Sayfalar

Ocak 30, 2025

MAVİYE İZ SÜREN - Bir Kitap Tanıtımı -Bahar Uysal Karakuş

 


 Günler inanılmaz bir hızla akıp geçiyor. Koşmak- yürümek, adımlamak-emeklemek... Ne yaparsak yapalım, bizim yaşlarımızda dünya ve ülke gündemine yetişebilmek pek kolay olmuyor. Ancak her şeye rağmen alışkanlıklarımızı, akıl ve beden sağlığımıza iyi gelecek şeyleri olabildiğince sürdürebilmek rahatlatıyor insanı.

 "Okumak ve Yazmak, paylaşmak-görüş alışverişi yapmak" bana terapi gibi gelen etkinlikler. Emekli olsanız bile- hayat sizi tümden emekli etmediği sürece- ağır çekimde de olsa, tüm çabanızla yaşam bağlarınızı korumaya alıp, alışkanlıklarınızı-küçük değişimlerle- sürdürüyorsunuz

Yerli ya da yabancı her kitap; okunan zamana, döneme, konusuna, okuyucunun kişilik özelliklerine, beklentilerine, bulunduğu sosyal çevreye  ve o andaki ruhsal durumuna göre  farklı etkiler  yaratabilir. Bazı kitaplar her zaman okunabilir, kalıcı değildir, oyalayıcıdır. Bazı kitaplar ağır gelebilir, bir kenarda tekrar ele alınmayı bekler. Bazen aylarca, yıllarca sürebilir bu bekleyiş. Bazı kitaplar da hazzına varılmışsa yeniden, birkaç kez okunmayı hak edebilir.

"Maviye İz Süren" farklı bir kitap.  Günlerce başucumda sabırla bekledi. Okunması ertelendiğinden değil, daha iyi anlamak, hatta  sindirebilmek için defalarca okunduğundan. İçtenlikle yazıyorum; kitapla adeta dost olduk, bitsin istemedim. Okurken yazarla aynı duyguları hissettim, notlar aldım, altını çizdiğim pek çok cümle oldu. Bazı kitaplar insanın kendini daha iyi tanımasına- daha çok yönlü düşünmesine zemin hazırlar. Yazarı, yaşamını, kimliğini öğrenmek istersiniz... Onun dilinden, onun özünden, onun duygu ve duyuşlarıyla; "Maviliklerde iz süren" çok değerli bir öğretmen yazarla birlikte yolculuğunuz başlar.

Kitap 2020 Yılında mecaz Yayınevi tarafından yayına hazırlanmış, 135 sayfa. "Maviye,-İz- Süren" başlıklı 3 ayrı  bölümde; hayatın içinden 10 'ar öykü ile toplam 30 öykü yer almış. "En çok hangi öyküyü beğendin? " derseniz, bu zor soruyu yanıtlayamam doğrusu. Okurken her birinde derinlemesine duygular, günlük hayattan insan yaşamından izler, felsefi düşünceler  buldum.  Çok severek-beğenerek, düşünerek okudum. Sanırım bu değerli öykü kitabında; herkes kendinden bir şeyler bulabilir. Bahar Uysal Karakuş; Okumayı-yazmayı seven idealist bir öğretmen. Kitabıyla aynı adı taşıyan bir blogda da yazıyor. (Yıllardır çok severek izlediğim bir blog.)  

Kitabın başındaki "SUNUŞ" ta  Bahar Karakuş şöyle diyor: 

"Bozkırda büyüyen her çiçeğin maviye özlemi vardır. Benim mavi yolculuğum, içinde denizlerin, gökyüzünün sonsuz rengiyle boyanmış iyimser bir gelecek gayesini barındırır.  Mavi, kimsenin varmadığı bir yerdir; gelecektir. Yürüdükçe uzaklaşan ufuk çizgisi gibidir. O tükenmez ulaşma gayesi insanın ruhunu canlı tutar, onu yaşama bağlı kılar." 

KİTAPTAN ALINTILAR:

"Yazmak, zihnimi işgal eden her şeyden, uzaklaşma oyunu. Kelimeler uzak bir yelkenli olmak istercesine."

"Kanadından eksilen bir tüy için üzülür mü kuşlar? Bir işaret olmalı, bu apansız beliriveren kuş tüyü."

"Rüstem Usta, sanayiye yıllarını vermişti. Nice farklı yüz, farklı ses, farklı kişiler görmüştü. Bir türlü sanayileşen, makineleşen bir çağın yarattığı duygusuz insanlardan olamamıştı. Ama karşılaştığı müşterileri, çoktan devleşen sanayiye ayak uydurmuş zor bir zamanın kalpsiz aktörleri olmuştu."

"Dün geçti, bir rüya... Gelecek muğlak bir umut...Bugün avuçlarımın içinde bir gerçek...Berrak, dingin bir deniz maviliğiyle kucakla onu..." 

