi de algılanabilir.

Şarkılarda dile getirilen sonbahar da hüznü çağrıştırır;
"Ömrümüzün son demi,
Son baharıdır artık
Maziye bir bakıver,
Neler neler bıraktık."

Bir başka sonbahar şarkısı;
"Güz gülleri gibiydik
Hiç bahar yaşamadık.
Ya sevmeyi bilmedik yıllarca
Ya sevince geç kaldık..."

Ve bir zamanlar listelerden düşmeyen Autumn Leaves -Sonbahar Yaprakları şarkısı.

Sonbahar biraz aldatıcı gelir bana; Hava güneşliyken birdenbire boşanan sağanak yağışlarıyla, aniden değişen ısı göstergeleriyle, pastırma yazıyla...
Sonbaharda sararıp yere düşen her yaprak, ömürden giden günleri, ayları hatırlatır sanki. Bir başka diyara giden göçmen kuşlar, yitirdiğimiz sevdiklerimizi düşündürür. Değişken hava insanın ruhsal yapısını hatırlatır. Mevsim geçişlerinde ruh sağlığımız da iniş-çıkışlı değil midir?

Ama gene de güzellikleri fark edebilen gözler için doğanın her hali bir başka güzel. Bir tablo düzeninde renk armonisiyle, göz okşayan görüntüleriyle, gizemli tavrıyla sonbahar da farklı bir mevsimdir. 

Son baharımız olmasa da ömürde yaşanan her bahar  ayrı bir anlam taşıyor. Hepsinde yaşanmış farklı anılarımız var. Anılar değil midir asıl bizi hayata bağlayan...?

Şiirlerle hayatı algılamak güzel. Son şiirimiz Özdemir Asaf'tan;

Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları,
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
Sararıp dökülürken güz rüzgarlarında
Aralarında savrulsunlar, unut yaprakları
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular...
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.


Özdemir ASAF

Derleyen: Makbule ABALI 

28 Eylül 2017

Not: Geçmiş yıllardaki yayınlara yeniden göz gezdirip düzenleme yaparken birden bu eski yazımla karşılaştım. Başlıktaki "Hayatın Anlamı" ve fotoğraf ile video sonradan eklendi. M.A 

17 Eylül 2024





  
  1. Sonbahar benim dünyaya gelsiğim mevsim. Şiir deyince de heo sevgili dayımın bana yazdığı dizeler gelir aklıma.

    Varlığınla ısınan neşemizi taşırdık
    Kader bize sen gibi bir dalı aşlamakta
    Güze bahar getirdin mevsimleri şaşırdık
    Bilemedik ömrümüz belki de kışlamakta.

    Hüzünlü mevsimdir sonbahar, doğduğum ve evlendiği hatta Can'la tanıştığım mevsimdir ama aynı zamanda bir çok sevdiğime hoşçakal dedim. Yine de renklerini, boğucu sıcaklardan sonraki serinliğini, ilkbaharın aksine ılık oluşunu (burada
    İlkbahar kış gibi devam ediyor :) ve okullar açıldığından hissettiğim yılbaşı havasını severim :)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dayınız duygularını ne güzel dile getirmiş. O gün nasıl da mutlu olmuşsunuzdur. Sonbahar anlamlıymış sizin için. Birçok önemli olay yaşamışsınız.
      Her mevsim yaşadıklarımızla güzel veya hüzünlü.
      Sevgiyle...
      Sil
  2. Benim en çok sevdiğim mevsim sonbahardır. Nedeni yok aslında. Sonbahar da daha çok huzurlu hissediyorum.. Sakinliği sevdiğimdendir belkide ki sonbahar da bana sakinliği anımsatır..
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepimizin yaşadıklarımızdan, kişiliğimizden kaynaklanan anıları, tercihleri var. Sonbahar yazın hareketliliğinden sonra daha sakin gerçekten.
      Sevgiyle...
      Sil
  3. Yazıyı okurken Beethoven' in 5 nolu piyano konçertosunu dinliyordum... yazıyla müziğin nasıl dans ettiğini tahayyül etmişsinizdir belki. Sonbahar, Handan hanımın da dediği gibi bana yeni yılın işaretçisi gibi gelir, neşe ile hüznün karmaşasına çocukluğumdan beri aşığım sanırım. Ağzımda biraz buruk ama bir o kadar lezzetli bir tad bıraktı yazınız.. Hoşgeldi Sonbahar...
    Sevgiler,
    Not: Umarım evde herkes sağlıklıdır.
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıyla müziği buluşturarak okumak... Sevindim. Anılarımız düşüncelerimizi de yönlendiriyor. Sonbaharla yeni yılı birlikte düşünmek ilginç. Neşe ile hüznün karmaşası harika.
      Bu güzel yorum da beni çok mutlu etti. Hepimiz için güzel bir sonbahar olsun.
      Not: Her şey daha iyiye gidiyor. İniş-çıkışlı yollarda bazen neşe bazen hüzün ağır basabiliyor.
      Sevgiyle...
      Sil
  4. Sonbaharın renkleriyle yazılmış, baharları son derece güzel anlatan şiir tadında bir yazı :)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dikkatli bir gözün dikkatini çekmek ne güzel. Şiiri sevdiğim için sanırım şiirsel anlatımları da seviyorum.
      Teşekkür ederim.
      Sevgiyle...
      Sil
  5. Her telden sonbahar yazısı olmuş bu! Çok beğendim. Ben çok severim bu ayı, sonbahar çocuğu olmamın etkisi vardır belki. Sevgiler. :)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatın içinde de her şey çok yönlü. Bazen 4 mevsimi bir arada yaşıyoruz. Ben de Mayıs doğumluyum, gönlümde ilkbahar yatar.
      Çok teşekkürler. Sevgiler.
      Sil
  6. "Yerini bulmaya çalışan kararsız insanlar" benzetmeni çok sevdim ;) Yine de bir arayışın içinde yol almanın güzelliği var sanki tadında.Şiirler de pek bi iyi geldi, teşekkürler canim ;)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Betimlemeleri, benzetmeleri seviyorum. İnsan bir derya gibi. Öyle zengin bir yapısı var ki.Çok teşekkürler, bu yorum da bana iyi geldi.
      Sevgiyle...
      Sil
  7. İlkbahar doyasıya yaşanmadıysa, sonbaharın ne renkleri vardır ne de anlamı, diye düşünmüşümdür hep. Sizin gibi şairane güzel gözlerle bakınca, bütün mevsimler daha da anlam kazanıyor anılar yumağı içinde. Çok sevdiğimiz şarkı sözleri ve şiirlerle bezenmiş yazınız ve görseller için teşekkür eder, sağlıklı güzel nice mevsimler, günler dilerim.
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatı doyasıya yaşayabilmek elbette en güzeli. İlkbahar bana da daha canlı, hayat dolu güzelliklerle iç içe bir mevsim olarak görünür. Motive eden güzel yorumunuza çok teşekkür ederim.
      Güzel günler, esenlikler dilerim.
      Sil
  8. Şiirlerle bezenmiş bir sonbahar biraz hüzün koksada güzel.Kaleminize sağlık:)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sonbahar hep hazan mevsimi diye anılır. Belki mevsim geçişlerinin yarattığı ruh halinin de bunda etkisi var.
      Teşekkür ederim.
      Bir süre bloglarda olamadım. Sizi de görememiştim.Yeniden blog dostlarını görmek güzel.
      Sevgiyle.
      Sil
  9. Ne güzel bir ziyafet oldu bu yazınız :) Teşekkürler :)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ve ne güzel bir yorum. Çok teşekkür ederim.
      Sevgiler...
      Sil
  10. Yine geciktin sonbahar, hüzün senden erkenci.
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geç kalan baharlar gibi değil mi?
      Hüzün mutlulukla yer değiştirsin.
      Sevgiyle...
      Sil
  11. Adım Sonbahar
    nasıl iş bu
    her yanına çiçek yağmış
    erik ağacının
    ışık içinde yüzüyor
    neresinden baksan
    gözlerin kamaşır
    oysa ben akşam olmuşum
    yapraklarım dökülüyor
    usul usul
    adım sonbahar

