Sayfalar

Bir kitap tanıtımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bir kitap tanıtımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mart 31, 2024

İNCİ ARAL-ANLAR İZLER TUTKULAR -BCP-Mart Ayı



 Bu yazı Blogları Canlandırma Projesi (BCP) kapsamında yazılmıştır. Bu projede her ayın son haftasında belirlenen konular çerçevesinde isteyen arkadaşlar yazı yazabiliyor, film ya da kitap tanıtımı yapabiliyorlar. Bu ayın konusu "Kadın Yazarlar, Kadınları Hikaye Eden  Eserler " idi. 

Kadın yazarlar denince; Ülkemizde önce Füruzan ve Sevgi Soysal gelir aklıma. Gençlik yıllarımın unutulmazları. Füruzan'ın Parası Yatılı'sı, Sevgi Soysal'ın Yenişehir'de Bir Öğle Vakti. Severek okuduğum  kadın yazarlar diye düşününce: İnci Aral, Adalet Ağaoğlu, Tezer Özlü, Nazlı Eray, Tomris Uyar, Ayşe Kulin, Latife Tekin ilk anda aklıma gelenler. Haksızlık etmek istemem, severek okuduğum  başka kadın yazarlarımız da var elbette. Gazete köşe yazarlarından da ne güzel yazanlar var. Sanki kadınlar doğaları gereği ince ayrıntıları, detayları çabuk fark ediyor, insanların gizemli yanlarını, hassasiyet ve kırılganlıklarını daha farklı dile getiriyorlar. Adeta "İç telimize ustaca dokunmak,  değişik tınıları ortak noktalarda buluşturmak gibi..." 

İnci Aral'ın severek okuduğum "Anlar İzler Tutkular" adlı kitabını bu ayın BCP kapsamında tanıtmaya çalışacağım: 

Kitap Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlanmış, 159 sayfa. Arka kapakta kitap şöyle tanıtılmış: "İnci Aral'ın hayata, dünyaya ve yazma tutkusuna bakışını yansıtan, okumak, yazmak severek ve yazarak var olmak üstüne düşünce ve deneyimlerini yalın, akıcı bir anlatımla dile getirdiği bu kitap belleğin seçtiği anlara ve akıp giden yaşamın bizde kalan izlerine değinen bir anlatılar toplamı." "İnci Aral her zamanki içten ve alçakgönüllü söylemi ile çocukluktan yazarlığa ulaşan serüvenini anlatırken kendisiyle baş başa kalınmış sıcaklıkta bir sohbet ortamı yaratıyor."

İnci Aral yazmak isteyen gençlere ise şunları söylüyor:" Yazmak, insan ruhunu, bilincini, dalgalanma, yükselme ve düşüşlerini anlama ve insanın önce kendi gecesini aydınlığa çıkarma çabasıdır. Zamanın içinde bir yerlerde kendini aşkla, severek ve yazarak olumlama ve bunlara tutunarak hiçliğe karşı durma uğraşının özü budur." 

KİTAPTAN ALINTILAR: 

ANLAR Bölümünden:

Yazma Zamanı: "Yazma eylemine zaman açısından baktığımda, içinde kararlılık, umut, bir yığın coşku ve kırıklık yani çelişik duygular olduğunu görüyorum. Ama en çok başarma isteği ve  inat vardır. " Kuşkusuz benim yazmam aynı zamanda kendime uyguladığım bir terapidir. " 

"Ben öykülerimi anlatırken, gördüklerimi duymaya, duyduklarımı görmeye, sezgilerimi ve düşlerimi yaşantıya dönüştürmeye çalıştım hep, acının ya da sevincin dışa vurum taşkınlığına aldanmamaya görünenin ötesindekini yakalamaya uğraştım" "Öykü yazmak sonu bilinmeyen bir yolculuktur çoğu zaman." 

İZLER BÖLÜMÜNDEN:

Türkiye Gündemi ve Edebiyat: "Çünkü bir edebiyat eseri , şiir, roman, öykü, bireyin tek başına ürettiği, onun düşünsel ve duygusal özellik ve yeteneğini ortaya koyan estetik bir yapı olmakla birlikte, yazarının nerede durduğu, hangi tarihsel, coğrafi ve toplumsal bölgede yaşadığı da çok önemlidir. 

Bu açıdan bakınca sanatçının ortaya koyduğu ürün yalnızca bireysel değil, aynı zamanda içinde yaşadığı toplumun, ülkesinin ve ulusunun tarihinin, coğrafyasının ve ilişkiler bütününün ortak düşünsel ve ruhsal yapılanmasının da ürünü olacaktır."

