Nisan 29, 2023
İKİ KADIN YÖNETMEN (B. C. P. Nisan Ayı )
Nisan 27, 2023
ZAMAN...
En kısa zaman birimi "an" diye düşünürüz. An'ların birikimiyle anılar da bütünleşiyor. Bir ömür öbek öbek anıları barındırıyor içinde. İyi-kötü, acı-tatlı, mutlu- mutsuz, neşeli- hüzünlü anlar. Kişiliğimize özgü yaşanmışlıklar... Bir anda karar değiştirebilir insan, bir anda şaşırabilir, bir anda bocalayabilir. Bir anda bayılabilir hatta bir anda ölebilir de. Hayat bir çelişkiler yumağı.
Her zaman dilimi kendine özgü durumlar yaşatır insana. Dakikaları içine alan saatler bir başkadır. Bir saat bazen ne kadar uzun, bazen ne kadar kısa gelir insana. Saniyeler dakikaya dönüşür de saatler geçmiş gibi gelir insana. Bir siyah beyaz fotoğraf ya da birkaç dakikalık bir film karesi ömür boyu gözünüzün önünden gitmez. İnsanoğlu gariptir; yıllar önce mutluluk veren anılar bir anda kâbusa dönüşebilir. Bazen de akıp giden zamanla değişimler yaşanır, mutsuzluk anları bile tebessümle hatırlanır.
Gün içinde en önemsediğimiz zaman dilimi herkese göre değişir elbette. Yeni bir günün başlangıç saati gündoğumu benim en sevdiğim zamandır. Sabahları erken uyanıp da güneşin doğuşunu izlemek, günü daha bereketli kılar, umutları tazeler, bedene canlılık katar. Günün bitiminde güneşi yolcu ederken günbatımında biraz hüzün vardır sanki. Her ikisi de bir başlangıç ve bitişi düşündürür adeta. Zaman değişirken bir gün daha eksilir ömürden...
Zamanı vurgulayan saatler bir evde ne kadar önemlidir. Her yerde gözüm bir saat arar. Odada, salonda, mutfakta mutlaka bir saat bulunmasına özen gösteririm. Büyük küçük, süslü püslü, renkli renksiz olsun, hiç önemli değil. Yeter ki işlevini yerine getirsin. Durmuş veya pili bitmiş saatler hep bana o evdeki olumsuzluğu, durağanlığı düşündürür. Zaman akıp giderken saatler de ona eşlik etmeli, durmamalı derim.
İnsanlar gibi saatler de çeşitli. Adana'da Büyük Saat ve Küçük saat aynı zamanda iki ayrı semt adıydı. Mersin Mezitli Sahilinde kocaman saat kulesindeki saat nedense hiç doğru zamanı göstermezdi. Çocukluğumda evimizdeki guguklu saati nasıl unuturum. Evin içinde adeta bir başka canlı gibi. Onun saat başlarında her çalışında biz de taklit ederdik; "Guguk... guguk..." Kuş hep saatin içinde olunca açlığını nasıl giderir diye sorduğumu da hatırlıyorum.
Yıllar önce İstanbul'da bir kırtasiyecide çok beğenerek aldığım bir başka saat de halâ çalışmaya ve yol göstermeye devam ediyor: Üzerinde "Bugünün Tekrarı Yok" yazısıyla. Küçük kız kardeşim Emel'in oğlu çok sevdiğim yeğenim Berk, Mersin'deki evimizde üniversite sınavına hazırlanırken, odasına astığım o saatten çok huzursuz olmuştu. Saat öylece bir başka odaya taşınmıştı.
Yaşamın içinde her şey ince bir çizgide ruh buluyor, rol değiştiriyor. Bazen bir anı üreticisi, bazen düşündüren bir simge, bir anı çözümleyicisi. Zaman çok şeyi alıp götürse de bazı eşyalar yıllara meydan okuyup ses vermeye devam ediyor. Zamansız kaybettiğim diğer kız kardeşim Fazilet Rasime'nin hediye ettiği mavi çalar saat ,aralıksız tik taklarına devam ediyor. Bizim için öyle değerli ki.
"Bugünün tekrarı yok" zamanın akışında ama, yarınlar daha güzel olacak düşlerimizde...