"Zamanın hangi kıyısında olduğumu bilmiyorum. Geçmişin zehrini akıttım kabuk tutan yıllara. Bir Shakespeare tiradını mırıldanıyor ay. Kırık kalbimi, tütsülenmiş bir şiir açıyor. Onun mısralarında kayboluyorum."

"Rüzgârın tanıdım mısralarından, göçmüşüz başka yerlere. "

"Suskunluklarımın hepsi, söyleyemediğim sözcüklerin ağırlığını taşıyor.

"Doktorun gerçeklerden kaçmak yerine onlarla yüzleş demedi mi?" 

"Her şey hızlıca tüketilmiş, anlamını yitirmiş, sıradanlığın sığ denizinde kalmış." 

"Geçiş mevsimleri de kalıcı izler bırakıyor insanın ruh hallerinde."

"Asıl mesele, yandıklarından ötede, kendi içinde yaktığın ateşle yolunu her an aydınlatabilmekti..."

"Gittikçe kuraklaşan hislerini filizlendirmek için kuvvetli yağmurlar lâzımdı." 

"Hazırlandı yeni günlere titizlikle. Karşıladı her günü son günüymüşçesine..."

"Uyanmak dedi, uyanmak... Düşlerin gerçeği sınaması, uyanmaktan geçer." 

" Gözyaşlarıyla sürekli ıslanan acıları da yıkandıkça çeken çamaşırlar gibi olsaydı keşke..."

"Her şeye çok çabuk üzülürsen, hasta olursun, çabuk yaşlanırsın. İnsanlar, susmazlar, sen duymamayı öğreneceksin."

Kitapta o kadar çok altını çizdiğim cümle oldu ki; içtenlikle söylemeliyim, alıntılara alamadıklarıma haksızlık ettiğimi düşündüğüm bile oldu. 


Yüreğine-emeğine sağlık çok sevgili Bahar. Lütfen yazmaya devam et. Yazdıklarını okumak, insana iyi geliyor. 

Makbule Abalı-Eğitimci 

30 Ocak 2025 İzmir-Urla















 



 


Ocak 26, 2025

NASIL BİR TATİL...?



Tatil deyince ne düşünürsünüz dediğimizde; yaşa, cinsiyete, ekonomik ve yöresel konuma göre cevap değişir elbette. Tatiller sevilir genellikle. Bir günlük "kar tatili" verildiğinde bile çocukların gözleri nasıl parlar. Okulu sevmemekten değil, 1 veya 2 günlük dinlenme molalarının beyinlerde yarattığı olumlu izlenimdendir. Türkiye gibi uzun tatiller ülkesinde dahi,  tatiller sabırsızlıkla beklenir.

Tatillerde bile para kazanmak amacıyla çalışan çocukları nasıl unuturuz. Hayatında hiç tatil yapamayan bu çocuklar, aldıkları eğitim yeterli değilse;  gelecekte de rahatlatıcı- dinlendirici bir tatil imkanı bulamayabilirler.

Her tatil döneminin başlangıcında uzmanlar tatilin nasıl değerlendirileceği hakkında açıklamalar yaparlar. Çocuklar veya anne- babalar uyar-uymaz, bilinmez. Her çocuğun yaşına, düzeyine, ekonomik durumuna göre yapılacak etkinlikler farklı olabilir.

İlk defa bu yıl Milli Eğitim Bakanlığı'nca yarıyıl tatilinde ilköğretim çağındaki çocuklara hiç ödev verilmemesi istendi. Doğru-yanlış tartışılır elbette. Hiç vermemek mi, bilgileri pekiştirmek için uygun zamanlarda küçük tekrarlar yapmak, yormadan eksiklerini tamamlamak mı?  Bazı öğretmenler eskiden nasıl da yorucu ödevler verirlerdi. Örneğin 100 problemi yazarak çözmek gibi. 98 tane yapıp yorgunluktan bitap düşen, ağlayan  çocuklar hatırlarım.

Tatiller; ders kitapları dışında kitapları da okumak için ne güzel ve uygun zamanlar içerir. Bilgisayarlar, tabletler kitapların yerini almaya çalışsa da henüz tam dolduramadı. Televizyon tiryakiliğinin bile  uygun program seçilemezse olumsuzlukları var. Haber programlarında olumsuz  haberlerin yanında bazen güzel haberler nasıl da insanın içini açıyor, yüzünü güldürüyor. 

Ergani İlçe Halk Kütüphanesi  açıklamasına göre, iki kardeşten  Kaya Keleş bir yılda 450 kitap okumuş, kız kardeşi de bir yılda 350 kitap okuyarak, Kütüphane yönetiminden ödül kazanmışlar. 

Tatillerde; zeka oyunları, kelime oyunları, dama, satranç   öğrenilebilir. Spor etkinlikleri düzenlenebilir. Bir zamanlar tek harf belirleyerek iki kişi veya iki grup halinde "Dağ-nehir- şehir-bitki-hayvan adları bulma oyunu" oynardık. Tatillerde olanaklar elverdiğince; tiyatroya, müzelere gidilebilir, eğitsel drama çalışmaları düzenlenebilir. Çocuklar ve gençler yaş dönemlerine göre günlük tutabilir, anı-şiir-öykü yazma  denemelerine girişebilirler.