" Yaşadığı dönemin yoksunluk ve acılarına olduğu kadar, geçmişin ve geleceğin yanlış kavrayışlarına da duyarsız olan, tarihsel ve toplumsal belleği gelişmemiş, hem ülkesi hem de dünyaya ilişkin kaygıları, soruları, inanç, kuşku ve karşı çıkışları olmayan insanların yazdıkları gelip geçici olacaktır."

" Zamanın iyiliği de yok değil. Keder, acı gibi duyguların şiddetini azaltıyor. Önce belli bir düzeye indiriyor sonra da bizi unutmanın cömertliğine sürüklüyor. Zor zamanlarda felaketler, ölümler, acılar, darbeler öylesine arka arkaya geliyor ki tümünü birden taşıyamıyoruz. İnsanımız acıya dayanıklı. Sabırla yüzleşiyor ölümle ve hayatla. Başına gelecek uğursuzluğu tevekkülle bekliyor. Çünkü çok uzun zamandır işte bu, bunu bekliyordum diye sevindiğimiz aydınlık, umutlu bir gün olmadı."

" Ticari, içeriksiz ve bayağı ürünler insanın dilini, duygu ve düşüncelerini sığlaştırıp basitleştirir. İnsanımızın kültürel erozyona uğraması, tartışan, eleştiren, sorgulayan, yeni üretici ve yaratıcı insan tipini de aşındırıyor. Aslında sistemin amacı, isteği de bu. Düşünmeyen, hazır düşünce kalıplarına teslim olmuş, bir örnek, koyun gibi insanlar."

"Günümüz insanının zevkleri, seçimleri küresel sistem tarafından yönlendiriliyor artık. Dijital teknoloji ve kitle iletişim araçları ortalama insan için öngörülen ucuz örnekleri kalabalıklara empoze ederken binlerce eleştirmenden daha etkin rol oynuyor." 

TUTKULAR BÖLÜMÜNDEN: 

Aynalar ve Kadınlar: "İnanıyorum ki kadınlar ve erkeklerin kadınlar tarafından anlatılmasına gereksinmemiz var."

"Günümüzde ihanet hem olağanlaştı hem de yaygınlaşarak ortalığa döküldü ve sürekli bir huzursuzluk kaynağı haline geldi.  Aldatılmak bir kadermiş gibi yaşanıyor artık."

"Kırk yıldır yazıyorum. Zorlu bir yolculuktu. İniş çıkışlar, vazgeçişler yaşadım. Yine de bugün bile tam olarak başardığımdan emin olamıyorum.  Başarının doğasında kendinden hoşnutluk yoktur."

Sadakat: "Eğer hayatı ve varoluş gerçeğini size sunulduğu gibi kabul eder, sorgulamazsanız ya fazla siner ya da acı çekersiniz. İnsan kendi doğru ve yanlışlarını oluşturmak zorunda."

"Günümüzün şaşırtmacası başarı kavramının fazlasıyla paraya endekslenmiş olması. Para kazanmak ve en güzel arabaya, eve, kadınlara sahip olmak tek hayal haline gelmişse burada doyumsuzluklar ve başarısızlık hissi yoğun demektir."

" Kültür, sanat ve bilim birlikte olduğunda mantık ve hayal arasındaki dengenin geliştirilmesini sağlar. 

" Asıl başarı ise mutlu olabilmektir. Gülebilmek ve sevilmektir. Tersliklerle mücadele edebilmek, insanı sevmektir. Herkesteki en iyiyi bulmak ve karşılık beklemeden vermeyi bilmektir."

NOTLAR:

İnci Aral 1944 yılında Denizli'de doğdu. Manisa Kız İlköğretmen Okulundan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümünden mezun oldu.

ROMANLARI.

Ölü Erkek Kuşlar, Yeni Yalan Zamanlar, Hiçbir Aşk, Hiçbir Ölüm, İçimden Kuşlar Göçüyor, Mor, Taş ve Ten, Safran Sarı, Sadakat, Şarkını Söylediğin Zaman 

ÖYKÜLERİ

Ağda Zamanı,  Kıran Resimleri, Uykusuzlar, Sevginin Eşsiz Kışı, Gölgede  Kırk Derece, Ruhumu Öpmeyi Unuttun

DENEME-ANI-ANLATI

Anlar İzler Tutkular, Unutmak, Yazma Büyüsü, Kan Gülleri ve Nar Ağrısı 

ÖDÜLLERİ:

1980 Akademi Kitabevi İlk Kitap Öykü Başarı Ödülü - Ağda Zamanı

1983 Nevzat Üstün Öykü Ödülü -Kıran Resimleri

1992 Yunus Nadi Roman Ödülü- Ölü Erkek Kuşlar 

2001 Yunus Nadi Ödülleri-Öykü Ödülü- Gölgede Kırk Derece

2002 Orhan Kemal Roman Armağanı-Mor

2014 Kıbatek  Ödülü (Kıbrıs, Balkanlar, Avrasya Türk Edebiyatları)

2018 Beyaz Martı Edebiyat Onur Ödülü 

 










Aralık 06, 2021

UÇURUM ZAMANI- BİR KİTAP TANITIMI...