Makbule ABAL-Eğitimci
27 Nisan 2023
Nisan 16, 2023
GÜZEL BİR GÜN... KÖY ENSTİTÜLERİNİ ANMAK-
Fırtınalı ya da yağmurlu bir günün ardından çıkan güneşi çok seviyorum. Parlak, ısıtıcı, iç açıcı, umut verici. Bir dost gibi yaşama sevincinizi tazeliyor, güven veriyor. Bazı günler de bazı insanlar gibi yer eder zihninizde. Güzel şeyler düşündürür, mutlu eder sizi. Ortak duygulardır bu hissi veren. Önceden tanıdığınız bir dost gibi karşılaştığınızda, ortak konularınız da vardır mutlaka. Bu tür rastlantılar yaşama sevinciyle pekişir, iz bırakır.
O gün de öyle oldu; Urla'da tarihi bir çarşıdayız. Öyle yerler nasıl da hoşuma gider. Eskinin kokusunu alırsınız adeta. Eski insanlar da severler öyle mekanları. Belki kendilerini bulurlar orada ve kendileri gibi insanları... Her köşede, her yüzde bir başka hikâye ilham verir size. Davranışlarda farklı bir özen, saygı vardır sanki. Bir eski zaman masalı gibi. Eski tatlar, antika eşyalar, eski zanaat ustaları.
Yerler Arnavut kaldırımı tarzında döşenmiş. Adımlarımızı dikkatle atarak yürüyoruz. Ben eşimin kolunda, kızım da yanımızda, çantalarımızı o taşıyor. Az ilerde küçücük bir yer var, bize bir şeyler ikram etmek istiyor. Boş bir masaya doğru yöneliyoruz. Uzaktan fark ediyoruz, bir kadınla bir erkek iki kişi de bir başka masada oturuyor. Gülümseyerek bizi izliyorlar. Tebessüm bulaşıcı gerçekten. Biz de gülümseyerek selâmlaşıyoruz. Masa komşumuz bey hiç tereddütsüz soruyor: "35 mi, 40 mı? " Algıda seçicilik, eşim de hemen yanıtlıyor: "Yarın 45 yıl doluyor. " "Tahmin etmiştim " diyor adını bile bilmediğimiz bey. "Artık böyle bağlılıklar kalmadı." Ve içtenlikle gülümsüyor. Gülünce yüzü, gözleri de aydınlanıyor sanki.
Yanında oturan hanımefendiyi "Ablam" diyerek tanıtıyor. ve soruyor eşime: Mesleğiniz? Eşim: "Emekli İlköğretim Müfettişi diyerek devam ediyor :" Köy Enstitülerinde öğrenim görme şansını yakalayanlardanım. Kapanmadan önceki son yıllardı. Beş yıl İlkokul Öğretmenliğinden sonra Ankara Gazi Eğitim Pedagoji Bölümünden mezun oldum. " Ah babam da Hasanoğlan Köy Enstitüsü mezunuydu." diyor genç adam. Heyecanla ayak üstü bir sohbet başlıyor... Ben ziraat mühendisiyim, ama pek çok şeyi babamdan öğrendim. O, okuldan aldığı bilgilerle usta bir tarımcı, tecrübeli bir ziraatçı idi. Bir atın yavrusunu doğurmasına yardımcı oluşunu unutamam. "
Yıllar öncesinden ortak anıları olan eski dostlar gibiyiz. Sadece dinliyoruz. Geçmiş yılların Türkiye'sinde 21 tane okulun yarattığı mucize, günümüzde de halâ takdirle, saygıyla anılıyor. Adlarını bile soramadığımız bu güzel insanlarla geçmişe anılardan bir köprü kuruyoruz. Köy Enstitüleri gibi köklü eğitim kurumlarının izleri kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Dile kolay, kuruluşlarından bu yana 83 yıl geçmiş. Yoksul köy çocuklarını eğiterek ülke kalkınmasına hazırlayan bu kurumları ve tüm emeği geçenleri saygıyla, özlemle anıyoruz.