    Atilla İLHAN.

    Ne güzel Sarı-tutuncu ve kırmızı bir yazı içimizi ısıtan,ellerin hiç üşümesin güzel arkadaşım.
    Sevgiyle.
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Atilla İlhan'ın şiirlerini ben de çok severim sevgili Merih. Bu şiiri de yoruma ne güzel uymuş.Renkleri de fark etmen ne güzel.Yönlendirici yorumuna çok teşekkür ederim.
      Sevgiyle...
      Sil
  12. Özdemir Asafın elinin değdiği her şiir derin anlamlarıyla efsaneleşmiştir bana göre.

    Görselde bu yazıya en uygun seçim olmus. Ellerinize saglk :)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şiir başlı başına farklı bir anlatım tarzı. Ben de şiiri çok seviyorum. Fotoğraflar amatörce hep benim çekimim.
      Sevgiyle.
      Sil
  13. en sevdiğim mevsiim en sevdiğim aaay :)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zevkler, renkler, beğeniler ne kadar değişiyor değil mi?
      Her birimiz kişilik özelliklerimize, anılarımıza, yaşantımıza göre yöneliyoruz ya da uzaklaşıyoruz.
      Sil
  14. Çok güzel bir sonbahar yazısı olmuş. Zevkle okudum.
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Düşüncelerimi yazıyla, şiirle ifade etmeyi seviyorum.
      Sil
  15. İnsanın yaşam evreleri tıpkı mevsimler gibi! Ve bazen tek bir mevsimin için de bile 4 mevsimi yaşayabiliyor insan. Sizin de belirttiğiniz gibi sonbahar mevsiminde sürekli değişen hava, duygularımızı da etkiliyor. Görseller eşliğinde, şarkılar ve şiirlerle bezenmiş yazınızı keyifle okudum. Kaleminize sağlık. Hele ki Özdemir Asaf'ın bu şiirini bir başka severim. Sevdiklerinizle birlikte sağlıkla, huzurla dolu nice güzel günlere. Sevgilerle...
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsan ruhsal ve bedensel yapısıyla anlaşılması çok zor bir canlı. Mevsimsel geçişler gibi onun da değişen ruh halleri, farklı davranışları var.
      Ortak duygularda buluşmak ne güzel.
      Sağlıklı-huzurlu- güzel günlere...
      Sil
  16. Makbule Hocam, Sonbahar çok sevdiğim bir mevsim değildi. Bu sonbahar itibaren sevmeye başladım. Renklerin uyumu ile şu sözümle de çok bağdaştırdım. Hardal sarısı kışımın güneşi siyahımın kardeşi, gönlümün yarısı ! O kadar güzel anlatmışsınız ki duygularımı tercüman olmuş.
    Saygılarımla.
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her mevsimin kendine özgü farklı yönleri var Abdullah. Yaşantımızdaki farklılıklar da mevsimleri farklı kılıyor. Aslında mevsimleri bizler nitelendiriyoruz.
      Yorumuna teşekkürler.
      Selamlar.