 Mert Ofluoğlu  Trabzon doğumlu genç bir yazar. 18 yaşında yazdığı ilk kitabı Ters Düz epey ses getirmiş, övgü almış. Uçurum zamanı "Bozbalık Üçlemesinin" ikinci kitabı. Üçüncü kitap daha sonra yayınlanacak. Kitap, Kitapyurdu  Doğrudan yayıncılık tarafından yayınlanmış. 392 sayfa.

Kitabın ilk sayfalarında ilginç bir şeye rastlıyorsunuz:" Uçurum Zamanı Şarkı Listesi" Ve altında bir açıklama: Bu şarkıların ve sözlerin anlamları roman boyunca okuyacağınız sahnelerdeki karakterlerin duygu durumlarına ve psikolojik tasvirlerine denk düştüğü için titizlikle seçilmiştir.

Kitabı okumaya başlamadan önce Sonsöz'e göz gezdiriyorum;" Benim için yazarlık, anlatacak iyi bir hikaye bulma ve onu iyi anlatma sanatıdır. İkisinden biri var, diğeri yoksa iyi bir yazar değilsinizdir demektir. Gerçek yazarlık bir sanatçılık işidir. Gerçek kitaplarsa birer sanat eseridir. Yazmak bir tutku, bir bağımlılık , bir yaşama amacıdır." diyor Mert Ofluoğlu.

Romanda olaylar Karadeniz dolaylarında Bozbalık adlı bir köyde geçer. Romanda ana kahramanın etrafında olaylara karışan pek çok insan vardır. Ve hayatın  içinde yaşanabilecek  pek çok sürpriz olay. Mert Ofluoğlu  toplumdaki yozlaşmaların, kısa süreli aşkların , sataşmaların, aldatmaların , ihanetlerin yansıyan yüzünü romanda da işlemiş. Kitaptaki karakterler arasında ilişkiler bazen basit sallantılarla çatırdıyor ya da yıkılıyor. 

Romanı okurken bazen bir aşk romanı okuduğunuz  izlenimine kapılıyor bazen bir polisiye roman tadı alıyorsunuz. Yazar genç yaşına rağmen çok ustaca  karakter tahlilleri ve doğa tasvirleri yapmış.

Örneğin:

"Yepyeni yerler gördükten, yepyeni insanlar tanıdıktan sonra tekrar kümese dönmek Nilgün için tuhaf bir duyguydu. Kar etrafı mistik bir ışımayla  esrarengiz bir şekilde aydınlatıyor ve karanlığa saklanmış çam ağaçlarının arasındaki  evlerine , masallardakine benzer bir örünüm veriyordu." 

"Neredeyse boş olan köy meydanında bir banka oturup düşüncelere daldı. O saatte orada ne işi olduğunu bilmiyor, sadece nedenini bile tam olarak bulamadığı derin bir mutsuzluk hissediyordu. Gece koyu bir örtü gibi yalnızca köyü değil, onu da yutmuş gibiydi."

"Burak tamamen gözden kaybolunca içini biir hüzün kapladı, verandaya çöküp sessizce ağlamaya başladı. Sanki hayatta hiçbir amacı kalmamış, bir şey bütün ruhunu çekip almıştı. Bir yanlışlık olduğunu o da biliyordu, her şey yanlıştı; bunlar olmamalıydı, böyle olmamalıydı. Ve sonra Bozbalık'ta yağmur başladı. Kuşlar, insanların acılarından habersiz havada uçuyordu."

Ve yöresel ürünlerin zaman zaman tanıtıldığını görüyoruz. ; Laz böreği, hemofta reçeli, kuymak, veryel çiçekleri vb. 

Kitabın editörlüğünü Mert Ofluoğlu yapmış. Yanlışsız bir kitap okumanın keyfine varıyorsunuz.

Mert  Ofluoğlu'nun genç yaşında ulaştığı bu başarıyı kutluyor, devamını diliyoruz. Yolun açık olsun MERT.

Makbule ABALI



Nisan 21, 2015

BİR KİTAP TANITIMI: GÖÇEBE ŞEHRİN EFENDİSİ



Hamiyet Akan'ı önce sanal alemden, bloğundan tanıdım. Şiir yazmaktaki hızı dikkatimi çekti. Her gün veya günaşırı şiir yazıyor, yayınlıyordu. Sonra kitabının arkasındaki gülümseyen yüzünü, ışıl ışıl bakan gözlerini fark ettim. Aynı zamanda muzip bir bakıştı bu. 
İzleyici yorumlarına verdiği cevaplarda içten ve dobra dobraydı. Duygularını ustaca dışa vuran bir insandı. 