Makbule ABALI
Nisan 2023 Urla
Not: Blogda Köy Enstitüleri ile ilgili okuyabileceğiniz diğer paylaşımlarım:
*Aydınlanma - 2014
*Bir Zamanlar Köy Enstitüleri- 17 Nisan 2015
* Orada Bir Köy Var Uzakta- 17 Nisan 2016
* Köy Enstitüleri - 17 Nisan 2017
* Köy Enstitüleri- 17 Nisan 2017
* Bir Okuma Öyküsü 17 Nisan 2018
* Köy Enstitülerini Anmak- 17 Nisan 2020
Hüsnü Çelik
Başöğretmen Hüsnü Çelik 25 Kasım 2021
*Köy Enstitüleri- 17 Nisan 2022
Arayacağınız yayınları bloğun sol üst köşesindeki Arama kutucuğuna yazıp büyüteci tıklayarak bulabilirsiniz. Ya da Sağ taraftaki Arşivden tarihe bakarak bulmanız mümkün.
Ahmet Abalı
Nisan 11, 2023
YAĞMUR SONRASI BİR GÜN...
Sağanak yağan yağmurlardan sonra insanın içini ısıtan güneşli bir gün; uzun zamandır evden çıkmamıştık. Eviniz huzurlu bir yuva haline dönüşmüşse kuşlar gibi yuvaya yerleşiyorsunuz. Özellikle erkekler huzur buldukları evlerinden kolay kolay dışarı çıkmak istemiyorlar. Dışarıda gürültülü, karmaşık bir dünya varsa , hele kent trafiği de huzursuz ediyorsa doğanın uyanışına tanık olmak amacıyla kısa yürüyüşler yapmak daha rahatlatıcı oluyor.
Zaman zaman dışarı çıktığımızda el ele etrafı gözlemleyerek kısa yürüyüşler yapıyoruz. Gören gözlerle baktığınızda bir ot parçası bile can buluyor, bir öyküye dönüşebiliyor. Ya da bir insan yüzünde kocaman bir hayat dramasının izlerini okuyorsunuz. Bir Merhaba, bir Günaydın size farklı bir hayatın kapılarını aralıyor.
Hayatımın hiçbir döneminde baharı bu denli güçlü ve yoğun yaşamamıştım. Orman içi bir alandayız. Bahar yağmurlarıyla birlikte her yer yeşile büründü. Ağaçlar çiçeklerle donandı, tomurcuklandı. Zeytin ağaçlarının altında beyaz ve sarı papatyalar açtı. Sanki onlarla yarışırcasına diğer çiçekler de boy gösterdi. Her renkte, her boyda bir göz zenginliği sunuyorlar. Bir ara yağmurun ardından bir dolu yağışı da görmüştük. Mevsimler çok yönlü bir gösteri sunuyorlar adeta.
Uzun yıllar yaşadığımız Akdeniz Bölgesi'nde mor salkım görmemiştim. Burada sokaklarda hemen her evin önünde cömertçe uzayan mor salkımlar var. Mor enerji rengi diye bilinir ama toplumca öyle büyük acılar yaşadık ki henüz o enerji içimize sinmedi. Çevrede zeytin ve çam ağaçları hakim. İnsanlar gibi bitkiler de yerini sevince, havaya ve toprağa uyum sağlayınca daha çabuk gelişiyor, uyum sağlıyorlar.
Burada zeytin ağaçları bir başka güzel. Adeta köklerinde enerji biriktirmiş gibi taze ve canlılar. Çamlar da Akdeniz Bölgesi'nde daha görkemli ve gösterişli görünürlerdi. Hele yaylalık bölgelerde, dağlarda ardıçlar, serviler, meşe ve köknarlar gökyüzüyle buluşurlar adeta. Akasya, leylak, manolya ve narenciye ağaçlarını özlüyorum. Görüntüleri, renkleri, kokularıyla belleğimde silinmeyecek izler bırakmışlar. Ağaçlar da insanlar gibi; Ya uzun süreli iz bırakıyorlar belleğinizde ya da unutulup gidiyorlar.
Makbule Abalı. 10.04.2023
Nisan 05, 2023
ANLAMAK- İnsanı, ANLATABİLMEK-İnsana, ANLAŞILABİLMEK- İnsanca...
Bir insanı tanımak, tanıdım diyebilmek aslında çok da kolay değil. Bireyin bireysel özellikleri, karakteri, kişilik özellikleri, iç dünyası onu tanımak için yeterli midir? Tam anlamıyla tanımaya bazen yıllar yetmeyebilir. Yeterince açıklamalı bir otobiyografi ya da CV bile tüm detayları vermeyebilir.
