Nisan 28, 2022
EVLERDE YAŞAM...
Nisan 22, 2022
DUYARLILIK...23 NSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN.
Nisan 21, 2022
KÖY ENSTİTÜLERİ...
Bir zamanlar bir efsane gibiydi;
Köy Enstitüleri köylü çocukların kurtarıcısı,
Ayaklarda çarıklar, üst baş perişan.
Ve sonra yeni bir dünya açılıyor önlerinde;
Mükemmel eğitimcilerin önderliğinde
Okullarını kendileri inşa ettiler,
Bahçelerini kendileri düzenlediler, ektiler, biçtiler,
Her konuda yetiştiler,
Yılda 200 kitap okuyan, bir enstrüman çalan,
Barışı, kardeşliği, dostluğu savunan,
Haksızlığa karşı çıkan, özgüvenli,
Kendi kendine yeten bireyler olarak yetiştiler.
................................
Ve sonra....
21 Köy Enstitüsünden geriye kalan
Harabeye dönmüş, insanın içini acıtan sonuçlar, bahçeler, binalar.
aydınlanma hareketi karanlığa gömülmüş.
Geriye kalan o yıllarda eğitim şansını yakalayabilmiş
bir avuç güzel insan...
Makbule ABALI.
Ocak 01, 2022
YENİ BİR YILA GİRERKEN...
Her yeni dönem insanda mutluluk uyandırır. Ama her yeni dönem beraberinde yeni zorlukları da getirir. İnsan insana muhtaçtır Her bitiş yeni bir başlangıcı getirir, Ve her başlangıç eski bir bitişi noktalar. İkisinin de içi dopdoludur. Biri sırlar alemi gibi bilinmeyen bir diğeri kanıksanmış, yaşanmış anılar topluluğu Şimdi yeni gelen yılı , aylarını ve günlerini bilmek mümkün değil.
2021 yılına korona damgasını vurdu. İnsan insana yabancı kaldı. İnsanı insandan , dosttan, akrabadan uzaklaştırdı. İnsan insana muhtaç, insanın sohbetine, insanlığına... Oysa hastalıklar insanları birbirinden uzaklaştırdı
Yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken önce bir köşeye umut koyalım. "Umutlarını ve hayallerini bırakarak bezginliğe kapılan insan artık yaşlanmıştır " diyor bir düşünür.
Hayatın içinden ne güzel özetlenmiş,
"Çocukken bacaklarımız en önde, beynimiz ve kalbimiz ardından koşardı.
Gençken kalbimiz en önde, beynimiz ve bacaklarımız ardından koşardı.
Yaşlandık... Her biri ayrı yöne koşuyor. ...
Barış içinde sağlıklı, huzurlu, mutlu bir yeni yılı özlüyoruz.
Makbule ABALI
Aralık 28, 2021
SEVMEK...
Sevmek;
Bazen bir kenti,
Bazen bir yeri, doğayı...
Sevmek;
Ağaçları, çiçekleri
Kuşları, çocukları...
Sevmek;
Bir insanı sevmek
İnce duygularla
Katıksız, çıkarsız
Meziyetleriyle, kusurlarıyla
Aklıyla, yüreğiyle
Coşkusuyla, hüznüyle
İyi günde, kötü günde
Tüm insanlığıyla
Sevmek;
Bir ömür boyu...
Makbule ABALI
Aralık 20, 2021
ALIŞVERİŞ...Mini Öykü
Akşam saatleriydi. Öğleden sonra hafif yağmur çiselemeye başlamıştı. Günlerdir yağmur bekleyen kent halkı için bu bir müjde gibiydi. Genç kadın bir mağazada tezgahtar olarak çalışıyordu. Asgari ücretli maaşı bir ayın sonunu zor getiriyordu. Evde küçük dikişler yaparak evin bütçesine katkı sağlıyordu.
İki çocuğundan büyüğü öğleden sonra okuldaydı. Zamlar gözünü korkutmasına rağmen birkaç gıda maddesi almak için küçük kızıyla alışverişe çıkmıştı. Cebindeki paranın hesabını yapıyordu. "Param yetmezse ürünleri kasada bırakırım" diye düşündü. Bütün marketlerde olduğu gibi burada da giriş reyonu çocuklar için bir tuzak gibi düzenlenmişti: Yaldızlı kağıtlarda çikolatalar, şekerlemeler, sakızlar, renkli kutularda saklı kurabiyeler, anne elinden çıkmış gibi tatlılar...