Kitabı alalı uzun bir zaman oldu. Şiir kitaplarını baştan sona roman gibi okuyamıyorum ben. Bölüm bölüm okuyor, notlar alarak işaretliyor ve geriye dönüşler yaparak tekrar okuyorum. Daha zevkli oluyor. Şiir dolu bir dünyadan da uzaklaşmamış oluyorsunuz. Hamiyet Akan bir kadın şair duyarlılığıyla yazmış şiirlerini.

 O'nun penceresinden dünyaya baktığınızda öncelikle yoğun sevgi görüyorsunuz. Şiirlerinde özlem de var, sitem de, umut da var, endişe de. Hayatın hemen hemen her haline dokunmuş. Ama hemen her şiirinde buram buram dile getirilen bir aşk, bir sevda, bir tutku var. Kitabın adı nereden geliyor diye düşünmüştüm önce. Kitabı okurken bir aşk şiirinde bu sorum cevabını buldu:
"Bedenimin göçebe şehrinde,
Efendilik yapıyor ellerin.
Koşuyor dur durak bilmeden
Kıyı köşe demeden..."

Şiirlerde sade bir dil kullanılmış, rahatlıkla okunuyor. Bazı şiirlerde bir veya birkaç dizeye bir felsefe sığdırılmış. Okuyor ve düşünüyorsunuz:
Çöpçatan (S-63-)

"Nefesim buz tutarken yalnızlık sokağında,
Sensizliğe çöpçatanlık ediyordu hayat.
Ve ne kadar uğraşırsa uğraşsın, 
Sensizlik hep bana bir beden büyük geliyordu." 
-----------------
Kardelen (son 4 dize) 

"Ne yaralarımı bilirsiniz.
Ne de üşüyen ellerimi.
Ben karlar altından,
Güneşe merhaba diyen
Kardelen gibiyim."
-----------------
Hamiyet Hanım şiirlerini bir kadın titizliğiyle ince ince işlemiş adeta; Bazen doğaya bir elma çekirdeğiyle küçük bir dokunuş Düşüş (S-167), bazen sevdiğine çığlık gibi bir sitem-"Şehrin göbeğinde, dağ başı yalnızlığı benimkisi" , ve bazen dile getirilen büyük bir sıkıntı...

Mengene ( S-71-)
"Özlemin mengenesinde yüreğim, 
Ne nefesim yetiyor ne sesim. Sıkıştırılmış bir suskunluk bu. 
Kol geziyor dört yanımda benliğimin yokluğu. 
Bin bir parça puzzle gibiyim. 
Ben dediğim parçam kayıp."
----------------------

Kitabının arka kapağında şiirle bağlantısını anlatırken şöyle diyordu Hamiyet Akan arkadaşımız: "Yaşadıkça yazıyorum, yazdıkça nefes alıyorum." Bu derin nefes daha uzun yıllar hep aynı düzende sürsün ve ritmi hiç bozulmasın diliyorum. 




Nisan 11, 2015

BİR KİTAP TANITIMI-MAVİ MISRALAR...



Şiirin dünyamızı zenginleştirdiğine, renklendirdiğine inananlardanım. Şiir ruh sağlığımızı dengeliyor, iç dünyamızı dinlendiriyor. Blog arkadaşlarımızdan Mehmet Osman Çağlar "Mavi Mısralar" adlı kitabında adeta insanı mavi sakin bir denizde uzun bir deniz yolculuğuna çıkarıyor. Bu sakin deniz yolculuğunda zaman zaman fırtınalar da yaşanıyor elbette. Farklı limanlara uğrayıp hayatın farklı yönlerini tanıyoruz. 

"Neden Mavi Mısralar"?... sorusunun cevabını kitabının ilk sayfalarında şöyle açıklıyor Mehmet Osman Çağlar: "Benim gibi 1968 ile 1978 yılları arasında gençliğini yaşamış bir kuşak vardır. Onlar akvaryumda dönüp dolaşıp açık denizi seyrederken devamlı cama çarpan, aynı sularda kalıp okyanusa açılamayan balıklar gibidir ama arayışları hiç bitmez. Ne tam 68'li ne tam 78'lidir. Devrimlerini, aşklarını, sevdalarını sanki okyanusun ortasında fırtınaya yakalanmış gibi, her şeye geç kalmış, birçok işe el atıp mükemmeli yakalamaya çalışırken hep geç kalmış, arada sıkışmış, yitik bir kuşak...

Bu bir şiir kitabı. Ama içinde düz yazıyla yazılmış şiir akıcılığında  bölümler de var. Bir deniz yolculuğunda bir limana uğramış ya da bir mola vermiş gibi... Sayfa-13 "Bu şehirde de insanlar özgür değiller, bilmiyorlar ama kalabalıklar içinde çok yalnızlar ve sevgiye ihtiyaç duyuyorlar.... Sadece yaşamaya çalışıyorlar sessizce ve suçluca... Acemi sahte gülüşler..."