Yazın il dışında rastladığım, anne-babalarının kontrolünden uzak, bilgisayar odasında 4-5 arkadaş birlikte oyun oynayan çocukları nasıl unuturum. Bir süre izledikten sonra sormuştum: "şimdi bu oyunu kim kazanacak acaba iyiler mi, kötüler mi?" İçlerinden en büyük olanı yanıtlamıştı: "Kötüler tabii ki, çünkü onlar daha güçlü." Bu tür bilgisayar oyunlarında ne yazık, çocuklar da daha güçlü, daha hırslı, daha vahşi olandan yana. Yani kötüden yana olmayı istiyor. Çünkü iyiler, nazik, yumuşak, zarar vermeyen tipler.

Bu yıl ilk defa bir dönem boyunca eğitim-öğretim olanaklarından yararlanamadığı için tatilde "telafi dersi" yapacak olan çocuklar da var. Güneydoğu'da olaylar nedeniyle zorunlu olarak okula gidemeyen 100.000 çocuk belirlenmiş. "Telafi dersi" görmek isteyen 1559 öğrenci Silopi'den, Şırnak'tan Batman'a götürülecek. 15 gün orada barınarak "hızlandırılmış eğitim" görecekler.

Dünyada ve tabii ki ülkemizde tüm çocuklar; Çağdaş, bilimsel, demokratik, barışçıl, yeteneklerinin dikkate alındığı,  sağlıklı bir eğitim-öğretim ortamını, gelecekte daha güzel bir dünyayı hak ediyorlar. Onlara haksızlık etmemek gerek... 

Makbule Abalı-Eğitimci 
27 Ocak 2016
 
Güncelleştirme: 26 Ocak 2025


Fotoğraf- Mersin- Mezitli Sahili-
Yıllar önce; amatörce cep telefonuyla çektiğim bu değerli eseri yapan sanatçının adını yazamadım. Bağışlasın, iletişim sağlanabilirse, sevinerek not eklerim. Yüreğinize- emeğinize sağlık. 


                            Edip Akbayram- Çocuklar- Dün ve Bugün
                            Değerli Sanatçımıza acil şifalar  dileyerek...

Ocak 22, 2025

KAZA GELİYORUM DEDİ...

 


Kaza geliyorum dedi

Günler-aylar, belki yıllar önce;

Kimse önemsemedi,

Sezilemedi, 

Bilinemedi, 

Duyulamadı... 

Kaza geliyorum dedi;

Bazen bir madende-göçükte 

Yerin kilometrelerce altında,

Bazen bir depremde

Usulsüz binalarda,

Bir sel felâketinde, toprak kaymasında 

Dere yatağında.

Bir trafik kazasında, bir uçakta,

Ya da lüks bir otelde

çocuklar uykuda,

Herkes uykuda,

Her yer kapkara, her yer ıssız

Bembeyaz bir kar var sadece.

Kaza geliyorum dedi;

Birden sanki tüm renkler kayboldu

Beyaz, kırmızı alevlerle buluştu,

Sesler, çığlıklar çoğaldı,

Dünya yeniden karıştı...


Makbule ABALI-Eğitimci 

22.01.2025 İzmir-Urla



Bu büyük kazada hayatını kaybeden tüm insanlara rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyorum. Bedensel-ruhsal açıdan yaralı olanlara acil şifa ve iyilikler dileyerek.
Benzeri acıların yaşanmaması umuduyla... 

 

 



Ocak 15, 2025

NÂZIM HİKMET'İ ŞİİRLERİYLE ANMAK...




24 EYLÜL 1945


En güzel deniz:

henüz gidilmemiş olanıdır.

En güzel çocuk :

henüz büyümedi.

En güzel günlerimiz :

henüz yaşamadıklarımız.

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz :

henüz söylememiş olduğum sözdür. 


MAVİ LİMAN

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.

Seyir defterini başkası yazsın.

Kubbeli, çınarlı mavi bir liman.

Beni o limana çıkaramazsın.


* * *

İnsanların türküleri kendilerinden güzel,

kendilerinden umutlu,

kendilerinden kederli, 

daha uzun ömürlü kendilerinden.

Sevdim insanlardan çok türkülerini.

İnsansız yaşayabildim

türküsüz hiçbir zaman.

Hiçbir zaman beni aldatmadı türküler de

Türküleri anladım hangi dilde söylenirse söylensin. 


Bu dünyada yiyip içtiklerimin,

gezip tozduklarımın,

görüp işittiklerimin, 

dokunduklarımın, anladıklarımın

hiçbiri, hiçbiri 

beni bahtiyar etmedi türküler kadar...