Bir insanın adı- soyadı, yaşı, cinsiyeti, medeni hali, işi, memleketi, yaşadığı yer onu tanımak için yeterli midir? Bir fotoğraf, bir anlamlı söz, yakınları, arkadaşları tanımak için bir ipucu sayılabilir mi? Göz rengi, saç rengi, ten rengi, ses tonu, duruşu, bakışları... Kısacık bir profilde yanlışı, doğruyu, sahteyi gerçeği bir dipsiz kuyuya inercesine çözebilir misiniz?
Dijital sistemde, gizli hesaplarda, filtreli resimlerde safça sadelik, duruluk, şeffaflık aramak akıl kârı mıdır ? Bir insanın ruhsal yapısını, kaygılarını, korkularını, hayallerini, umutlarını kaç saat, kaç ay, kaç yıl, kaç mevsimde çözersiniz? Beden dili, sessizliği, gözyaşı ya da kahkahaları, coşkusu, öfkesi veya sitemi... Bir insan iç dünyasında kaç duyguyu barındırır?
Kaç bilinmeyenli denklemdir insan? Kaç teoriyi çözmek gerekir anlamak için? Kaç robot bir insan eder ya da kaç insan bir robotun becerilerine ulaşabilir? Yüksek teknoloji çağında her an, her dakika üstün becerilerle donatılmış cep telefonları, bilgisayarlar üretilirken siber suçlar için de önlemler alınır mı? Adil olmayan bir dünya düzeninde kırılan adalet terazisini kim, nasıl, ne kadar zamanda onarabilir?
Yıllar önce icat edilen Yalan Makinesi belki işlerlik kazanmadı ama kötülük durumlarında terleme, yüz kızarması, ses kısılması, bakışların kaçırılması , utanma duygusu gibi belirtiler suçluyu ele vermez mi? Yıllarca ilmek ilmek örülen iyilikleri, güzellikleri aklamaya zaman mı yetmez, insan mı güçsüz kalır? Kulaklar sağır, yürekler duyarsız olduğunda kim çözebilir dünyanın sırrını?
İnsanı diğer canlılardan ayıran özellikler nelerdir; vahşi bir hayvan gibi saldırgan olabilir mi insan? Sözcükler, kelimeler yetmezse anlamaya, nefes tükense dil yenik düşer mi ? Kaç gün batımı sakinleştirir bir insanı, kaç gün doğumu heyecanlandırır, kaç yeni ay umut tazeler, kaç yıldız kayması dilek yeniler?
Bir insan dünyanın kaç bucak olduğunu ne zaman anlar? Kaç yaşında başlar gerçek olgunluk dönemi? Dünya ne zaman insanca bir düzene ulaşır, ne zaman hilesiz, yalansız, insanca yaşanabilecek bir yer olur?
Makbule Abalı
05.04. 2023
Nisan 03, 2023
İKİ KİTAP- İKİ KADIN YAZAR - B.C.P. (Blogları Canlandırma Projesi -Mart Ayı)
B.C.P. (Blogları Canlandırma Projesi) bloglar arasında iki yıldır devam eden bir etkinlik. Ben 3. yıl haberdar olup katıldım. Her ayın son haftasında, o ay için belirlenen iki temadan seçim yaparak paylaşımınızı yapıyorsunuz. Ben Kadın Yazarlar ve Polisiye başlıklı iki temadan ilkini seçtim.( Sevgili Şule Uzundere'nin kitap çekilişinde kazandığım kitaplardan ikisi, sevdiğim iki kadın yazarın kitapları.)
1- Asıl adı HAYAT ve HÜZÜN olan kitap, yazarı Ayşe Kulin'in 1964-1983 yılları arasındaki yaşamını "Dürbünümde 40 sene "başlığıyla anlatıyor. Ayşe Kulin'i yıllar önce okuduğum Foto Sabah Resimleri adlı öykü kitabı ile tanımıştım. Çok severek okumuştum. Daha sonra Adı Aylin, Geniş Zamanlar, Kardelenler, Gece Sesleri, Türkan-Tek ve Tek Başına adlı kitaplarını da okudum.