Mehmet Bey'in şiirlerinde sevgi ve özlem de var, Deniz Gezmişler'in dramı da, çocukluk hayalleri de. Kitabı okurken bazı şiirleri yeniden okuma ihtiyacı duydum ben. O anda şiirin anlaşılmayışından değil, beğenilen bir şiirin tadına daha iyi varabilmek için. Kitapta birçok şiirde kendinizi bulabilirsiniz. Bir yolculuğu düşleyerek kendinizi hayatın gerçekleri içinde bulabilirsiniz. Ama eminim zevk alarak okuyacaksınız.

Ben kitapta en çok "Oğluma" adlı şiiri sevdim. Uzun bir şiir, bir bölümünü aktarmak isterim:
Oğluma
"Artık büyüdüm ve bir kadınla hayatı
paylaşmak istiyorum diyorsan eğer
önce kendine dürüst olmalısın.
Ne aradığını bilerek,
kendinle birlikte onu iyi tanıyıp
ondan sonra yola çıkmalısın.
Çok hassas olduklarını öğrenmeli, kırmamalısın.
Kırılan bir pırlanta iyi bir usta elinde işlense de 
yansıması artık eskisi gibi olmaz,
bunu çok iyi bilmelisin."
-----------------------
Kitabın son şiiri: "Tek Perde" den birkaç dize:

"Yaşamdan sakladıkça kendini, 
Gelir bulur seni hep aynı replikler.
Seyircilerin arasına dalıp
Bu tek kişilik oyunda
Ezberini tek başına kuracaksın."
--------------------------

Kitabın sayfaları arasında mavi bir yolculuğa çıkmışcasına hızla ilerliyor ve "akvaryumdaki balıklar okyanusa açılmışlar" diye düşünüyorsunuz. Demir attığınız son limanda gözünüzün önünde uçsuz bucaksız bir deniz, zihninizde hayatın akışı içinde insana dair pek çok konu. Uzun bir yolculuğun sonunda belleğinizde yüzlerce mavi mısra, ardınızda bir şiir denizi... Ve belki hayallerde ufukta görülen yeni bir yolculuk, bir başka kitap... 




Mart 25, 2015

BİR KİTAP TANITIMI- CEHENNEM DERESİ (Gülsen Varol)



Bir kitabı seçerken türlü nedenlerle seçersiniz: Yazarını tanırsınız, hakkında iyi şeyler duymuşsunuzdur, adı cazip gelmiştir veya başka nedenlerle okumaya başlarsınız. Bazı kitaplar zor okunur, elinizde günlerce sürünür. Bazıları çok kolay okunur, akar gider, kısa sürede biter. Bazı kitapları kitaplığınızın herhangi bir yerine kaldırırsınız, bazısı da yakınlarınız da okusun diye ön sıralarda yer bulur. 

Gülsen Varol Öğretmenimizi "Yapraklar" ve "Kuytular" adlı bloglarıyla tanıdım önce. Yazılarını okurken duygulanmamak imkansızdı. Yorumlara yazdığı cevaplar bile öylesine anlamlıydı ki. İlk kitaplarıyla henüz tanışmadım. Ben sondan başladım; "Cehennem Deresi".  Doğrusunu söylemek gerekirse kitabın adı önce düşündürdü beni. Ancak sonra düşündüm ki kafamdaki sorular kitabı okurken açıklığa kavuşacak. Gerçekten de öyle oldu. Cehennem Deresi kesinlikle şiddete dayalı bir roman değil. 

Kitabı okumadan Cehennem Deresi'nin nerede olduğunu merak ettim. İnternette haritalara baktım; Şırnak'ta, Rize'de hatta Mersin'de bir Cehennem Deresi var. Romandaki ana karakterler 5 kişi. Çok güzel kurgulanmış. Bölümler arasında sanki kayar gibi ilerliyorsunuz. Adeta bir sinema filmi izler gibi düş kuruyor ve okuyorsunuz. 

Karakterler çok ustaca seçilmiş, kişilikler açıklayıcı betimlemelerle belirtilmiş. Hiçbir rol abartılı değil. Gülsen Varol hayatın içinden çarpıcı bir olaydan yola çıkarak sürükleyici, etkileyici bir roman yaratmış. Romanda ana kahramanın öyküsü çok çarpıcı. Gün gelir kimliğinizi, kişiliğinizi hatta görüntünüzü kaybedebilirsiniz... Bazı bölümleri ürpererek okuyorsunuz. Kitapta orta yaşlarda yaşanan tutkulu bir aşk da var. Öyle çarpıcı anlatılmış ki o iki kahramanla mutlu oluyor ya da üzülüyorsunuz. 