NAZIM HİKMET (1902-1963)







Ocak 04, 2025

GÖÇMEN KUŞLAR...


En kısa günlerde, soğuklarda bile

Havada kuş sesleri var;

Kanat çırpışları, haykırışları

Uçurtmalar bile uzakta  kalmış.

Kuşların kuş beyinli olmadıkları kesin. 

Öyle uyumlu ve düzenliler ki

Sıra halinde dizilip uçuşlarından belli

Yorulunca öndekilerle arkadakiler yer değiştiriyor,

Tek başına uçan yok, sürüler halinde.

Yağmur, rüzgâr, fırtına, boran 

Hiçbiri engel değil uçuşlarına 

Ne boyun eğiyorlar engellere,

Ne kaçıyorlar zorluklardan

Özgür, bağımsız, her türden  kuşlar.

Ah kuşlar, göçmen kuşlar!

Sizin uçuşunuza  imrenen ne  çok insan  var.

Yönünüz belli, yeriniz, yurdunuz belli

İklimler, mevsimler değişirken 

Masmavi göklerde kanat çırparak

Uçun kuşlar... uçun kuşlar

Uzak diyarlara,  bildiğiniz-bellediğiniz gibi uçun... 


Makbule ABALI-Eğitimci

Aralık 2020-Mersin

Görsel: Mersin Mezitli Deresi (Amatörce bir çekim.)


                                       Edip Akbayram- KUŞLAR

                                       Bugünlerde hastanede olan değerli Sanatçımıza şifa dileyerek...


 Güncelleme: 4 Ocak 2025

Ocak 01, 2025

YENİ BİR YILI ESKİ BİR ŞARKIYLA KARŞILAMAK, ANI YAŞAMAK...

 


BUGÜN YENİ BİR YILIN İLK GÜNÜ. 1 Ocak 2025  (Milâdi Takvime Göre )

Her şeyin başlangıcı güzeldir, özeldir,  umut doludur, iyi şeyler tasarlanır, hayaller hayatın güzellikleriyle donanır. 

İNSANIZ ; bazen minicik, bazen kocaman olsa da her insanın beklentileri farklıdır. 

Bir ömür ne çok şey barındırır içinde. Hüzne yenik düşsek de kimi zaman, yaşama sevinç ve mutluluk katan küçük  ışıltılar,  yoğun bir sis perdesinin ardındaki belirsizlikleri bile aydınlatır. 

Yeni yıl ya da yaşanacak günler-yıllar için önce SAĞLIK demeyi çoktan öğrendik artık.

Bir yılın  (365 gün 6 saat ) içindeki her an, her saat, gün, hafta veya ay; dilediğimiz-beklediğimiz gibi olmayabilir, istediğimiz gibi gerçekleşmeyebilir. 

Sağlığın yanına UMUT yerleştirelim. Hayat beklenmedik mucizelerle doludur kimi zaman. İmkânsız dediğiniz şeyler bile gerçekleşebilir.

Hoşgörünüze sığınarak, kendimce  beklentilerimi de yazmak isterim

*Kinden-nefretten-öfkeden, kötü niyetten, hırstan arınmış iyi insanlar.

*Kişisel çıkarların ötesinde,  bu dünyada başkalarının da yaşama ve var olma  hakkını savunan, dürüst-güvenilir, vefalı, yardımsever, merhametli insanlar. 

*İçten-maskesiz yüzler, ak yürekli kişilere rastlayabilmek.

 

HEPİMİZİN YENİ YILI KUTLU OLSUN. 

İÇİNİZDE YAŞAMA  SEVİNCİ, ÇEVRENİZDE DOSTLAR,  EVİNİZDE BEREKET EKSİK OLMASIN...


Makbule ABALI-Eğitimci

1 Ocak 2025  İzmir- Urla

              






                                     NE SEVİNCİN ÖMRÜ VARMIŞ- ZEKİ MÜREN

                                     Makam. Rast                           Beste: Mehmet Ilgın

                                     Usul: Semai                             Güfte: Kâmil Bozdağ 


Aralık 28, 2024

YEME iÇME KÜLTÜRÜNDEN- RETROSPEKTİF'E- UZUN İNCE BİR YOL (2 )

 


Bazı yazılara başlamak güçtür; Aslında zihninizde anlatmak istediğiniz o kadar çok şey vardır ki, yeterince aktaramayacağınızı düşünürsünüz. Değerine inandığınız bir şeyin, yeterince hakkını veremeyeceğiniz endişesi gibi. Oysa ne çok şey vardır dağarcığınızda. Düzenlemek, toparlamak gerekir. Düşünürsünüz, tasarlarsınız-kuluçka dönemi uzun sürer- ve gün gelir iç sesiniz dürter sizi-daha ne bekliyorsun-der adeta.