Küçük kız anında bu tuzaklara takıldı. Önce eliyle işaret etti. Ama annesi kararlı bir ses tonuyla "Sonra" dedi. Bu sonra'nın zamanı belli değildi. Ama çocuk dilinde sonra ," biraz sonra" anlamında da yorumlanabilirdi. Tam çıkmaya hazırlandıklarında aniden ziller çalmaya başladı. Çocuk korkuyla annesinin eteğine sarıldı. Bir güvenlik görevlisi onun montunun ceplerini kontrol etmeye başladı. Herkes durmuş, onları izliyordu. Genç annenin yüzü lacivert ceketinin aksine bembeyaz olmuştu. İkisi de ağlıyorlardı.
Mağaza müdürü küçük suçlu için bir tutanak tuttu. Ağlayan bir anne ve çocuğunun gözyaşları yağmur damlalarına karıştı. Yağmur ince ince yağıyordu.
Makbule ABALI
Aralık 15, 2021
HAYATIN AKIŞI...
Bazen hayat akıp giderken birden sekteye uğrar. Akış yavaşlar ya da duraklar. Sanki her şey birdenbire olmuştur. Bu ani yavaşlamaya akıl sır erdiremezsiniz. Zaman alışık olduğunuz zaman dilimi değildir. Ağır çekimdesinizdir adeta. Fırtına öncesi sessizlik yaşanırken her zaman, bazen de gürültü birdenbire olur. Nasıl, nereden olduğunu bilemez insan.
Yapraklar savrulur sanki, beden huzursuz olur. Bir hastalık yer bitirir , adeta kemirir vücudu. Gücü azalır, takati tükenir. Zordur hastalıklarla uğraşmak, ilaçlarla ortak olmak. Önce güvenilir bir doktor bulmak gerekir; Dinleyen, anlayan, alanında bilgili. Ve sonra önlem almak, kendine zaman tanımak, beklemek...
İnsanın hayat boyu mücadelesi hiç bitmez. Ama her acı, her sıkıntı insanı biraz daha güçlü ve dirençli kılar.
Makbule ABALI
Aralık 10, 2021
10 ARALIK İNSAN HAKLARI GÜNÜ.....
Dünyanın her yerinde, duyularla-duygularla ilgili sözcükleri ne çok kullanır insanoğlu; duyarlılık, duyarlı olmak, duyarsız olmak, duygulanmak, duygusuz olmak... Neden ihtiyaç duyar, bilinmez... belki de insan yanını-varlığını kanıtlamak ister.
Aralık 06, 2021
UÇURUM ZAMANI- BİR KİTAP TANITIMI...
Mert Ofluoğlu Trabzon doğumlu genç bir yazar. 18 yaşında yazdığı ilk kitabı Ters Düz epey ses getirmiş, övgü almış. Uçurum zamanı "Bozbalık Üçlemesinin" ikinci kitabı. Üçüncü kitap daha sonra yayınlanacak. Kitap, Kitapyurdu Doğrudan yayıncılık tarafından yayınlanmış. 392 sayfa.
Kitabın ilk sayfalarında ilginç bir şeye rastlıyorsunuz:" Uçurum Zamanı Şarkı Listesi" Ve altında bir açıklama: Bu şarkıların ve sözlerin anlamları roman boyunca okuyacağınız sahnelerdeki karakterlerin duygu durumlarına ve psikolojik tasvirlerine denk düştüğü için titizlikle seçilmiştir.
Kitabı okumaya başlamadan önce Sonsöz'e göz gezdiriyorum;" Benim için yazarlık, anlatacak iyi bir hikaye bulma ve onu iyi anlatma sanatıdır. İkisinden biri var, diğeri yoksa iyi bir yazar değilsinizdir demektir. Gerçek yazarlık bir sanatçılık işidir. Gerçek kitaplarsa birer sanat eseridir. Yazmak bir tutku, bir bağımlılık , bir yaşama amacıdır." diyor Mert Ofluoğlu.
Romanda olaylar Karadeniz dolaylarında Bozbalık adlı bir köyde geçer. Romanda ana kahramanın etrafında olaylara karışan pek çok insan vardır. Ve hayatın içinde yaşanabilecek pek çok sürpriz olay. Mert Ofluoğlu toplumdaki yozlaşmaların, kısa süreli aşkların , sataşmaların, aldatmaların , ihanetlerin yansıyan yüzünü romanda da işlemiş. Kitaptaki karakterler arasında ilişkiler bazen basit sallantılarla çatırdıyor ya da yıkılıyor.