1941 doğumlu Ayşe Kulin, Foto Sabah Resimleri ile 1995 yılında Haldun Taner Öykü Ödülünü, 1995 yılında Sait Faik Hikaye Armağanını, 2007 yılında Veda adlı kitabı ile Türkiye Yazarlar Birliği En İyi Roman Ödülünü, 2008 yılında Nefes Nefese adlı kitabı ile European Council of Jewish Communities tarafından verilen En İyi Roman Ödülünü kazanmış.
Kitap 3 bölümden oluşuyor. İki evliliğinden 4 oğlu olan Ayşe Kulin kitabında bir kadın olarak o yıllarda yaşadıklarını, çalışmalarını, çocuklarıyla ilişkilerini konu ediyor. Ülkenin o dönemdeki siyasal yaşamına da yüzeysel olarak değinmiş. Ben diğer kitaplarını daha severek okumuştum.
Kitaptan alıntılar__________________
* "Gözyaşlarım yüreğime mi akıyordu yoksa yanaklarımdan mı yuvarlanıyorlardı, farkında değildim. Haksızlığa uğramışların duyduğu isyanın, kötülük karşısındaki çaresizliğin ve kızgınlığın gözyaşları daha senelerce, senelerce akacaktı gözlerimden hep içime, hep yüreğime."- Sayfa. 85
* "O düzlüğe yürüdüm, ciğerlerimdeki tüm nefesimle, Tarzan gibi, bir orman hayvanı gibi, çok acılı bir insan gibi böğürerek , avazım çıktığı kadar bağırdım önce! Sesim yankılandı, bana döndü. Sonra hıçkırarak ağlamaya başladım. Kimse duymadı beni!" S-96
* "Koşarak çıktığım merdivenlerden inerken düşündüm ki, zaman gibi hayat da geçmişti üzerimden. İnsanlara olan inancımı, iyi niyetimi, safiyetimi götürmüş, teselli mükafatı olarak bana iki oğul vermişti. Yaşlı bir genç kadındım artık. Yirmilerinde görünüyordum ama tam yüz yaşındaydım! "
* " Karşılıklı hiç konuşmadan oturduk. Filiz'le çok güzel susulurdu birlikte. Kedilerin hastalanınca tedavi amacıyla bir yere gizlenmeleri gibiydi tıpkı birlikte içe dönmek. Sükut aracılığıyla ruh tedavisiydi bir nevi." S-218
------------------------------------
2- ANLAR-İZLER- TUTKULAR- İnci Aral
İnci Aral, sade, yalın anlatımı, insanın çeşitli yönlerden tahlilleriyle severek okuduğum bir yazar. Kitabın arka sayfasındaki tanıtım yazısı şöyle: " Biri bir çocuğun adını söyler, bir hanımeli kokusu duyulur birden, bir iç çekiş. Günışığı avlunun taş döşemesine düşer. Bir köpek havlar. Rüzgar camınızı çalar bir dal ucuyla. Bir öykü başlar."
"İnci Aral'ın hayata, dünyaya, edebiyata ve yazma tutkusuna bakışını yansıtan, okumak, yazmak, severek ve yazarak var olmak üstüne düşünce ve deneyimlerini yalın, akıcı bir anlatımla dile getirdiği bu kitap belleğin seçtiği anlara ve akıp giden yaşamın bizde kalan izlerine değinen bir anlatılar toplamı."
İnci Aral yazmak isteyen gençlere şunları söylüyor:" Yazmak, insan ruhunu, bilincini, dalgalanma, yükselme ve düşüşlerini anlama ve insanın önce kendi gecesini aydınlığa çıkarma çabasıdır. Zamanın içinde bir yerlerde kendini aşkla, severek ve yazarak olumlama ve bunlara tutunarak hiçliğe karşı durma uğraşının özü budur."