Bilenler bilir; eskiden okullarımızda Türkçe ve Edebiyat dersleri ile birlikte Kompozisyon dersleri vardı. Yazım kurallarına uyarak, yazılı anlatımlarımızı "Giriş--Gelişme-Sonuç" bölümlerini dikkate alarak yazmamız istenirdi. En zoru başlamaktır. Bir başladınız mı sözcükler kendiliğinden akar gider. Çalışma temponuza göre; bazen parmaklarınızın ya da beyninizin işlerliğine kaleminiz veya klavyeniz isyan edebilir. Ama bilgisayar kullanımında usta olmayıp iki parmağa yüklenenlerde gecikmeleri bağışlayın lütfen. 

Yazımın başında yer alan katalog; "ÜMRAN AYHAN-Retrospektif" adıyla Ankara-Aşıkça Yayınevi tarafından 2023 Temmuz Ayı'nda kuşe kâğıda basılmış 400 sayfalık bir eser. Sanatçı-Öğretmen-Ressam Ümran Ayhan'ın yıllar boyu devam eden çalışmalarını içine alan bu değerli eser;14 Şubat 2023'te (amansız bir hastalık sonucu kaybettiğimiz) değerli sanatçının eşi Hikmet Ayhan tarafından yazılmış. Sanatçının çocukları; kızı Rengin ve oğlu Gencay da hazırlık aşamasında babalarına yardımcı olarak bu kalıcı çalışmaya katkıda bulunmuşlar. Çevrelerindeki dostların da yardımlarıyla bu güzel eser hazırlanmış.


ÜMRAN AYHAN

                                     D:1 Haziran 1954  Ö: 14 Şubat 2021 

Günlerdir hayranlıkla, imrenerek, takdirle okuduğum, izlediğim Retrospektifi tanıtım konusunda Hikmet Ayhan'dan izin aldım. Ancak alıntılarımı seçerken pırıl pırıl sayfaları çizmeye kıyamadım, sadece minicik noktalar koydum. İnce parmaklarım, yeterince güçlü olmayan kollarımla eseri kaldırmakta zorlandığım zamanlar oldu. "İyi ki kitaplığımızda artık böyle bir katalog var." diyorum. Hikmet Ayhan'dan tanıtım amacı ile birkaç görsel rica ettiğimde; bu dev eseri kargo ile evimize kadar gönderen sevgili Rengin Ayhan'a sonsuz teşekkürler. (Kargoyu taşıyan personel mutluluğuma ve mahcubiyetime tanık oluyor.)

Ümran Ayhan; İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Grafik ve Resim Bölümü'nden mezun.  Kız kardeşim  Emel (Gültekin) Yanar'ın sınıf arkadaşı. "Rahmetli" demeye dilim varmıyor; Ümran, okula birincilikle girmiş, çok yetenekli, çalışkan, yaratıcı, üretici, dünyaya sevgiyle bakan bir genç kız. Okulda yatılı öğrenciler olarak öğrenim görüyorlar o yıllarda. (1972-75) 

Ümran ve Emel, yatılı okul arkadaşlığının olumlu yanlarını paylaşıyorlar. Bir dönem tatilinde; Ümran  Emel'le birlikte Adana'ya geliyor, ailemizle tanışıyor, nazik, naif kişiliği, sıcak, içten davranışlarıyla gönlümüzü fethediyor.  Bir başka zamanda, Emel ve ben Ümranların Kuşadası'nda yaşadıkları eve konuk oluyoruz. O yıllarda otobüsle yaklaşık 15 saatlik bir yolculuktan sonra, Ümran'ın annesi Melâhat Teyze'nin sıcak sıcak ikram ettiği zeytinyağlı yaparak sarmasını unutamam. 


İzmir-Buca Eğitim Enstitüsü Yılları (1972-1975) 
Üstteki Fotoğraf: Emel Gültekin- Ümran Akten 
Alttaki Fotoğraf: Akşen  Sancak-Ümran Akten 

400 sayfalık Katalog RETROSPEKTİF,  "İÇİNDEKİLER" bölümüyle sayfalarını açıyor: Katalog başlığı altında; Sanatçı Ümran Ayhan'ın yaşamı boyunca severek yaptığı uğraşıları, çalışmalarından örnekler sergileniyor. Böylesine çok yönlü çalışma bir ömre nasıl sığdırılır diye düşünmeden edemiyorsunuz.

SUNUŞ 

"Nasıl geçtiğini anlamadığım kırk yıl sonunda, çok sevdiği mesleğinde öğrenci yetiştirmek için zaman kavramı tanımayan bir öğretmen, vefalı bir evlat, çocuklarına delicesine düşkün bir anne, fedakâr bir eş, duyarlı bir sanatçı, yetenekli bir ressam olan eşim Ümran'ı kaybetmek, bende yeri doldurulamayacak derin bir boşluk yarattı." diye başlıyor... (Hikmet Ayhan)

Vefalı , sadık, alçakgönüllü, düşünceli bir eş Hikmet Ayhan;  eşinin kaybıyla doğan boşluğu, o'nun adına ölümsüz bir eser yaratarak, çok güç ama kalıcı bir uğraşla doldurmaya çalışmış.  "Sunuş" yazısında kabarık bir teşekkür listesi var. Kataloğun hazırlık aşamasında, katkıda bulunan herkese hassas ve ince bir düşünceyle teşekkür edilmiş.