Bazı tıbbi deyimler öylesine uygun kullanılmış ki sanki bir sağlık personelinden dinler gibi okuyorsunuz. Psikolojik çözümlemeler de çok yerinde. Anlatım dili sade ve yalın. 282 sayfa 2-3 günde bitebiliyor. Ben zamanı paylaşarak eşimle okudum. Cehennem Deresini rahatlıkla dostlarıma önerebilirim.  Kitabı okurken bazı sürprizlere hazırlıklı olmak lazım. O sürprizler hiç beklenmedik bir anda devreye girebiliyor. Zaten hayat da her an sürprizlerle dolu değil mi...?

Kitaptan bazı bölümlerle tamamlamak isterim yazımı: 

"Damarlarımızda deli kan akar bizim bilirsin, ama soğuk ülkelerin insanlarının kanı donuk oluyor, adına temkinli olmak deniyor."
---------------------------------
"Erkekler ağlamaz diye niye denmiş bir türlü bulamamıştı bu sorusunun cevabını o güne kadar. O gün de yine izinsiz akmaya başlamıştı gözünün yaşı. İçindeki yıllanmış acılara merhem olan torununu kendisine doğru çekip, çenesinin altına yasladığı başını öpe öpe ağlamış ama bir türlü konuşamamıştı."
-----------------------------------

Gülsen Varol yaşamın içindeki acı-tatlı birçok olayı kalemiyle dans ettirmiş, onlara ritim ve anlam kazandırmış. Farklı bir "hayat dansı" bu; Bazen yavaşlayan, bazen hızlanan...Dikkatlice okunup izlendiğinde içinde ders alınacak çok şey var.
Siz hep yazın, yazdıklarınızı biz hep okuyalım çok sevgili Gülsen Öğretmenim...

Makbule Abalı-Eğitimci 
25.03.2015 Mersin


Ocak 18, 2015

İMZA GÜNLERİNDEN "GERİYE KALAN"...





Yıllar önce, çocukluğumda arkadaşlarımızla oynadığımız oyunların başında oyun içinde "kitap alışverişi" gelirdi. Küçük bir masada dizerek veya yere örtü sererek okunmuş kitaplarımızı sergiler, birbirimize çok düşük fiyatlarla satardık. Böylece çok sayıda kitap okuduğumuzu hatırlıyorum. Doğum günlerinde birbirimize kitap hediye ederdik. Ne büyük mutluluktu bu. 

Bir imza gününde geçmişi andım; "Anlar mı Anılar mı Geriye Kalan" benim ilk ve tek kitabım. Okumak-yazmak hayatım boyunca bir tutkuydu benim için. Ama kitap yazmak sadece bir hayaldi. Türkiye Alzheimer Derneği Mersin Şubesi Başkanı Prof. Dr. sayın Aynur Özge'nin ve çok değer verdiğim bazı arkadaşlarımın yüreklendirmesiyle bu kitap "can" buldu. Kitap bir "anı-deneme" niteliğinde.

Kitap Ozan Yayıncılık tarafından basıma hazırlandı.248 sayfa. Geliri Mersin Alzheimer Derneği'ne ait olmak üzere 1000 tane basıldı. Bir miktar da internette satışa sunuldu. 

Başlangıçta iki imza günü düzenlendi. İlki 8 Ocak'ta Mersin'in çok soğuk bir gününde sıcacık, güzel bir salonda, Mersin Mali Müşavirler Odası'nda yapıldı. 

O gün Sivil Toplum Kuruluşlarından çok sayıda katılımcı vardı: Alzheimer Derneği'nden üyeler ve hasta yakınları, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, İçel Sanat Kulübü, Kız Teknik Öğretmenler Derneği, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, Yenişehir Kent Konseyi Kadın Meclisi'nden katılan arkadaşlar  ve diğer konuklarla salonda çok güzel bir katılım oluştu. Ayrıca Akdeniz Rotary Kulüp ve Mezitli Lions Kulübünden  arkadaşlar da bizleri yalnız bırakmadılar.

Aynı gün önce sayın Aslıhan Yandım'ın sunumu, hasta yakınlarının katkılarıyla "Yaşlı İletişimi" konusu işlendi. Daha sonra kitabın içinden seçilmiş bölümler, şiir ve öykülerle ben bir tanıtım yaptım.  Katılımcıların enerji ve ilgisiyle o soğuk gün sıcacık geçti. Kitabı yazmak benim için bir sorumluluktu. İmza gününün amaçlar doğrultusunda gerçekleşmesi büyük bir mutluluk oldu.