Kitaptan Alıntılar _________________________
* "Çarşamba öğleden sonraları şiir, edebiyat saatleri yapılır ya da belgesel filmler gösterilirdi. Kültüre, şiire, edebiyata, yaratıcılığı geliştirecek etkinliklere, öğrenimin eğitim boyutu olarak , o yıllarda çok önem verilirdi, çok iyi öğretmenlerimiz vardı. Yozlaşan kentlerimiz, yaşamlarımız, değerlerimiz gibi eğitim öğretim de yozlaşmamıştı henüz." S-23
* "Türkçeyi doğru kullanamayan sınıf geçemezdi. Öğrencilerin yaptığı resimler panolara asılır, her hafta değişirdi. Okulun giriş holündeki tahtaya birkaç günde bir, renkli tebeşirlerle güzel bir el yazısıyla özdeyiş yazılırdı. Öğrenci şiirleri okul gazetesinde yayımlanır, ödüllü yarışmalar düzenlenirdi." S-23
* "Sanatçının ortaya koyduğu ürün yalnızca bireysel değil, aynı zamanda içinde yaşadığı toplumun, ülkesinin ve ulusunun tarihinin, coğrafyasının ortak ve ilişkiler bütününün ortak düşünsel ve ruhsal yapılanmasının da ürünü olacaktır. " S-70
* "Zamanı kağıt üzerinde kaydetmeye çalışmak bana iyi geldi. İnsan çoğunluğunun cehalet ve çılgınlığı yüzünden kapıldığım umutsuzluğu, hayretlerimi, endişelerimi, yalakalık, ahmaklık ve yersiz kibirden duyduğum nefreti, töre ve boş inanlar karşısındaki çaresizliğimi, körleşme ve duyarsızlaşma korkumu belli ölçüde yatıştırdı." S-99
* "Zamanın iyiliği de yok değil. Keder, acı gibi duyguların şiddetini azaltıyor. Önce belli bir düzeye indiriyor sonra da bizi unutmanın cömertliğine sürüklüyor. Zor zamanlarda felaketler, ölümler, acılar, darbeler öylesine arka arkaya geliyor ki tümünü birden taşıyamıyoruz. İnsanımız acıya dayanıklı. Sabırla yüzleşiyor ölümle ve hayatla. Başına gelecek uğursuzluğu tevekkülle bekliyor." S-100
* "Ticari, içeriksiz ve bayağı ürünler, insanın dilini, duygu ve düşüncelerini sığlaştırıp basitleştirir. İnsanımızın kültürel erozyona uğraması, tartışan, eleştiren, sorgulayan yeni üretici ve yapıcı insan tipini de aşındırıyor. Aslında sistemin amacı, isteği de bu. Düşünmeyen, hazır düşünce kalıplarına teslim olmuş, bir örnek, koyun gibi insanlar." S-103
* "Eğer hayatı ve varoluş gerçeğini size sunulduğu gibi kabul eder, sorgulamazsanız ya fazla siner ya da acı çekersiniz." S- 127
* "En sert sorunları dile getirirken bile edebiyat tadını korumaya ve okuma zevki vermeye özen gösteriyorum." S-127
Mart 29, 2023
BİR SAYFA KAPATMAK... BİR İNSTAGRAM HESABININ ÇALINMA ÖYKÜSÜ...
Mevsim bahardı ama hava soğuktu. Bu yıl kış mevsimi daha uzun, daha mı soğuktu yoksa bizler mi öyle sanıyorduk? Yüzler donuk, yürekler buz kesmiş , kafalar karmakarışık... 6 Şubatın, o kara günün acısı henüz tazeyken başka sıkıntılar da eklendi bitmemiş hüzünlere. Bu arada doğa yeniden doğuşa, yeni bir değişime hazırlık yapıyordu; Önce bembeyaz çiçekler belirdi kuru dallarda, sonra çiçekler tomurcuklara dönüştü, yeşil yapraklar eşlik etti onlara...
Güven, insanlık, dostluk, vefa, sabır, iyi niyet baş tacı edilmişken, her yönden yaralı insanlar adeta dört kolla umuda sarılmışken fırsatçılar belirdi meydanlarda. İnsanların hoşgörüsünden, vicdanlarından, iyi niyetlerinden vurdular acımasızca. İnsanları yıldırmak, pes ettirmekti kötülerin amacı. Güvenle güvensizlik, yalanla dürüstlük, şeffaflıkla kaypaklık, açık yüreklilikle aldatmaca kıyasıya dövüştüler yalan dünya arenasında.
İnsanları yıldırmak, pes ettirmekti kötülerin amacı. Kötüler denetlenemeyince iyiler de kaygılandılar. Pes etmek değildi düşünceleri ama beton gücüyle, kaba güçle değil, beyin gücüyle, akılla, bilimle, mantıkla kazanmayı yeğlediler. Bir zamanlar ekilen iyilik tohumları henüz çürümemişti. Ancak yüksek teknoloji çağında bile insani duygulardan yoksun robotlarla nasıl muhatap olabilirsiniz?