Sunuştan sonraki dört sayfalık "ÖNSÖZ" ;Ümran Ayhan'ın öğrencisi Prof. Dr. Mehmet Eryılmaz tarafından yazılmış. İlk satırlar şiir gibi. 


 Ümran Ayhan'ın kişiliği, olaylara-dünyaya bakış açısı, insan ilişkileri, sanat anlayışı, eğitimci kimliği, üstün nitelikli insan özelliklerini;" İZLENİMLER, DÜŞÜNCELER" Bölümündeki ad ve kimlik belirterek yazılan notlardan öğreniyoruz. 

Dost ve yakınlarının beni bağışlamasını dileyerek; Katalogdaki bu bölümü en sona almak istiyorum. Çok değerli bir Sanatçı-Öğretmenin eserlerinden hiç olmazsa birkaç tanesini görmek ister; sanata gönül veren, değerbilir insanlar... (Yazar Hikmet Ayhan'dan izin alınmıştır.)
Ümran Ayhan her bir eseri tasarlarken ona uygun biçimde adlandırmış. Şiir gibi, şiir diliyle...


Ölü Ağaç, Lavi Tekniği, 1975


Dokuz Doğuranların Zeytin Ellemede Dinlence Anı, Yağlı Boya


Ölmez Ağaç, Yağlı Pastel, 2008


Papatyanın Zeytine Saygısı, Toz Pastel-2013

İçtenlikle söylemeliyim; Çok uzun bir zaman diliminde, karmakarışık duygularla yazdığım, düşündüğüm sürekli notlar tuttuğum, anılarda gezindiğim ancak aldığım izni istismar etmemek adına, hayranlıkla izlediğim pek çok çalışmaya yer veremediğim bir paylaşım bu. 
 
Kararsızlığı biraz da zamanlamada yaşadım: Bir Öğretmenler Gününde, bir Sanat Haftasında, bir 14 Şubat günü ya da  Eğitimle ilgili bir  yazıda paylaşabilirdim bu alçakgönüllü, egosuna yenik düşmemiş, yüreğinin ve yeteneklerinin doğrultusunda yol almış duyarlı ve hassas bir ruhu; Ümran (Akten) Ayhan'ı... Özgün bir yazıyla anmak-yürekten kutlamak istedim. 

Zamanında tanıyamadığımız, değerini bilemediğimiz, pek çok insanımız gibi; insanlık adına üreten, emek harcayan bir sanatçıyı,  bir güzel ve özel insanı; yakınları- tanıyabildikleri kadar- anlatmaya çalışmışlar: 


Katalog Arka Kapak 

                                 İZLENİMLER-DÜŞÜNCELER 





Katalogda Hikmet Ayhan, vefalı eşinin mutfak kültürüyle ilgili çalışmalarını da şöyle özetliyor: 
Evinde ve zeytinlikteki damda ziyaretçileri, öğrencileri, mutfağında birkaç çeşit yemeği, çöreği-böreği, kanepesi, kırma-çizme zeytini, siyah sele zeytini, ot yemek ve salataları (hindiba, bambul, roka, eşek helvası, tarla soğanı, turp otu, radika, arapsaçı, şevketi bostan, kuşkonmaz, sarmaşık, deniz börülcesi, cibez, hardal otu vb.) eksik olmaz. Çocuklar ve ziyaretine gelenler için her zaman evde birkaç çeşit yemeği hazırdır. Bunlar yetmiyormuş gibi, evde yapılanlar, çoğunlukla eşinin işyerine de ulaştırılır.


Katalogda -Eşinden-  kısacık ama çok anlamlı bir SON SÖZ var.

ÜMRAN AYHAN
Kendini hep resim-iş öğretmeniyim diye tanıtan, bir günden bir güne sanatçıyım, ressamım demeyen mütevazı kadın; tüm bu sıfatlar sana feda olsun!... Bıraktıklarınla yaşayacak ve yaşatılacaksın1...
Hikmet Ayhan 



Bu yazının iki bölümde biteceğini düşünürken yanılmışım. Kataloğu bitirdiğimi sanırken her bakışta yeni güzelliklerle karşılaşıyorum. Daha günlerce bakmam gereken ne güzel ayrıntılar var. Dün gece Ümran Öğretmen'in "Eskiz ve İş Planlama Defterleri" ne çok şey düşündürdü bana.

Çocuklarla ilgili çalışmalarına bakarken anıların içinde yolculuklar yaptım. Şimdilerde bile resim, müzik derslerinin yeterince işlenmeden, tüm yoğunluğun sınavlara ayrılışına bir kez daha içim yandı. Yetenekler dışa vurulamadığında ülkemizde giderek mutsuz yetişkinler, suskun insanlar çoğalıyor. Oysa sanat, terapi gibidir.