İkinci" imza günü" 16 Ocak'ta Mersin'in ilçesi Silifke'de , Silifke Belediye Başkanı sayın Doktor Mustafa Turgut'un katkılarıyla Silifke Belediyesi Kültür Merkezi'nde düzenlendi. Mersin Yenişehir Kent Konseyi'nden bir grup arkadaşla bir otobüsle Silifke'ye gidildi. 

Güzel bir salonda , çok iyi bir dinleyici grubuna önce Alzheimer Derneği Mersin Şubesi Başkanı Sayın Prof. Dr. Aynur Özge, Alzheimer Hastalığı ile ilgili çok güzel bir sunum yaptı. Daha sonra ben, kitabın içinden bölümlerle  "Geriye Kalan" adlı kitabımı tanıttım. Sonraki günlerde de çeşitli kurum ve kuruluşlarda, Mersin Kitap Fuarlarında, kermes ve toplantılarda Mersin Alzheimer Derneği'nde  gönüllü çalışan arkadaşlarımızın katkılarıyla çok sayıda kitap satışı gerçekleştirildi. Tüm emek harcayanlara sonsuz teşekkür ve saygıyla. 




Kitaptan birkaç bölüm:

"Yazarken; bir kadın duyarlılığıyla, 35 yıllık eğitimci birikimimle, ama en çok İNSAN kimliğimle yazmaya çalıştım. O yüzden içinde insana dair çok şeyi barındırıyor; Özlemlerimiz, sevgilerimiz, korkularımız, acılarımız, etkilendiğimiz her şey... 

Yazı ve şiirlerden bazıları yıllar önce tuttuğum eski günlüklerin sararmış yaprakları arasından çıkıp hayat buldu. Bazıları çalıştığım kurumlarda yazdığım yazılardan oluştu. Ancak büyük çoğunluğu, emekliliğimde oluşturduğum, çok severek, içtenlikle  yazdığım bir blogdaki (Uçun Kuşlar) yazılarımdan derlendi... "

"Hastalıklar, en dayanıksız olduğumuz günleri, yılları yakalıyor. Sevgiye, ilgiye en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönem yaşlılık... Hayatın bir değerlendirmesini yaptığımız, kendimizle hesaplaştığımız günler, aylar. Alzheimer'la ilgili şiir, yazı ve öyküleri kitabın sonuna aldım. Çağın hastalıkları; uyum gücümüzü. sabrımızı, direncimizi de test ediyor, değerlendiriyor. Belki sevdiklerimize, sevgimizi  en çok kanıtlayacağımız anlar,  günler, aylar, yıllar yaşanıyor..."

"Anılar denizinde yüzmeyi öğrenemezsek an'ların değerini bilebilir miyiz? Fırtınasız, sakin, korunmalı limanlara, sağlam gemilere ömür boyu ihtiyacımız var "İnsan" olarak... Bazen bir eş, bazen kardeş, bazen ana-baba, öğretmen ve bazen eski bir dost gibi limanlar... Canımız istediğinde demir atıp rahatladığımız, "bir tatlı huzur" bulduğumuz limanlar..."
---------------------------------------------------------------------- 

Güzel amaçlar doğrultusunda bir araya gelmek insanı mutlu ediyor.
Kitabı yazmak bir sorumluluktu benim için.  imza günlerinin amaçlandığı gibi geçmesi büyük bir mutluluk oldu. Umarız kitabın satışından elde edilecek gelir, Yaşlı Yaşam Merkezi'ne güzel bir katkı sağlar. 

İşe yarar bir şeyler  yapabilmek insana iyi geliyor, ruhsal anlamda rahatlatıyor. Özellikle duyarlı insanların yanınızda olduğunu bilmek, cesaret ve güveninizi pekiştiriyor. Yalnız olmadığınızı anlıyorsunuz. İki imza gününden "geriye kalan" güzel paylaşımlar, dayanışma, sevgi, dostluk, vefa, iyi niyet, yardımlaşma duygusu oldu. Ama en güzeli, karşılıklı bir kültür etkileşimiydi "geriye kalan".

(Etkinlikten sonra, dünyanın sayılı müzelerinden Taşucu Anfora Müzesi gezildi. Çok farklı-yararlı  bilgiler edindiğimiz o gezi  bir başka yazının konusu.)

Makbule Abalı-Eğitimci 



Kitap, Türkiye Alzheimer Derneği Mersin Şubesi'nde tanesi 20 T.L den Dernek yararına satılmaktadır. (2014 Yılı )
Ayrıca bir miktar kitap internette de satışa sunuldu.

www.ozanyayincilik.com, www.kitapyurdu.com, www.kitapambari.com, www.kitapsihirbazi.com, www.perpakitap.com                                              www.pandora.com  

Ekim 09, 2014

Bir Kitap Tanıtımı: Anlar mı Anılar mı Geriye Kalan ?