Adeta kocaman bir arenadasınız. Elinizde sizi koruyabilecek en basit bir savunma aracı yok. Sayfanız çalınmış: Kimliksiz, kişiliksiz durumda, haksız, yalan ve ahlakça düşük iddialara karşı durmanız bekleniyor. Neden, nasıl, kime ya da kimlere karşı mücadele edeceksiniz? Karşınızdaki düşman bile belli değil. Sahte adlarla, sahte kimliklerle bir dolandırıcılar çetesi güya sizin adınıza, kendi çıkarları doğrultusunda mesajlar yolluyor. Delikten deliğe girebilen canavarlarla karşı karşıyasınız.
19 Mart günü İnstagram hesabım çalınmış. "Şikayet sayfasına gidin, hakkınızda şikayetler var" deniyor. Önce hiç aldırmadım, sonra farklı mesajlar geliyor. Eşime de gösterdim. Yılların güveniyle kopmaz bağlarla bağlanmışsanız kuşku bile duymuyorsunuz. Arkadaşlarım, dostlarım dört koldan yardımcı olmaya çalışıyorlar. Yapılması gereken her şey yapılıyor. Karakola dahi başvuruyoruz. Tüm içtenliğimle belirtmek isterim; yıllarca emekle, çabayla oluşan bir hesabı kurtarma isteğinden çok izleyicilerden yanılıp aldananlar olur mu kaygısına düştüm. Hesabı kurtarmak değil, kapatmak istedim. Henüz onu da başaramadık.
Sanal ortamda milyonlarca insanla iletişim kurmaya çalışan kurumlar yeterince önlem almıyorlar mı acaba? Sayfanıza bile giremeden, gerçek adınızla yeni bir şifre alamadan bekliyorsunuz. Oysa Gizli Hesaplar adıyla açılan hesaplarda bile ne çok aksayan şeyler var. Yıllarca huzur, güven, sevgi, saygı, vefa, dürüstlük, onur peşinde yaşamını sürdürmüş bir insan, bütün bu değerlerin tam tersi kin, öfke, saldırganlık, dolandırıcılık, sahtekarlık arenasında bocalıyor, yorgun düşüyor, bağışıklık sistemi altüst oluyor. Bu kaypak ortamda ben donanımlı değilim.
Bir sayfa kapandı. Gereken önlemler alınmazsa belki bin sayfa daha kötü amaçlarla kullanılabilir. Ama kırılan gönüller, haksız yere incinen insanlar, kaybolan güvenler, yitirilen dostluklar kolay kolay geri gelmez. Bir fırtına her şeyi önüne katıp götürür ama enkaz kaldırmak, yeniden inşa etmekten çok daha zordur. Yılların emeğini silip yok eden kara sayfalar böylece daha da çoğalmaz mı?
İnstagram hesabım artık kapansın istiyorum. Yıllardır gölge düşürmemeye özen gösterdiğim "Eğitimci" kimliğimle bu yaratıklarla savaşmak istemiyorum.
Her şeye rağmen arayan, soran, ilgilenen, öneriler getiren güzel insanlara sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum.
Makbule ABALI
29.03. 2023
Mart 27, 2023
SÖZÜN BİTTİĞİ YER...
Yıllar önce ilkokulda iken sınıflarımızda Mevsim şeritleri vardı: Ezbere sayardık. İlkbahar yaz, sonbahar , kış. İlkbahar en sevdiğim mevsimdir. Her yıl sabırsızlıkla beklerim. İçinde ne çok şey barındırır; Doğanın değişimini müjdeleyen cemreler o mevsimde düşer, yeniden doğuşu simgeleyen Nevruz 21 Mart'ta, 45 yıllık bir evliliğin yıldönümü 8 Nisan' da, Emek ve Dayanışma Günü, aynı zamanda Bahar Bayramı 1 Mayıs'ta, benim doğum günüm 19 Mayıs...