Romanı okurken bazen bir aşk romanı okuduğunuz izlenimine kapılıyor bazen bir polisiye roman tadı alıyorsunuz. Yazar genç yaşına rağmen çok ustaca karakter tahlilleri ve doğa tasvirleri yapmış.
Örneğin:
"Yepyeni yerler gördükten, yepyeni insanlar tanıdıktan sonra tekrar kümese dönmek Nilgün için tuhaf bir duyguydu. Kar etrafı mistik bir ışımayla esrarengiz bir şekilde aydınlatıyor ve karanlığa saklanmış çam ağaçlarının arasındaki evlerine , masallardakine benzer bir örünüm veriyordu."
"Neredeyse boş olan köy meydanında bir banka oturup düşüncelere daldı. O saatte orada ne işi olduğunu bilmiyor, sadece nedenini bile tam olarak bulamadığı derin bir mutsuzluk hissediyordu. Gece koyu bir örtü gibi yalnızca köyü değil, onu da yutmuş gibiydi."
"Burak tamamen gözden kaybolunca içini biir hüzün kapladı, verandaya çöküp sessizce ağlamaya başladı. Sanki hayatta hiçbir amacı kalmamış, bir şey bütün ruhunu çekip almıştı. Bir yanlışlık olduğunu o da biliyordu, her şey yanlıştı; bunlar olmamalıydı, böyle olmamalıydı. Ve sonra Bozbalık'ta yağmur başladı. Kuşlar, insanların acılarından habersiz havada uçuyordu."
Ve yöresel ürünlerin zaman zaman tanıtıldığını görüyoruz. ; Laz böreği, hemofta reçeli, kuymak, veryel çiçekleri vb.
Kitabın editörlüğünü Mert Ofluoğlu yapmış. Yanlışsız bir kitap okumanın keyfine varıyorsunuz.
Mert Ofluoğlu'nun genç yaşında ulaştığı bu başarıyı kutluyor, devamını diliyoruz. Yolun açık olsun MERT.
Makbule ABALI
Kasım 29, 2021
KELİME OYUNU 52- SON UÇUŞ (Mini Öykü)
Bloglar arasında Kelime Oyunu devam ediyor. Bu haftanın kelimelerini Deeptone belirledi.
Bu öyküyü oluştururken bulunması gereken kelimeler: Kuş tüyü, kuyu, Çatı, ipek, Mermer.
SON UÇUŞ... (ÖYKÜ)
O zamanlar 7-8 yaşlarındaydım. Bahçesinde kuyu olan iki katlı , sarmaşıklı bir evde otururduk. Kuyunun suyu içilmezdi, bahçe sulama amaçlı kullanılırdı. Ama tehlikeli olur düşüncesiyle üstü hep kapalı olurdu.
Mevsim geçişlerinde çatının üzerinden sürüler halinde kuşlar geçerken bütün çocuklar el sallardık. Bahçe çok kalabalık olmazsa bir mola verirler, bahçedeki süs havuzunun kenarındaki mermere konarak su içerlerdi. Onların çırpınarak su içişlerini izlemeye bayılırdım. Birbirlerinin sıralarını hiç almazlardı.
Keşke benim de bir kuşum olsa dediğim çok zaman olmuştur. Babam "Kuşlar özgür olmalı" derdi. "Onlar açık havada yaşamalılar." Ama bir gün zorunlu olarak bir kuşa sahip oldum. Kuşlar sürü halinde havuzdan su içip giderlerken bir tanesi uçamadı, en geride kaldı. Onu kurtarmak için elimi uzattım. Önce ürktü sonra kaçmadı da. Annemin ipek fularını istedim. Zaten eskimişti, yumuşacıktı. Kuşu sardım sarmaladım. Canlandı.
Ama bir gün daha dinlensin istedim. Korumaya aldım. Anneme, babama söz verdim. Sadece bir günlüğüne. Ertesi sabahı zor bekledim. Gözümden yaşlar akarak kucağıma aldım, kucakladım. Ömrü o kadarmış. Oysa adını bile hazırlamıştım. Ondan geriye bir kuş tüyü kaldı. Mavi, ipek gibi bir tüy. Onu oymalı ahşap bir kutunun içinde saklıyorum . Sürüden kaybolduğunu diğer kuşlar anlamışlar mıdır acaba...?
Makbule ABALI
Kasım 2021