"Hayatım boyunca okumak, yazmak hep bir tutkuydu benim için. Bu bir "ilk kitap." Başlangıcı yıllar öncesine, ilk gençlik yıllarıma uzanıyor. Bir hayat öyküsü değil. Ancak hayatın içinden; yaşadıklarımız, hayallerimiz, umut ve beklentilerimizin belki bir özeti. Kitabın sayfaları arasında bir yazıda, bir şiirde, bir öyküde belki kendi hayatınızdan da izler bulacaksınız. İnsanız; Farklı duygular yaşasak da , farklı davranışlarda bulunsak da hepimizin hayatında kesişen noktalar var.

Yazarken; Bir kadın duyarlılığıyla, 35 yıllık eğitimci birikimimle, ama en çok İNSAN kimliğimle yazmaya çalıştım. O yüzden içinde insana dair çok şey barındırıyor; özlemlerimiz, korkularımız, acılarımız, etkilendiğimiz her şey...Yazı ve şiirlerden bazıları yıllar önce tuttuğum eski günlüklerin sararmış yaprakları arasından çıkıp hayat buldu. Bazıları çalıştığım kurumlarda yazdığım yazılardan oluştu. Ancak büyük çoğunluğu, emekliliğimde kızımın ısrarıyla oluşturduğum, çok zevkle yazdığım bir blogdaki (Uçun Kuşlar  ) yazılarımdan derlendi."

"GERİYE KALAN" adlı kitabımın önsözünde böyle diyordum. "İnsanın kendi adını taşıyan bir kitabının olması gerçekten büyük mutluluk. Artık benim de bir kitabım var." Bana göre ev, arsa, bahçe sahibi olmaktan çok daha büyük bir kazanç. Kitabın satışından elde edilecek gelir Türkiye Alzheimer Derneği Mersin Şubesi "Yaşlı Yaşam Merkezi" yapımında kullanılacak. Böylesine yararlı bir işte destek olabilmek daha da mutluluk verici. Bir tohumu canlandırmak, bir ağacı yeşertmek gibi..." 

 Yıllar öncesine, geçmişe uzanıyor düşüncelerim... Yazmak, her vesileyle yazmak ne güzel bir uğraştı benim için. Günlüklere yazmak, anı defterlerine yazmak, küçük notlar tutmak, uzun, upuzun mektuplar yazmak... Üniversite yıllarımızda cep telefonları yoktu. Yurt telefonu düzenli çalışmazdı, postanede beklemek de çok külfetli olurdu. Aile bireyleriyle haberleşme ihtiyacını mektuplar karşılardı. Her hafta yazardım, her şeyi detaylı anlatırdım. O mektupları hala saklarım. O yıllar için ne sağlam birer belgedir.

Yazmak...Kendini ifade etmek, düşünmek, yorum yapmak, anlamlandırmak... Yazmak hayatı, insanları, doğayı, bazen kendimi, yaşadığım zamanı...Yazmak ruha nasıl da iyi geliyor. Rahatlıyor, sakinleşiyor insan. Çevrenizle iletişim kurduğunuzda dünya küçülüyor, güzelleşiyor sanki. Anlar, anılar iç içe. Yaşanmış anlar anılara dönüşüyor. Geriye kalan koca bir anılar yumağı. Olumlu- olumsuz etkilendiğimiz her şey bir "hayat dersi" verircesine belleklerimizde yer ediyor...

Hayatımızda her dönem kendi özellikleriyle yaşanıyor. Geride yaşanmış anlar ve anılar kalıyor. İnsan ömrü, hayatın baharı ve sonbaharı gibi tüm mevsimleri barındırıyor içinde. Başlangıçtaki parlak, canlı renklerin yerini sona doğru soluk renkler alıyor. Ama her mevsim kendi içinde, kendi renkleriyle, kendi doğasıyla güzel. Tıpkı insan yaşamındaki dönemler gibi... Gün gelecek onca yaşanmışlığın ardından "Bir düş gibiydi hayat" diyeceğiz. Ve gene kendi kendimize mırıldanacağız; "Geriye kalan...? " Her şey yaşanmış ve geçmiş olacak. Geride kalan; yaşanmış "anlar ve anılar" bütünü olacak belki de... 

Makbule Abalı- Eğitimci
Mersin-2014





İLETİŞİM: Türkiye Alzheimer Derneği Mersin Şubesi.
Dernek Sekreteri: Ayşegül Şimşek. Tel: +90 324 3364641 
E-Mail: alzheimermersin@yahoo.com 

Türkiye Alzheimer Derneği Mersin Şubesi 
Yaşlı Yaşam Merkezi Yardım Hesabı -Kitap-" Geriye Kalan"
Türkiye İş Bankası Uray Şubesi Mersin    IBAN: TR42 0006 4000 0016 6071 0532 44