Sevgili Ümran Öğretmenim; Keşke sizi daha çok- çocuk-genç-yetişkin- İNSAN tanısaydı. Dünyamızda kalıcı izler bırakarak uzaklara gittiniz.  İyi ki varlığınızla, enerjinizle, içtenliğinizle rol-model oldunuz, nice yüreğe dokundunuz. 

Bir zamanlar liselerimizde Sanat Tarihi derslerimiz vardı. Sergilerinizde bulunabilseydim; Hiç abartısız, içimden gelerek, kulağınıza fısıldamak isterdim: "Zaman tünelinde geriye gidiş olabilseydi ve siz keşke Öğretmenimiz olsaydınız... "

Makbule ABALI- Emekli Eğitimci
28 Aralık 2024 İzmir-Urla


Kaynak : Ümran Ayhan Retrospektif- Hikmet Ayhan

Kelime Anlamı:
İng-Retrospective Latince- Retrospectare
Retrospektif Anlamı: Geriye bakmak, meydana gelmiş olayların gerisine, geçmişine bakmak.
Görsel Sanatlarda Retrospektif: Bir sanatçının kariyeri boyunca yaratmış olduğu eserlerden derlenmiş sergilere denir.
Kaynak-Vikipedi

TDK Sözlüğü: Dünden Bugüne. Kökeni Fransızca. Retrospective









Aralık 15, 2024

Bir kitap: SADENİN LEZZETİ (Yeme İçme Kültüründen Retrospektife Uzun İnce Bir Yol) 1

 


Uzun zamandır yazmayı tasarladığım bir yazı bu. Yaklaşık beş aydır elimde olan güzel bir kitabın tanıtımını istemeden  geciktirdim. SADENİN LEZZETİ sadece bir yemek kitabı değil. Orta Anadolu'da Çankırı İli- Kurşunlu İlçesi'nde yeme-içme kültürünü, felsefi bir bakışla derinlemesine işleyen, 2024 yılında basılan  bir kitap. Ülkemizin birçok yöresinde aynı kültürün uzantılarını görmek mümkün.

Bazı kitaplar farklıdır; Kitabın satır aralarında yazarın yaşamından da güçlü yansımalar  bulursunuz. Kitabın içinde adeta ikinci bir kitap vardır. Gerçek yaşamdan bir başka öyküye uzanan yollar çıkar karşınıza. Kitap ayrı bir değer kazanır kafanızda.  Anlatılanlar anılarla bütünleşir, ruhunuza işler adeta.

"Sadenin Lezzeti" 86 sayfa, boyutu küçük ama içi dopdolu bir kitap. Bir kez okunup bir köşeye  bırakılacak  kitaplardan olmadığı gibi okudukça bilgi dağarcığınızı zenginleştirecek bir kitap.  Eserin tüm yayın hakları,  Kurşunlu Tarih Araştırmaları Derneği'ne ve yazarı Hikmet Ayhan'a ait. 

Anaerkil Aile düzeninde kadın önemlidir, yuvayı yapan dişi kuştur Baba ocağında- ana kucağında büyür çocuklar. Kadın saygı görür, evine bağlıdır, yedirir-içirir. Ama hane halkı da yardımcıdır, destektir ona. Küçüklüğünde annesine mutfakta veya ev işlerinde yardımcı olan erkek çocuklar, kadınlara saygı duymayı  öğrenir, gelecekte hayat arkadaşını da mutlu eder.

Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısından yazar Hikmet Ayhan'ın ODTÜ Siyaset Bilimi, Kamu Yönetimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olduğunu öğreniyoruz.  Alçakgönüllü yazar  kendini; "Çocukluğundan beri annesinin yanında mutfakla hep iç içe olmuş, önce annesine evlendikten sonra da eşine yamaklık yapmıştır." cümlesiyle tanıtıyor. 

Önce son sayfadaki "Kaynak Kişiler " ilgimi çekiyor: Hikmet Ayhan (70 yaşında), Emine Bozdemir (72 yaşında), Nezihe Uslu (75 yaşında), Hatice Kaya (78 yaşında), Osman Kaya (83 yaşında), Emine Kuzu (90 yaşında) Her yaşta insanın verimli olabileceğini kanıtlayan bu güzel insanlara; sağlıklı nice yıllar dileyerek sonsuz teşekkürler. 

Kitabın önsözünde Hikmet Ayhan okuyucuya şöyle sesleniyor: "Beslenme alışkanlıkları, insanların yaşadıkları coğrafyaya ve kültüre özeldir. herkes her şeye sahip değildir. Doğa, paylaşımcı olmayı, azla yetinmek terbiyesinin nefsimize öğretilmesini ve bir tek ekmeğe değil, seni doyuran, senin hayatta kalmanı sağlayan her nimete saygılı olmayı gerektirir." 