Bu yıl zorlu bir kışın ardından bahara erişemeden, adeta bir hüzün mevsimi yaşadık. Doğa yılların birikiminin, yılların acısının, insanların vurdumduymazlığının, savurganlığının, hoyratlığının bedelini aldı sanki. Ülke olarak bir büyük acı yaşarken ; toplumsal acılar kişisel acılara, kayıplara, yürek dağlayan büyük acılara dönüştü. Belki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ama zaman zaman çok büyük sıkıntılar yaşamış ülkemiz insanı elbette gene ayağa kalkma gücünü kendinde bulacak. Ta atalarımızdan, dedelerimizden gelen genlerimizdeki tahammül ve dayanma gücü henüz tükenmedi.
Her şeye rağmen günlük tutma alışkanlığımı henüz terk etmedim. 23.03.2023 günü günlüğüme şöyle bir not düşmüşüm. "Kendimi hiç bu kadar yalnız ve çaresiz hissetmemiştim. " Sadece o günün özeti değildi bu not elbette. Günlerce süren yürek çarpıntımıza bir başka sıkıntı daha eklenmişti. Sanırım iyi niyet, merhamet ve empatiyle donatılmış insanlar, gelmekte olan tehlikeyi hemen sezemiyorlar. Kötülük uyaranlarını hemen algılayamıyorsunuz, kötülük yapmayan kötülük de görmeyeceğini sanıyor. " İnstagram hesabınız çalınmış" uyarısını alıncaya kadar ben neredeydim...?
Yüzyıllardan beri dünyamız iyilerle kötülerin savaşlarına tanık oluyor. Ve ne yazık tüm uğraşılar, çabalar, mücadeleler yetmiyor. Çocuklar umuda, aydınlığa, doğanın yeşiline, göğün mavisine , insanın iyisine hasretler. Oysa çocukların önünde öyle güzel örnekler var ki; 100 yıllık bir zeytin ağacı tüm gövdesiyle, dallarıyla, kollarıyla topraktan, köklerinden güç alarak kendini yeniliyor. Onca yıl direnmiş her türlü fırtınaya, sele, yıkımlara, zararlı haşerata. Ve hayvanlar arasındaki dayanışma, paylaşım, iş bölümü... Pek çok insana örnek olabiliyor.
Bir de acıların çoğaldığı zamanlarda zor günleri fırsat bilen insanlar var. Yardımcı olmak, kurtarıcı, yapıcı olmak yerine yaralamayı, yok etmeyi düşünen fırsatçılar, hilebazlar, ahlak yoksunu insanlar. Onur, namus, dürüstlük, utanç yok onların sözlüklerinde. Aldatma, çıkar, paranın gücü, saygısızlık, boş vermişlik vardı sadece. Zulüm ile, düşmanca tavırlarla kin ve öfkeyle nasıl, ne kadar yol alınabilir? Kötüler yaptıkları kötülüklerin batağında daha da kirlenip yok olmazlar mı?
En sıkıntılı dönemlerde en büyük soyguncuların ortaya çıkmasına şaşırmamak lazım. Merhamet ve insaftan yoksun insanlar çıkarlarını korumak için her çareye başvurabilirler. Elbet gün gelecek dünya onlara hak ettikleri cezayı, kınamayı verecek. Suç ve ceza kavramları yerli yerinde, doğrular arasında yer alacak. Değerlerimiz altüst olsa da, incinsek de ayakta kalmak zorundayız. Bir karış toprağa tutunmaya çalışan dallar gibi umuda el uzatmaktan hiç vazgeçmeyeceğiz.
Hukukun işlemediği yerde haklı olarak organizma isyan ediyor, tepki gösteriyor. Bedende alerjiler, mide rahatsızlıkları, kronik baş ağrıları, bedensel kaynaklı ruhsal rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Ancak dil susarsa yürek suskun kalamıyor. Edepli davranmak edepsizi kendine getirir mi, acaba? Hayır elbette. Onlar bir sürü gibi, düşünmeden, duygusuz, utançtan yoksun, hile ile aldatmaca ile dünyanın herhangi bir yöresinde sahnelerde, ipleri başkalarının ellerinde kişiliksiz, karaktersiz kuklalar gibi sanal ortamlarda kötülüklerini sergilemeye devam edecekler... Ta ki birileri yanlışı yıkıp doğru değerlere ulaşıncaya dek.
Makbule ABALI.
27 Mart 2023
