"Kurşunlu Yöresel Yemeklerinin", yazara göre "kendi halindeki" dönemi şöyle vurgulanmış: "Yani yiyeceklerin içine katkı maddelerinin konmadığı, gerçek tatlarını unutturan sosların eklenmediği, lezzetlendirmek için yağ-ot-baharat karışımının adının marine, kavurma işinin soteleme olmadığı, tarladan biçilip hiçbir müdahale yapılmadan su değirmenlerinde öğütülen buğdayın lezzetinin  zaten kendi başına yeterli olduğu dönemlere aittir."

Önsöz, çok mütevazı bir deyişle sonlanıyor: "...bu çalışmanın yaşayamayıp yaşatmak isteyenlere naçizane bir rehber, gelecek kuşaklara kültürel bir miras, ilçemizde var olduğunu bildiğim gastronomi dalında daha yetkin insanlarımızın sofistike çalışmalar yapmalarını teşvik edici mütevazı bir kaynak olarak algılanmasını diliyorum."

Kitabın içinde ana başlıklar halinde, en sade ve yalın anlatımlarla sofralarımızda yer alan yemekler anlatılıyor. Fotoğraflarla; Yemek Kültüründe kullanılan tarım aletleri ve kap kacaklar tanıtılıyor

Bir başka bölümde; Kurşunlu İlçesi Yemek Kültürüyle ilgili Deyimler ve Atasözleri yer alıyor. Her bölüm, gelecek kuşaklara bir kültürel miras ve rehber niteliğinde. Bu bölümden alıntılar:

*Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur.

*Buğday hicaza giderken, arpaya ince ekmeğe karışma demiş.

*Meyve veren ağaç taşlanır.

*Sağlık istersen çok yeme, saygı istersen çok deme.

*Tatsız aşa tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin.

Kitabın sonunda, örnek olarak birkaç kısa hikaye bile var.

Adı bile alçakgönüllülükle konmuş, değerleri yaşatmak ve  paylaşmak düşüncesiyle yola çıkan bu kitabı bir bölümde aktaramayacağımı biliyordum. En yakın zamanda yazar Hikmet Ayhan'ın rahmetli eşi Öğretmen-Sanatçı-Ressam sevgili Ümran Ayhan ile ilgili bir Sergiden notlar aktarmaya çalışacağım. 

Kurşunlu Tarih Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Eryılmaz ve Yazar Hikmet Ayhan'a, kitabın yayınlanmasına katkıda bulunup emek harcayanlara yürekten teşekkürler.

Makbule Abalı-Eğitimci

15 Aralık 2024 İzmir-Urla 


                                                                       





  

Aralık 10, 2024

İNSAN OLMAK...



Pek acele etme küçüğüm;
Elbet büyüyeceksin
Anlayacaksın sen de 
Dünyanın kaç bucak olduğunu.
Göreceksin; 
Bizim gördüklerimizi
Yaşayacaksın yaşadıklarımızı
Öğrenmek isteyeceksin, soracaksın
Kaygılanma, cevaplandıracağız elbette.

Önce tanıyacaksın;
Çevreni, yöreni, doğayı
Anlayacaksın; 
Suyun neden aktığını,
Ateşin yaktığını, taşın sertliğini...
Sonra yavaş yavaş öğreneceksin
Topluma katılmayı, sosyalleşmeyi,
Birey olmayı.

Dürüst, güvenilir, yalansız,
Vefalı, sevgi dolu, insancıl olmayı,
Hakkını aramayı, sorumluluklarını bilmeyi
Öğreneceksin zamanla
Unutma;
Zordur insan olabilmek,
Zordur insan kalabilmek...

Makbule Abalı-Eğitimci 
10 Aralık 2016 Mersin


Güncelleme:10 Aralık 2024 
İzmir-Urla

"10 Aralık İnsan Hakları Günü" tüm dünyaya barış ve insanlık adına iyi ve güzel şeyler düşündürsün, duyarlılık ve farkındalığı arttırsın. 
                               




Aralık 08, 2024

SON GÜZ YAĞMURLARI...

 Son güz yağmurları yağdı günlerce;

Tüm kirleri temizlercesine

İnce ince saatlerce

Ve güz de bitti...

Öyle kirliydi, ki her yer, her şey

Yağmurlar bile yeterli olamadı

Temizlik sağlanamadı... 

Ardından kar yağdı yüksek tepelere

Dağların dorukları karla kaplandı. 

Kar berekettir dedi büyükler

Kar suyu sindire sindire iner toprağa... 

 

Oysa tarlalar, ürünler çoktan kurumuştu

Yetmedi ne yağmur ne tepelerdeki kar doğaya. 

 Sonra güneş çıktı ansızın

Gökkuşağı göründü ardından

Renklendi birden doğa, soluk renkler canlandı;

Ama sadece çocuklar mutlu oldu 

Çocuksu hayaller, çocukça umutlar 

Yetti onlara...


Makbule Abalı- Eğitimci 

 İzmir Urla- Aralık 2024